Merhaba

Merhaba


Evler; kimileri için otel, kimileri için gösteriş kaynağı, bazen yuva, sığınak, kutsal mekân, kale, masumiyetimizin durağı... Evlerimiz bizi ele verirler. Tıpkı giyimimiz gibi. Yaşam tarzımızı, duruşumuzu açığa çıkarırlar. Bazen bizi kuşatır, esir alırlar; bazen dışsal saldırılardan korurlar. Kimimiz sürekli temiz ve güvenli tutmaya çalışırız, kimimiz kapılarımızı sonuna kadar açarız, kimimiz de istediğimiz gibi kullanırız. Yerleşik düzenimizin simgesi, hiç işi bitmeyen evler, akşam olduğunda, soğuk kış günlerinde, bizi çağırırlar, sarıp sarmalarlar. Evlerimizi dayayıp döşemek, yenilemek; zevkimizi, yaşayış biçimimizi yansıtmak, kaçınılmaz bir uğraş hâline geliverir. Kendimizi yeniden ürettiğimiz bu mekânlar bize neleri düşündürtmez ki? Yaylalar, ovalar, dağlar, denizler, nehirler, ormanlar, bitkiler, ağaçlar, kuşlar, bir gezginin ilgisini çektiği gibi, sporcuların, araştırmacıların da ilgisini çeker. Yerinden kıpırdayan, evlerinin güvenli atmosferinden çıkabilenler için dış dünyada görülecek, yaşanacak, yapılacak, paylaşılacak o kadar çok şey var ki… Sofralarımızın vazgeçilmezi üzüm; asma yaprağı, sirke, turşu, üzüm kurusu, rakı, şarap olarak ritüellere, geleneklere, şiirlere, türkülere konu olmuş, evlerimizin vazgeçilmezi hâline gelmiş. Anadolu, üzüm kültürünün anavatanı. Doğu Anadolu Turizm Geliştirme Projesi'ni (DATUR) Egemen Çakır ile tanıdık. Öylesine heyecanlı ve işini sahiplenmiş bir genç ki, varlığıyla umutlanıyorsunuz. Çoruh Vadisi, inanılmaz zenginlikleri, güzellikleriyle kadrini bilenleri bekliyor. İki iklim bir vadide yaşanıyor. Tarım ve hayvancılık konusunda destek vermek, turizme katkı sunmak üzere Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Efes Pilsen; sivil inisiyatif, devlet ve özel sektör olarak bu sosyal sorumluluk projesinin üç ayağını oluşturmuşlar. Çoruh Vadisi; kiliseleri, kaleleri ve manastırlarıyla da bir tarih barındırıyor. HES'lere “yes” diyenlere biz de “pes” diyoruz. Halkın katılımıyla bölge turizme açılabilir. Yeter ki insan elinden zarar görmesi engellenebilsin. Çorum; tarihi, doğası, kültürü ve kentleşmesiyle dikkat çeken bir ilimiz. Frig, Helen, Roma, Bizans en çok da Hitit döneminden çok önemli kalıntılara ev sahipliği yapıyor. Tunç çağı ve Hitit döneminin kültür-sanat merkezi Alacahöyük'e, Sfenksli Kapı'dan giriyorsunuz. Askerî ve dinî merkez Şapinuva ve kil tablet arşivleri, birçok resmî ve gayri resmî belgeyle Hitit tarihinin araştırılmasına katkı sunuyor. Bin tanrı ve onlarca tapınak... İmparatorluğun başkenti Hattuşa'nın çivi yazılı tabletleri, UNESCO'nun Dünya Miras Listesi'nde. Allard çiftiyle Umman'a açılıyoruz. Alt yapısı gelişmiş, istikrarlı bir ülke. Muskat'ın trafiği daha rahat, binaları alçakmış. Kapalı çarşısı, baharat kokusu, kaleleri, kiliseleri, Hindu tapınakları, Sultan Qaboos Büyük Camii ve makul fiyatlarıyla Arap dünyasının kültür merkezine uzanıyoruz. Koruyarak açılmak fikri çekici. Dans yeterince aktivasyon gerektirirken, bir dansçının ezilenlerin, ayrımcılığa uğrayanların, ötekileştirilenlerin hakkını aramasını; barışın, sivilleşmenin, adaletin peşine düşmesini; harekete geçmesini hayranlıkla izliyoruz. Duruş ve hareketlerimiz, konuşmadan da ne istediğimizi anlatabiliyor. Bedenimizin, zihnimizin ve ruhumuzun devreye girdiği dans, sözsüz bir anlatım biçimi; hazır cevap olamasak da cevap vermenin bir aracı. Adam Cohen'i de farklı ülkeler, tatlar, insanlar, renkler, diller heyecanlandırıyor. O da müziğin ardından gidiyor. Sanatla köprüler kuruluyor; onca öyküyü sırtında taşıyan, sallanmayan, yıkılmayan köprüler…