
Koleksiyoner Bir Oto Yıkamacı Uğur Açıkgöz Yazı: Sema Gülez Fotoğraflar: Faruk Akbaş
Sena'nın (Kaleli) seçim gezileri sırasında Bursa'daki CHP il binasından çıktık, karşıya geçtik, esnaf ziyareti yapıyoruz. O arada karnımızı da doyurmak istiyoruz. El sıkışıp, hatır gönül sorup çıkarız, diye bir oto yıkamacıya giriyoruz. O da ne? İçerisi atölye gibi; araba parçaları, antika direksiyonlar, burnu kesilmiş bir Volkswagen tepeye asılmış, bir şelâle, her yerde antika parçalar... Eskiciye mi girdik, antikacıya mı, diye büyük bir şaşkınlıkla bakışlarımı etrafta gezdiriyorum.
Açlığımı da unuttum. Kendisine göre bir dekorasyon yapmış. Oturma bölümü, çalışma bölümü. Eski telefon, saat, fotoğraflar, belgeler. Kendimi Çukurcuma'da sandım. Bir anda orada bulunmamın amacını da unuttum. Konuşmaya başlayınca, oto yıkamacının sahibi Uğur Açıkgöz'ün İstanbul'dan buraya geldiğini, babasının Çukurcuma'da antikacılık yaptığını öğrendim. Ayaküstü bir sohbet, onun ne kadar renkli bir insan olduğunu anlamama yetti.
Dergi ekibinin de toplantımız nedeniyle Bursa'da olması, bu ilginç kişiliğin ve mekânın dergi sayfalarında yerini alması için bir tesadüf olmasa gerekti. Uğur Açıkgöz, yeniden başlamayı becermiş, geçmişe sünger çekmiş bir adam. İstanbul'dan Bursa'ya gelmiş. Çocukluğundan beri arabalara çok düşkünmüş. İlk BMW servisi Çukurcuma'da açılınca oraya gizlice nasıl gittiğini, yağ, pas içinde eve döndüğünü, babasının çok kızdığını ve babasının kendi mesleğine devam etmesini istediğini anlatıyor heyecanla. Tamirhanede hayatından memnun olduğunu, ustasından yetiştirmek üzere babasından icazet almasını istemiş. Fakat nâfile, babası râzı gelmemiş.
Baba mesleğini sürdürürken arabalara olan ilgisi nedeniyle oto alım-satım işine girmiş. 25 yıl bu işi yapmış. En iyi noktadayken dolandırılmış ve iflâs etmiş. Güven duyduğu için kandırılmış. Uğur Usta'nın coşkulu, heyecanlı, tutkulu bir insan olarak çakallar tarafından keşfedilmesi zor olmamış anlaşılan.
İyi niyetli insanlar, başkalarının niyetinin ne kadar kötü olabileceğini kestiremezler. Böyle şebekeler ve insanlar da iyi niyetli insanların aklını ve kalbini çelmek, canını yakmak üzere gelmişlerdir bu dünyaya. Burunları da iyi koku alır bu parazitlerin. Yaşamlarını böyle sürdüreceklerini sanırlar. Profesyonelce, acımasızca yaptıkları vurgunların, onları ne zaman, nerede, ne şekilde vuracağını, ilâhî adaletin nasıl tecelli edeceğini kestirememeleri de onların eksiğidir.
Kayınbiraderlerinin çağrısıyla Bursa'ya gelip, sanayi tipi buzdolabı üreten beş kişilik bir ortaklık kurmuşlar. Çok ortak olunca her kafadan bir ses çıkmış. Hep, tek başına mücadele etmeye alışık olduğundan bu durumu çok yadırgamış. Bunun aileye de yansıdığını görünce ayrılmış ortaklıktan. Özgür ve bağımsız ruhu böyle bir yapıyı kaldırmamış anlaşılan. Ortaklar arasındaki görüş ayrılıkları yalnızca iş görüş biçiminde olmaz. Başka alanlarda da birçok değişkenin devreye girmesi kaçınılmaz. Üstelik kurucu ortaklar bir denge kuramadıkları zaman bu, gelecek kuşaklara da yansır. Uğur Açıkgöz'ün kararı kendi selâmeti açısından hayırlı olmuş.
