
Bir Dedektiften Daha Fazlası Selb Yazı: Fatih Balkış
SAYFALARDAYOLCULUK Yazı: Fatih Balkış Bir Dedektiften Daha Fazlası Selb gerektiğini öğrenmiştir. Böylece antisemitizm düşüncesi haklı bir görüşe dönüşür, ama Selb zaman zaman hala bu iki durumu birbirinden ayıramayacak kadar çelişkidedir. Kedisi Turbo'nun fareleri yakalayışı gibi suçluları yakalar ama onlara zarar da verir bu eylemleri sırasında. İşte bu noktada her yargının barındırdığı haz duygusundan sıyrılması beklenirken, Selb bundan kaçınamaz. İyiyle kötünün sınır çizgisinde durması gerekirken, iki tarafta da boy gösterir Selb. Yargı gücünün hazzının kurbanı olur. Selb klişeleşmiş dedektiflerden bu noktada ayrılıyor. Onun da bir kedisi var, o da kendisine iş teklif eden kadına aşık oluyor, o da arkadaşlarıyla poker partileri yapıyor ama sonunda hiç beklemediğimiz bir davranış sergiliyor. Bunu da 40 yıl önce yapamadığı ve şimdi karşısına çıkan bu durumla hesaplaşarak yapıyor. Adaleti sağlamanın bir fırsat olarak karşısında duruşuna seyirci kalamıyor. Bu da Selb'in yargısı olarak karşımıza çıkıyor. Bu yargı, bütün roman boyunca tartışılan bir başka sorunsala götürüyor bizi. Kendimiz adına verdiğimiz büyük yargıların, aslında başkalarının tasarladığı küçük, çok küçük yargıcıklar olduğu gerçeğine. Bu öyle bir gerçek ki, yazgıyla ya da Shakespeare'in oyunlarında gördüğümüz o "büyük mekanizma"nın hep çalışıyor olması gerçeğiyle örtüşüyor. B ernhard Schlink'in Can Yayınları tarafından geçtiğimiz yıllarda yayımlanan dedektiflik romanı serisi üç kitaptan oluşuyor. Schlink, ilk kitap "Selb'in Yargısı"nda bizi hesaplaşmaktan hiç vazgeçmediği geçmişe geri götürüyor. Kuruluşu Nazi Almanya'sına kadar uzanan büyük bir kimya şirketinin çevresinde gelişen olaylar, dedektif Selb'in de kendi geçmişiyle içine çekildiği karmaşık olaylara bürünüyor. Roman ilerledikçe yargı, adalet, suç kavramlarının değişkenliği ve sürekliliği araştırılıyor. Olayların içine atılan Selb ise insanın kendi geçmişiyle hesaplaşmasının kaçınılmazlığını vurgulayan bir kahramana dönüşüyor. Sanki bütün o araştırmalar, kılı kırk yarmalar, duygusal ve duyusal sapmalar, ilişkiler ve çaba bir anlam yaratmıyormuş gibi, bizi hayal kırıklığına uğratan bir sonla, daha doğrusu bir özbilinç yoksunluğuna doğru sürükleniyor. Aslında Schlink'in de belki kanıtlamak istediği şey bu. Zaman, görüldüğü gibi pek çok şeyin üzerini örtmüş değil; tersine ortaya çıkmak için uygun koşulları bekleyen kimi davranışlar ve düşünce yapıları, günü geldiğinde ya da kendiliklerinden bir zayıflık bulduklarında ortaya yeniden çıkıyorlar. Böylece, kendini davasının rüzgarına kaptıran eski savcı dedektif Selb, suçluyu yakaladığında ona bunu nasıl itiraf ettireceğinin hesaplarını yapar. Bir zorlama ile mi olmalıdır, yoksa tuzak kurarak mı? Birdenbire baş gösteren kıskançlık, avcı ile avı arasındaki çekişme ve nihai bir çözüm. Sonra Selb, bir suçlu gibi kendisini de yakalar ve bu düşüncelerinden dolayı utanç duyar. Daha üniversitedeyken Carl Schmitt'in öğrencisi olmuştur ve ondan politik ve kişisel düşmanların kesin olarak birbirinden ayrılması Selb'in Hilesi Dedektif Selb dizisinin ikinci kitabı "Selb'in Hilesi", yeni bir hikayeyle devam ediyor. Yaşam üzerine belli bir düşünce yapısı geliştirmiş olan Selb, hem büyük bir tutkuyla bağlı olduğu yaşamla hem de yaşamın zorunlu kıldığı yaptırımlarla mücadele ediyor. Bernhard Schlink'in en önemli özelliği, 106 Yolculuk