Anadolu Kültüründe Nar Ağacı Yazı: Hasan Torlak, Fotoğraflar: Faruk Akbaş

Anadolu Kültüründe Nar Ağacı Yazı: Hasan Torlak, Fotoğraflar: Faruk Akbaş


Bilimsel literatürde Punica granatum olarak adlandırılan, kışın yaprağını döken narın vatanı; Türkiye, Batı Asya ve Akdeniz kıyılarıdır. Nar, bol güneşli yerler ve ılıman iklimlerde yetişir. Kendine özgü kırmızı çiçekleri çan şeklindedir. Narın bilimsel adındaki Punica kelimesi “Fenike ülkesi” anlamında olup bu, onun eski zamanlarda Fenike kökenli olduğuna inanıldığını göstermektedir. İpek Yolu ve Finikelilerin, narın diğer coğrafyalara dağılmasında önemli rolü olmuştur. Ülkemizin önemli antik kentlerinden biri olan Side'nin antik çağdaki anlamı da “nar”dır. Dünya nar üretiminde Türkiye, Hindistan ve İran'ın ardından üçüncü sıradadır. Mayıs ve temmuz aylarında açan nar çiçekleri, parlak kırmızı renkli ve oldukça gösterişlidir. Nar, kültüre alınan en eski meyve türüdür. Bu nedenle birçok ulusun kültüründe ve mitolojisinde önemli bir yere sahiptir. Nar meyvesi, sahip olduğu yüksek şeker ve antioksidanlar ile kıymetli bir yiyecektir. Birçok bölgede taze olarak tüketilen nardan, nar ekşisi veya nar pekmezi elde edilir. Nar, meyve olarak kullanılması dışında, çok eskiden beri kullanılan bir halk ilacıdır. Özellikle nar ağacı kabukları kurt düşürücü, meyvesinin kabukları ise kabız edici olarak kullanılmıştır. Hititçesi “nuurmu” olan nar ağacı meyvesinden Hititler de ilaç elde ediyorlardı. Hititler nar tanelerinin de katıldığı zalpa ve eşri adlı iki tür yemek yaparlardı. MÖ 1300'lere tarihlenen Uluburun batığında da nar kalıntıları bulunmuştur. Kibele tapımlarında nar, tanrıçaya kurban olarak sunulurdu. Bu bitki, döl verimliliğinin ve bitekliğin sembolüydü. Geç Hitit kenti Kargamış'ta bulunan Kubaba stelinde Anatanrıça Kubaba, elinde bir nar meyvesi tutarken resmedilmiştir. Nar meyvesinin anne rahmine ve plasentaya benzemesi, meyve açıldığında kırmızı renkte kana benzeyen özsuyun çıkması, doğumdaki kanamaya benzemektedir. Antik mitolojide de nar, Tanrıça Hera'ya adanmıştır. Eski çağlardan beri bilinen ve tüketilen nar, eski Yunan mitolojisinde Afrodit'in de kutsal meyvesidir. Nar meyvesi, sahip olduğu çok sayıda tohum ve kırmızı rengiyle, kadının üretkenliğini ve bekaretin evlilikte kaybedilmesini sembolize eder. Antik kültürler içinde kadınlığı en güçlü temsil eden meyvedir. Musevi ve Hıristiyan din bilginlerine göre Adem ile Havva'nın cennetten kovulmasına neden olan meyve, elma değil nardır. Günümüz Anadolu'sunda nar ve elmaya atfedilen kültürel değer benzer olup her iki meyve de bekaretin yitirilmesi ve döllenmeyle ilişkilendirilmektedir. Nar, Farsçada “ateş, kırmızı” anlamına gelir. Eski Mısırlılar narın dünyanın ilk meyvesi olduğuna inanırlardı. Yunan mitolojisinde nar, Yeraltı Tanrısı Hades ile ilgili bölümde geçer. Hades, kaçırdığı Persephone'nin geri dönmesini önlemek için ona bir nar hediye eder. Persephone'nin, yediği nar tanelerinin sayısı kadar ay süresince yeraltında kalması gerekmektedir. Persephone dört nar tanesi yemiş ve bu zaman kış aylarına denk düşmüştür. Bu süre zarfında annesi Demeter üzüntüsünden bereket dağıtmayı bırakmıştır. Persephone on iki nar tanesi yeseydi, bütün bir yıl boyunca kıtlık olurdu. Yahudi inancında nar, Kral Süleyman'ın sarayının sütunlarını süslerdi. Bu dine mensup din adamları, üzerinde nar motifli giysiler giyerlerdi. Yahudi inancında narın kutsal sayılmasının nedeni meyvesinde 613 tanenin olduğunun düşünülmesi, Tevrat'ın da 613 emrinin bulunmasıdır. Ancak nar meyvesinin içinde her zaman 613 tohum bulunmamakla birlikte tohum sayısı yaklaşık 600 dolayındadır. Nar, Hıristiyanlıkta da kutsal sayılır ve fresklerde betimlenir. Kilise resimlerinde ellerinde çatlamış nar tutan Meryem Ana ve İsa tasviri, yaşamda çekilen onca acıyı ve yeniden doğuşu sembolize eder. Müslümanlıkta ise cennet meyvelerinden biri olarak kabul edilen nar, bereketi ve verimliliği