Hem Sporcu Gibi Çalışıp Hem de Sanat Yapıyoruz Zeynep Tanbay Röportaj: Irmak Kaleli

Hem Sporcu Gibi Çalışıp Hem de Sanat Yapıyoruz Zeynep Tanbay Röportaj: Irmak Kaleli


Rutin hayatın meşgalelerinden kaçmak istediğimizde çoğumuzun yaşamının arka odalarına gizlediği bir kaçış noktası vardır: sanat. Post-modern hayatın boğuculuğundan kaçmak için bedenimizi, ruhumuzu ve zihnimizi aynı anda çalıştıran ve dolayısıyla rahatlatan modern dansı konuşmak üzere, Türkiye'de bu alanı layıkıyla icra eden ve yaşatan dansçılardan Zeynep Tanbay ile bir söyleşi gerçekleştirdik. “Aktivist” terimi ile ABD'den Türkiye'ye döndüğünde tanıştığını ifade eden ve toplumsal bilinci yüksek olan herkesin aktivist olması gerektiğini belirten sanatçı, bizi bambaşka bir Türkiye yolculuğuna çıkardı. Modern dansın minimalist yorumcusu Tanbay, 2000 yılında kurulan ve 2005 yılından beri bu yılın şubat ayı sonuna kadar Akbank'ın sponsorluğunda devam ettirilen Zeynep Tanbay Dans Projesi'ni (ZTDP) anlattı. Projenin akıbetinin belirsiz olması dans tutkunlarının devlet ve özel şirketlere umut bağlamasına sebep olurken, sanatın ülkemizdeki devlet desteğinden uzak ayakta kalmaya çalışma çabası, yalnız sanatçıları değil sanatseverleri de ümitsizliğe itiyor. - 12 yaşınızdan beri dans ediyor ve aslında hareketlerinizle konuşuyor, vücut dilinizle insanlarla iletişim kuruyorsunuz. Peki dansa başlamaya nasıl karar verdiniz? Sözün gerekmediği bir yerde yer almak beni cezbetti çünkü çok utangaç, içine kapanık ve çok da sosyal olmayan bir çocuktum. İnsanlarla konuşmak, diyaloğa girmek benim için her zaman zordu. Belki de dans benim hayatımda tam bir çıkış yolu oldu. - Klasik dansla mı başladınız? Klasik baleyle başladım. Zaten Ankara'da o zaman bir-iki tane klasik bale okulu vardı. O açıdan modern dansla başlamam söz konusu olamazdı. - Modern dansla nasıl tanıştınız? Modern dansa geçişim yıllar sonra oldu. Amerika'da Minnesota Dance Theatre'da (Minnesota Dans Tiyatrosu), parmak ucu pabucunda (point) dans ederken sol ayağımın ikinci parmak ucu yerinden çıktı. Onun üzerine bir ameliyat geçirdim ve ayağıma bir çivi takıldı. O çivi çıkarıldıktan sonra hemen fizik tedaviye de başlayamadım. Ayağımın eski hâline gelmesi bir-bir buçuk yıl sürdü. Bir buçuk yıl, parmak ucu pabucunda forma girmek için bana uzun geldi. O zamanlar aklımda modern dans zaten vardı. İçinde bulunduğum topluluk da klasik baleden modern dansa uzanan, çok geniş bir yelpazesi olan bir topluluktu. Ben de parmak ucu pabuçlarından bir daha geri dönmemek üzere ayrıldım. - Klasik bale ile modern dans arasındaki farklılıklardan ve esnekliklerden bahsedebilir misiniz? Klasik balede; Kuğu Gölü, Fındıkkıran, Uyuyan Güzel, Sinderella, Romeo ve Juliet gibi klasik eserlerden yola çıkılarak, çeşitli masal yorumları klasik müzikle sahneye konur. Dans ederken, klasik bale tekniği doğrultusunda o eserleri yorumlarsınız. Modern dans ise masaldan tamamıyla arınmış, son derece gerçekçi ve şimdiki zamanla, şu andaki ruh hâllerimizle ilgili... - Amerika'ya gitmeye nasıl karar verdiniz? Benim Amerika'ya gidişim ailemin desteğiyle oldu. Ailem “Madem bu işe gönlünü verdin, bu kadar ciddi yapmak istiyorsun, o zaman git, Amerika'da esas alanında bunu gör. Bakalım oradan sana ne diyecekler, belki bırakacaksın.” diyerek beni New York'a gönderdi. Orada Geoffrey Bale Okulu'na girdim. 