Bin Tanrılı Halkın Ülkesi Çorum Yazı: Berna Çetin, Fotoğraflar: Faruk Akbaş

Bin Tanrılı Halkın Ülkesi Çorum Yazı: Berna Çetin, Fotoğraflar: Faruk Akbaş


Kâmil Koç'un yeni başlayan Çorum seferlerini fırsat biliyor ve sizinle tarih, doğa, damak tadı ve kültürel zenginliklerle dolu bir gezinin notlarını paylaşıyoruz bu ay. Yüzlerce yıl bu topraklara hükmetmiş, çağının en önemli güçlerinden biri olmuş, sanatkârlıklarıyla geriye pek çok iz bırakmış, buna rağmen 3 bin yıl boyunca suskun kalmış Hitit uygarlığının kalbinin attığı Çorum; Hattuşa (Boğazkale), Yazılıkaya, Alacahöyük ve Şapinuva'dan oluşan rotalarıyla dopdolu bir Hitit gezisi vaat ediyor. MÖ 1600-1200 yılları arasında Anadolu'nun büyük bölümünde ve zaman zaman da Kuzey Suriye'ye kadar uzanan bölgede hüküm süren Hitit İmparatorluğu'nun başkenti Hattuşa, surlar, kapılar, tapınak ve saray kalıntılarıyla önümüzde uzanıyor. Daha sonraları Frig, Helenistik ve Roma dönemlerinde de yerleşimlere sahne olmuş topraklarda Hititlerin izini sürüyoruz. İlk yazılı barış antlaşması Kadeş, Hattuşa'da bulunmuş Hitit İmparatorluğu'nun başkenti Hattuşa, 1986 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesi'ne alındı. Burada bulunan çiviyazılı tablet arşivleri de 2001 yılından itibaren yine UNESCO'nun Dünya Belleği Listesi'nde yer alıyor. Burada bulunan Hitit tabletlerinin en önemlilerinden biri olan Kadeş Antlaşması, günümüze ulaşan uluslararası ilk yazılı barış antlaşması. Hitit Kralı III. Hattuşili ve Mısır Firavunu II. Ramses arasında MÖ 1269 yılında imzalanmış olan antlaşma, dünya tarihinde eşitlik ilkesine dayanan en eski anlaşma olarak biliniyor. Asıl metinleri kayıp olan ve Mısır'da tapınakların duvarlarına da kazınmış olan antlaşmanın bir nüshası da Boğazköy-Hattuşa kazılarında kil tablet olarak bulunmuş ve İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde sergileniyor. Bu tabletin büyütülmüş kopyası, New York'ta Birleşmiş Milletler binasında da asılı. Oldukça planlı ve gerekli açıklama tabelalarının yer aldığı gezi rotasında, şehir iki ana bölüme ayrılmış. Aşağı Şehir, en eski Hitit şehrinin kalıntılarına ev sahipliği yapıyor. Yukarı Şehir ise Poternli Sur'un güneyinden başlayıp Yerkapı'daki en yüksek noktaya kadar olan alanı kapsıyor. Şehrin en büyük dinî yapısı Büyük Tapınak Yapay bir teras üzerine oturtulmuş, şehrin en büyük dinî yapısı olan Büyük Tapınak (Tapınak 1), 14 bin 500 metrekarelik alanıyla Hattuşa şehrinin en büyük yapı kompleksi. Hitit çiviyazılı tabletlerde ayrıntılı olarak anlatılan ayinlerin yeri olan tapınak, MÖ 14.-13. yüzyılda, yani Büyük İmparatorluk Çağı'nda kullanılmış. Yamaç Evi ve taş ocağı olarak kullanılan Kesikkaya'yı, Poternli Sur'u, tahıl deposunu, Kızlar Kaya'yı geçtikten sonra Yukarı Şehir'e varıyoruz. Aslanlı Kapı, adını, dıştaki pervaz bloklarına işlenmiş iki aslan heykelinden alıyor. Soldaki aslan heykeli oldukça yıpranmış, yüz kısmı parçalanmış. Başın hemen üst yanında öğle güneşi vurduğunda, bazı hiyeroglif işaretler görünüyor. Sağdaki aslan da tahrip olmasına rağmen üzerindeki gür yelesi, pençeleri, kükrermişçesine açık ağzıyla vakur bir görünüme sahip. Hattuşa'ya yukarıdan bakın Yenicekale ile şehrin su ihtiyacını karşılayan güney havuzlarını geçtikten sonra Yerkapı'ya geliyoruz. Yerkapı, adını Hattuşa'da bugün hâlâ içine girilebilen tek poternden (tünel) alıyor. Yığma toprak setin yüksekliği dış tarafta 30 metre, uzunluğu 250 metre ve tabandaki genişliği 80 metre. Her iki yanında setin üzerine çıkan dik merdivenler bulunuyor, sağdaki merdivenleri kullanarak setin üzerine çıkıp Hattuşa'ya yukarıdan bakabilirsiniz. Taş döşeli bu setin, şehrin, devletin veya dinin gücünü ve büyüklüğünü vurgulayan gösteriş amaçlı bir yapı olduğu düşünülüyor. Yerkapı'nın hemen aşağısındaki düzlükte yer alan yapı temellerinin çoğu, Hitit tapınaklarına ait. Bin tanrılı halkın ülkesi, onlarca tapınağı barındırıyor topraklarında. Savaşarak veya anlaşmalarla fethettikleri yabancı şehir ve ülkelerin tanrılarını kızdırmamak ve kendi taraflarına çekmek isteyen ve bu nedenle yabancı ülkelerin tanrılarını da benimseyen Hititler, her yeni tanrı için tapınak inşa etmese de tanrıların tapımına adanan pek çok yer yapmışlar. Aslanlı Kapı'nın bir eşi olan Kral Kapı, üzerindeki savaşçı kabartmasıyla dikkatimizi çeken bir diğer yer. Orijinali Ankara'daki Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde sergilenen ve şu an yerinde kopyası bulunan bu görkemli kabartmada, bir savaşçı, silahlarıyla beraber betimlenmiş. Boyu iki metreyi aşan kabartmanın bir tanrı tasviri olduğu ve o tanrının da Hava Tanrısı Teşub ile Güneş Tanrıçası Hebat'ın oğlu, aynı zamanda Büyük Kral, IV. Tudhaliya'nın koruyucu tanrısı Şarruma olduğu, en kabul gören inanış. Duvarında hiyeroglif yazıların bulunduğu Hiyeroglifli Oda da yine görülmesi gereken yapılardan biri. Kral Sarayı'nın yer aldığı Büyükkale'de bulunan kil tablet arşivleri ise Hitit tarihinin araştırılmasında büyük rol oynamış. Üzerlerinde çiviyazısıyla, antlaşmalar ve devlet yazışmalarının yanı sıra kehanet metinleri, kült talimatları, geleneksel edebiyat, mahkeme kararları ve tarihî metinlerin de kaydedildiği yüzlerce tablet, burada ahşap raflarda saklanmış. Bugün MÖ 700'den sonra inşa edilmiş Frig Kalesi gibi, Hattuşa'da görülen ve Hitit dönemine ait olmayan az sayıda kalıntı da bulunuyor. Açık hava tapınağı: Yazılıkaya Aşağı Şehir'deki Büyük Tapınak'ın yaklaşık 1,5 kilometre kuzeydoğusunda yer alan Yazılıkaya Kaya Tapınağı, bir sonraki durağımız. Yazılıkaya'nın bulunuşunun tarihçesi, 1834'te Hattuşa'ya gelen ilk Avrupalı gezgin Charles Texier ile başlamış. Yeni yıl şenlikleri evi olarak da tanımlanan Yazılıkaya, bir açıkhava tapınağı. Bin tanrılı Hititler, tanrılarını kayaların üzerine resmetmişler, küçücük detaylara bile yer vermişler; müzik aletleri, savaş aletleri, elbiselerinin detayları, onların sanatçı ruhlarını yansıtıyor. A Odası diye adlandırılan bölümde, sol kaya üzerinde tanrılar, sağ tarafta da tanrıçalar betimlenmiş. Güneş Tanrıçası, Fırtına Tanrısı ve Kral IV. Tuthaliya tasvirleri, ilgi çekici kabartmalardan bazıları. B Odası'nda ise kabartmalar, yan duvarlara bağımsız figürler hâlinde işlenmiş. Ellerinde orak biçiminde kılıçlar taşıyan on iki tanrı ve Kılıç Tanrısı Nergal, burada yer alıyor. Tasvirlerde Büyük Kral IV. Tuthaliya'nın koruyucu tanrısı olan Şarruma, krala sarılmış ve ona yol gösteren bir durumda tasvir edilmiş. Kült ve sanat merkezi: Alacahöyük Hititlerden başka Frig, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine de tanıklık etmiş ve dört uygarlık çağı açığa çıkarılmış olan Alacahöyük'te sıra. 1835 yılında keşfedilen ve 1907'de ilk kazı çalışmaları başlayan Alacahöyük, Eski Tunç ve Hitit çağlarında çok önemli bir kült (dinî tören) ve sanat merkeziydi. 