temsil eder. Ayrıca İslam inancında nar yiyen insanların kin, nefret ve düşmanlık gibi kötülüklerden uzak olacağı düşünülür. Nar, eski Mısır kültürünün çeşitli dönemlerinden bilinmektedir. Tevrat'ta birçok kez bahsedilmektedir. Adem'in Havva için nar topladığı, Paris'in Afrodit'i bir nar ile ödüllendirdiği söylenmektedir. Nar ve çiçeği, İslam ve Budizm kültüründe çeşitli sanat dallarında sık kullanılan bir motif olmuştur. Anadolu'nun birçok yöresindeki düğünlerde nar parçalama töreni yapılır. Parçalanan narın tanelerini en çok yiyen genç kızların ilk önce evleneceğine inanılır. Bu düğün törenlerinin bir bölümünde bayrak direğinin ucuna nar meyvesi takılmakta, direğe takılan ve parçalanan bu meyvenin tanelerini yiyen kızın ilk önce evleneceğine inanılmaktadır. Dolayısıyla düğünlerde nar kullanım geleneği Akdeniz ve Ege yöresinde yaygındır. Nar meyvesi Anadolu'da binlerce yıldan bu yana doğurganlıkla ilişkilendirilir, bu kültürel uygulamaların bilimsel nedenleri de bulunmaktadır. Nar meyvesinin kadınlık hormonları üzerindeki etkisi bunun en önemli nedenlerindendir. Menopoz evresindeki kadınlarla yapılan çalışmalarda, bir hafta düzenli nar suyu alındığında, östrojen hormonu seviyesinin arttığı gözlenmiştir. Nar çekirdeklerinin östrojenik (kadınlık hormonu) içerik açısından zengin olması, menopoz döneminde kadınların nar meyvesini çekirdekleri ile birlikte tüketmesinin kemik erimesi dâhil bazı menopoz şikâyetleri üzerinde yararlı olabileceğinin ileri sürülmesine yol açmıştır. Narın kadınlık hormonları ve doğurganlık üzerindeki etkileri, onun binlerce yıl öncesinden bu yana doğurganlıkla ilişkilendirilmesine ve Kibele, Hera ve Afrodit gibi tanrıçalara özgülenmesine sebep olmuş olmalıdır. Günümüz Anadolu'sunda kutsal bilinerek korunan nar ağaçları bulunmaktadır. Aydın-Kuyucak'ta bir evin bahçesindeki nar ağacının dibinde dede olduğuna inanılır. Ağacın etrafı her zaman temiz tutulmakta ve ağaç kesilmemektedir. Ağacı kesenin başına kötü şeyler geleceğine inanılmaktadır. Ağacın bedeni sürekli kireçle badana yapılmakta, bunun nedeni olarak da ağacın temizliği sevdiği ifade edilmektedir. Yanında duvar istemediği için ağacın duvarları yıktığına inanılmaktadır. Ağacın, sevmediği insanları, bilhassa sarhoşları taşladığına inanılmaktadır. Ağacın narları yenmekte, ancak yöre insanı ağacı kesmekten korkmaktadır. Nar ülkemizde en önemli boya bitkilerinden biridir. Nar çiçeklerinden ve olmamış meyvelerinin kabuğundan parlak kırmızı renk elde edilir. Boyaların insan psikolojisine etkisini inceleyenler, kırmızı rengin parlak ve açık tonlarının sevgiyi, tutkuyu ve aşkı uyandırırken, koyu kırmızının erotik duyguları harekete geçirdiğini, pembe ve tonlarının kadınsılığı, edilgenliği çağrıştırdığını tespit etmişlerdir. Dolayısıyla nardan elde edilen, erotizm ve kadınsılığı çağrıştıran kırmızı renk de bu ağacı Anadolu'nun doğurganlık ve aşk tanrıçalarına bağlamaktadır. Nar kökünün kabuklarından ise çok koyu bir siyah renk elde edilmektedir. Bu siyah renk, narın mitolojideki Yeraltı Tanrısı Hades ile ilişkisinin nedeni olabilir. Bu siyah boya, ortaçağda mürekkep olarak kullanılıyordu. Soyulmuş nar kabuklarını bir bardak sirke içerisinde bir hafta bekleterek çok kaliteli bir mürekkep elde edebilirsiniz. Mayıs ayından itibaren kıpkırmızı açan eşsiz çiçekleriyle büyüler sizi nar, sanki başka bir âlemden, masal ülkesinden gelmiştir o. Sonbahara doğru kızıllaşan ve bir ana karnı gibi dolgunlaşan meyveleri, yiyenlere sağlık ve mutluluk verir, çatlayan meyvelerinden kırmızı bir ışıltıyla gülümseyen taneleri sanki bir mücevherdir; bu değerli meyve onu yiyen kadınların hormonlarında değişiklikler yaratıp onları daha doğurgan kılar. Bu topraklardan kök alan narlarımız Anadolu insanına besin ve sağlık dağıtmalarının yanı sıra görsel özellikleri, boya kaynağı olmaları ve insan metabolizmasında oluşturduğu değişikliklerle onun kültür ve inancının da temellerini atarlar.