16 yıl orada kaldıktan sonra da döndüm. - Amerika'ya gidip yeni bir hayata başlamak sizde nasıl bir his uyandırdı? Yolculuk sırasındaki hislerinizi hatırlayabiliyor musunuz? Uçaktaki hâlimi hatırlayamıyorum çünkü 18 yaşındaydım, çok gençtim. Sadece dans için yeni bir yolculuğa çıkacaktım. Bu işin ana merkezi olan New York'a gidiyordum ve bana orada bu işi yapıp yapamayacağım söylenecekti. Bu bir dansa yolculuk olduğu için çok mutluluk vericiydi. Zaten küçüklüğümden beri çok özgür ruhluydum. Yalnız başıma yurtdışına gidince kendi ayaklarımın üzerinde durmayı, her şeyin üstesinden kendi başıma gelmeyi, dans gibi dünyanın en zor mesleklerinden birini yaparken başarabildim. - 16 sene uzun bir zaman dilimi… Evet, çok uzun. Ben kalmak üzere gitmemiştim, döneceğimi hep biliyordum. Orada bir hayat kurmak istemediğim için hep bohçayla yaşadım. Önce New York, New York'tan Cleveland, oradan Minnesota, sonra San Francisco, San Francisco'dan sonra yine New York... Hiçbir zaman bir evim olmadı. Hep yolcuydum, 16 sene boyunca hayatımda hep yol vardı. Türkiye'de olmayan koreograflarla ve dünyanın en önemli topluluklarıyla çalışma fırsatım oldu. Martha Graham'ın topluluğunda dans ettim, sonra onun dans okulunda hocalık yaptım. Elisa Monte gibi bir koreografla çalıştım. Bütün amacım Türkiye'de olmayan olanaklardan yararlanmak, kendimi yetiştirmek ve mesleğimi yapabilmekti. - Dans çok katı bir disiplin olmasına rağmen öğrencilerinizi, verdiğiniz hareketleri yorumlamada çok serbest bırakıyorsunuz. İyi bir eğitmen olarak görülmenizin sebebi bu olabilir mi? Danstan başka, beden, ruh ve zihnin aynı noktada buluştuğu bir meslek ben bilmiyorum. Birçok sanat dalında ruh ve zihin çalışıyor ama beden bir sporcu gibi çalışmıyor. Biz hem sporcu gibi çalışıp hem de sanat yapıyoruz. Dans ederken, sert, negatif, insanın gururunu inciten birçok hoca ile karşılaştım. Ben bu özelliklerden uzak kalmaya çalıştım çünkü o hocalar, beni de sevdiğim arkadaşlarımı da hep çok kırdı. - Bir röportajınızda, oğlunuzun dansçı olmasını istemediğinizi, politikacı olmasını yeğleyeceğinizi söylemişsiniz. Neden? Türkiye'de dansçı olmasını özellikle istemem. Dans zaten çok zor, Türkiye'de daha da zor. Örneğin, savunmaya ayrılan bütçe, geçen seneye oranla korkunç artırılmış ve o paraların nereye harcandığı bilinmiyor. Ben o bütçenin sanata ayrılmasını istiyorum. - Sanatçılığınızın yanı sıra aktivist kişiliğinizle de tanınıyorsunuz. Sizinle, insan hakları sempozyumlarında veya kadın örgütlerinin protestolarında karşılaşmak da mümkün. Sistemin çok çarpık olması, devlet dediğimiz mekanizmanın hep yanlış çalışması, Türkiye'de çok fazla yalan olması, insanı yoran bir şey. Türkiye'ye döndüğümden beri buna sessiz kalmak istemediğim için kendimi sokakta, bu eylemlerin içinde buldum. Örneğin 2000 yılında, 19 Aralık, Hayata Dönüş operasyonlarından önce, F tipi cezaevleri için bir sanatçılar girişimi kurup, Cumhurbaşkanı'na gittik. Hrant Dink davasını hiçbir zaman kaçırmadım. ABD'nin Irak işgalinden sonra Ufuk Uras'ın Türkiye'deki aydınlara yazdığı bir mektupla; Ahmet İnsel'den Aydın Engin'e, Oya Baydar'dan Hrant Dink'e kadar ben de dâhil birçok kişinin kurucusu olduğu bir Barış Girişimi hareketi başlatılmıştı. Hrant, benim orada tanıyıp çok sevdiğim bir insandı. Sonra hep yanında olmaya çalıştık ama meğer yeterince olamamışız. Ayrıca Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu'nun (Küresel BAK) da üyesiyim. Savaş karşıtı ve bütün dünyada barıştan yana tutum alan bu sivil toplum örgütünün sözcülüğünü de yaptım. - Şu anda başka hangi sivil