10 metre genişliğindeki görkemli Sfenksli Kapı'dan geçerek şehre giriyoruz. Büyük mabedin anıtsal geçidi olan Sfenksli Kapı üzerindeki, dinsel törenlerin ve çeşitli figürlerin bulunduğu kabartmalar, bugün bile oldukça detaylı incelenebiliyor. Ortaköy ilçesinde yer alan Şapinuva ise Hititlerin pek az bilinen bir kenti. Stratejik bir noktada yer alan Şapinuva, önemli bir askerî ve dinî merkez. 1990'da kazı çalışmaları başlayan Şapinuva'nın en ilgi çekici yerlerinden biri, kentin kapalı pazarı ve kiler alanı olduğu tahmin edilen yeri. Daha önce gördüğümüz kentlerin aksine burada toprak altındaki küpler ve yapının orijinal kerpiç duvarları duruyor. Yapıların sağlam kalan kısımları, dönemin mimarisi ve inşaatta kullanılan malzeme hakkında oldukça önemli bilgiler veriyor. Temiz ve düzenli bir kent Hitit kentlerine ayrılan ilk günün ardından ikinci gün Çorum'un merkezini gezebilirsiniz. Oldukça düzenli bir kent olan Çorum'da aradığınız yeri kolayca bulabilirsiniz. 1894 yılında Çorumlu Yedi Sekiz Hasan Paşa tarafından, II Abdulhamit'in tahta çıkışının 25. yılı dolayısıyla yaptırılan saat kulesinin yüksekliği 27,5 metre. Saat kulesini geçerek Ulu Camii'ye ulaşıyoruz. Asma ağacının yapraklarının gölgelediği avludaki şadırvanda kullanılan, Kur'an'dan Arapça ve Türkçe alıntılar ile kırmızılı, mavili, yeşilli süslemeler çok etkileyici görünüyor. İşlemeli ahşap kapıdan caminin içine doğru adım attığımızda, bu kez de atmosferiyle huzur veren bir mekâna giriyoruz. Dışı taş bloklardan örülmüş olan caminin sütunları yekpare ahşap. Ulu Camii, 1306 yılında inşa edilmiş ve minberi sanat tarihi açısından oldukça önemliymiş. Ulu Camii'nin karşısında bulunan leblebicilerde, meşhur Çorum leblebisinin onlarca çeşidine rastlayabilirsiniz. Yapılış şekliyle farklı olan Çorum leblebisi, odun ateşinde pişiriliyor ve rutubet almazsa kesekâğıdında üç ay bozulmadan duruyor. Birkaç sokak ileride bulunan Kâtipler Konağı'nda ise Çorum mutfağına ait yöresel yemekler sunuluyor. Sarp kayaların arasından akan buz gibi su: İncesu Kanyonu Bir İç Anadolu şehri olarak Çorum'dan dümdüz topraklar, üzerinde ekinler bekliyorsanız yanılıyorsunuz. Kuzeyinde Karadeniz ikliminden etkilenen Çorum'un birçok yaylası, yaylalardan akan suları, yemyeşil ormanları da var. Ortaköy ilçesindeki İncesu Kanyonu, Çorum'un doğal güzelliklerinden biri. 12,5 kilometre uzunluğunda olan kanyon, yürüyüş ve rafting için oldukça uygun. Doğal ve tarihî değerlerinin yanında ekonomisi ile de oldukça gelişmiş olan Çorum'da sektörel fuarlar şehre hareket katıyor. Ticaret ve sanayinin geliştiği Çorum, beş yıldızlı otelleri, kongre ve fuar alanlarıyla da pek çok fuara ev sahipliği yapıyor. Üç yılda bir Hititoloji Kongresi düzenleniyor; panel, sempozyum ve kongre turizmine yatırımlarda bulunuluyor. Tarih turizminin yanında yayla turizmi, av turizmi, kongre turizmi, trekking ve bisiklet turizmi için de oldukça uygun bir kent Çorum. Çorum, tarihin en önemli uygarlıklarından biri olan Hititlere ev sahipliği yapmasının yanı sıra mutfağı, kültürü, mimarisi, doğası ve ekonomiye kattıklarıyla da görülmeyi, gezilmeyi, yaşanmayı hak ediyor.