Sermaye gerektiğinden eski işine dönememiş. Bu dükkân denk gelmiş. Borçlanmış. İlk açtığında, yanında 11 kişi çalışmış. Bu kadar tutacağını düşünmemiş. Azimle başlamış. Arkadaşları da çok yardımcı olmak istemiş. Gözünü karartarak bu işe girmiş. O, tek başına bu işin üstesinden üç ay gibi kısa bir sürede gelmiş. Fabrikalardan işçi çıkartıldıkça bu alana şu sıralar çok giren oluyormuş.
“Oto yıkamacılık vasıfsız eleman işi, bir meslek değil, kolay ve fazla sermaye gerektirmiyor.” diyor. Benzin istasyonları da bu işe el atınca işler zayıflamaya başlamış. Başka alanlara girmek istiyor. Orijinal arabaları çatal, kaşık olmaktan kurtardığını söylüyor. Değişik tasarımlarını imkânsızlıklardan gerçekleştiremiyormuş. Fiberden kalıplarını alıyormuş. Oturma grubu, çocuk yatağı, çalışma masasına dönüştürdüğü ürünleri bir atölyede üretebileceğini söylüyor. Zanaatkâr yani. Şelâleyi de kendisi yapmış. Biraz eleştiri yaptım, dinledi.
"Ben, yaparım dedim mi yaparım; bir kere göreyim yeter." diyerek ne kadar kararlı, kendinden emin ve üretken olduğunu vurguluyor. Toparladığı araçları gösteriyor. Nereden nereye dönüştürebileceğine işaret ediyor. Amerikan arabalarına tutkulu, onları topluyor. Üç arkadaş klâsik araba sevgisini yansıtmışlar. Ankara, İstanbul ve İzmir'de etkinlikler oluyormuş. Bursa'da da olmasını arzu ediyorlar. Web siteleri de var, www.klasikoto16.com diye. Çok da takipçisi varmış.
Kahve kültüründense bu tür paylaşımları tercih ediyorlarmış. 59 model Zodyak, Mercedes. Arabanın bagaj kısmı oturulur hâle getirilmiş. Bunları hayatın içine katmak istiyor. Kullanılabilir, fonksiyonel eşyalara dönüştürmek istiyor. Eski olan her şeye ilgi duyuyor. Araba aksamları, bakırlar, kitaplar, radyo, gaz maskesi, fener, her şeye…
Her gittiği yerde ilk olarak antikacılara uğruyor. Fethiye'de Mahmut Kiriş başta olmak üzere her yerde bir ağ kurmuşlar. Örneğin, Konya'da bir araba alınmışsa, "Konya'ya bir gelin geldi." diyerek aranırlarmış. "Gelin" araba demek oluyormuş. Kendilerine göre terminolojileri de var ve muhakkak jargonları da.
Yeni işlere girerken bunların malzemelerini de temin etmek gerekiyor. Yeni bir krom boya çıkmış. Onun peşindeymiş. Nikelaj aksamları ithal etmek maliyetli oluyormuş. “Discover TV kanalında klâsik oto restorasyon işinin ötesine geçen ustalar, esnaflar var.” diyor. İşi bırakıp, fabrikaya girenler var. Öyle olmaktan çok korkuyor. Dekorasyon konusunda kendisini geliştirdiğine inanıyor. “Discover'da her şey hazır.” diyor. Çekiç ustası dediğimiz duayenler düz, tabaka sacdan çamurluk, kaput yapıyorlar. Zeki Müren'in 72 model arabasını yapıyormuş. Koleksiyoncular için sorun yokmuş. Üç Chevrolet'si varmış. İşleri durgun olmasına rağmen vazgeçemiyor onlardan.
Bu yaptığı işlerden ötürü, ona “arıza” diyorlarmış. O, hiç aldırmıyor. Kabullenmiş. O, hayallerinin peşinde. “En iyi iş sevdiğin, bildiğin iştir.” motto'sundan hareket ediyor. Ne diyelim; hayat herkesin elinden tutsun, yüzüne baksın. Gülen yüz görmek ne kadar zorlaştı. Uğur Açıkgöz, gülüyor ve kendisiyle barışık.
Beni çok şaşırttı. Bir oto yıkamacıda bir renk yakalattı. Kendisine ait bir dünya kurmuş ve evrenin istediği hareketi esirgemiyor ondan. Bereketini de görecek.