toplum kuruluşlarına üyesiniz? Irkçılığa ve Milliyetçiliğe DurDe! benim için çok önemli bir sivil toplum örgütü. Aşırı milliyetçiliğe, ırkçılığa, ayrımcılığa son verilmesi için çok güzel çalışmalar yapan bir örgüt bu. Türkiye'de böyle bir örgütün olması çok gerekli. Zaten Küresel BAK ve DurDe! ortak çalışmalar da yapıyor, ben de onların içinde yer alıyorum. Vicdani retçileri sonuna kadar destekliyorum. Birkaç sene önce de çocuğumun askere gitmesini istemediğimi açıklamıştım. Ben, ordunun olmadığı bir ülkede yaşamak istiyorum. Keşke Türkiye böyle bir şey başlatabilse. Cumartesi Anneleri [İnsanları] için de her cumartesi orada olmak istiyorum. Bunlar bu memleketin çok büyük yaraları. İnsan sessiz kalmak istemiyor çünkü sessiz kaldığımda, kendimi bunlara iştirak etmiş gibi hissediyorum. - Buraya döndüğünüzde “İskemle” dansıyla işkenceyi konu etmeye nasıl karar verdiniz? Türkiye'ye geldiğimde Manisalı Gençler Davası devam ediyordu, bu davadan çok etkilenmiştim. 14 ile 16 yaş arasındaki sekiz-on genci, duvara yazı yazdıkları için hapiste kaldıkları dört ay boyunca korkunç işkencelerden geçirmişlerdi. Serbest bırakıldıklarında onların hapisten çıkışları, anneleriyle karşılaşmaları korkunçtu. Türkiye'de işkence bir-iki kere olan bir şey de değil. Bunu bildiğim için, işkence konusunu, özellikle kadınların tecavüz de dâhil olarak çift şekilde işkence gördüğünü sahnede dile getirmek istedim. O dans, benim için çığlık gibi bir şeydi. - Bir dansın koreografisini nasıl belirliyorsunuz? Genelde gözümü kapadığım zaman bir dans görüyorum. Sonra o dansı yapmaya başlıyorum, çoğu zaman onun müziğini sonra buluyorum. Bazen de, mesela “İskemle” dansında olduğu gibi, bir müziği duyuyorum ve “Ben buna kesin bir şey yapmalıyım.” diyorum ve sonra o müziğin bana çağrıştırdığıyla bir şeyler yapmaya başlıyorum. Konsept o sırada kendiliğinden oluşuyor. - Gelecekte dansla ilgili ne gibi projeleriniz olacak? Biz 19 yıldır Akbank'ın sponsorluğu ile çalışıyoruz. Maalesef Akbank bu desteği şubat ayından sonra kesme kararı aldı. Daha sonra ne olacağımız meçhul. 10 yıldır Türkiye'de bu kadar profesyonel, dansçıların kontratlı olarak bir çatı altında buluşup repertuar oluşturduğu, Türkiye içinde turnelere çıkıp, dünyanın en önemli festivallerinden de davet alan tek modern dans topluluğuyuz. Tek derken utanıyorum ama 11 senedir var olan böyle bir topluluğun özellikle İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nce desteklenmesi gerekiyor. - Yurtdışında katıldığınız festivallerden bir örnek verebilir misiniz? Pina Baush'la da çalışmış olan, yurtdışı organizatörümüz Koza Tamdoğan, bizim DVD'mizi Atina Festivali organizasyonuna göndermişti. Festival direktörü de bugüne kadar Türkiye'den bu kadar üst düzey bir şey gelmediğini söyleyerek geçen yaz bizi festivale davet etti. Biz de bu festivale kabul edilen ilk Türk topluluğu olduk. Ülke krizde olmasına rağmen düzenlenen festival, katıldığımız en güzel uluslararası festivaldi. - Son olarak, Akbank Sanat'ta bu ay hangi günler ders olacak? Dersler, salıdan cumaya, akşam altı buçuk-sekiz arası. Biz aylık ödeme almıyoruz, isteyen haftada bir kere, isteyen iki kere gelebiliyor. Derslerin 10 liralık bir ücreti var ve geldiğiniz gün için ödeme yapıyorsunuz. Cumartesi günleri ise çocuklar için dersler düzenleniyor. - Dans eğitimi olmayan kişiler, derslere katılabiliyor mu? Zaten derslere bunu hobi olarak yapmak isteyen kişiler katılıyor. İstek ve sevgi olması yeterli.