
Fotoğrafın Etiğine Sahip Olunmadan Estetiğine Ulaşılamaz Özcan Yurdalan Röportaj: Şebnem Türkoğlu
Modern seyyah diyor kimileri ona, kimileri de gezgin bir filozof. Fotoğraf kadar gördüklerini yazabilmek de önem taşıyor Özcan Yurdalan'ın hayatında. Yaşadıklarını hem yazılı hem de görsel olarak belgeliyor. Sadece güzel olanı belgelemekle yetinmiyor; eleştiriyor, sorguluyor, anlama kaygısı güdüyor. Kalıplaşmış bakış açılarını kırarak günlük hayatın detaylarını kendine özgü, etkileyici bir üslupla anlatıyor.
- Sizin için gezi, gezmek, yol, yolculuk ne ifade ediyor?
“Yolculuk” derken kolayca anlaşılacağı gibi bir yerden bir yere varmak için yola çıkmayı kastetmiyorum. Dil gibi, yolculuklar da hayatımızın netameli alanlarından biri. Bir seyyah gibi de yolculuk yapabilirsiniz, bir yolculuğu gezi hâline getirip seyirlik de kılabilirsiniz, turlara katılır turist gibi de gezebilirsiniz; hepsinin arasında bıçak sırtı fark var, fazla değil. Bunların dışında hep yolda olmayı amaç edinmiş, menzili meçhul bir yolcu da olabilirsiniz...
Yol hâlleri nereye gidildiğiyle değil, nasıl gidildiğiyle ilgilidir. Yolcunun bir yola çıkarken sahip olduğu beklentiler, iç donanım, zihin kurgusu, o yolculuğun niteliğini belirler. Ancak her yol hâlinin ortak paydası “gitmektir”. Öyle ya, insan bir yere kazık çakarak sabit yaşayacak olsaydı kökleriyle birlikte yaratılırdı. Bedenimizin kökleri yok, iç dünyamızda ise fazlasıyla kökler ve palamarlar var. Zihnimizde, ruhumuzda, duygu ve düşünce dünyamızda yaratılmış kökler, bizim asıl esaretlerimizin prangaları. Ben galiba biraz da bu prangalardan kurtulmak için gidenlerdenim.
- İyi bir gezi fotoğrafı nasıl çekilir, özellikle dikkat ettiğiniz kriterler var mı?
İyi bir gezi fotoğrafının öncelikle orayı tanıtan bir içeriğe sahip olması beklenir. Bu fotoğrafın biçimsel öğeleri, bakanı yormayacak, algı kalıplarını zorlamayacak, görme alışkanlıklarını değiştirmeyecek şekilde düzenlenmelidir. Fotoğrafın konusu rahatsızlık vermemeli, rengi, ışığı, kompozisyonu genel beğeniye uygun olmalıdır ki iyi bir gezi fotoğrafı ortaya çıkabilsin.
Bir gezi fotoğrafının gösterdikleri, o yerin daha önce üretilmiş turistik imajını tekrarlamalıdır ama yeni bir imaj yaratmayı becerebiliyorsa, fotoğrafa bakan kişinin ruhunda oralara gidip gezme, görme rüzgârı estirmelidir. Bu temel ilkeleri ihmal etmeyen ve gittiği yerin pek de bilinmeyen yanlarını, var olan imajıyla birlikte göstermeyi becerebilen gezi fotoğrafçıları, kendi çaplarında bir özgünlük yaratabilir, fotoğraflarına bakanlara bir keşif duygusu yaşatabilirler.
- Gezi yazılarınızı nasıl yazıyorsunuz? Mutlaka yer verdiğiniz, anlattığınız detaylar var mı?
Yazdığım seyahat kitapları o ülkelere yaptığım çok sayıda yolculuğun ve oralardaki yaşantılarımın bir tür yeniden üretimidir, diyebilirim. Yolculuklarda küçük notlar alırım hâliyle, daha doğrusu bir gün içinde gördüklerimi, yaptıklarımı, yaşadıklarımı, düşündüklerimi, aklımca parlak bulduğum fikirleri küçük notlar hâlinde yazarım. Daha sonra bu notları biraz daha genişleterek bilgisayara aktarırım. Yazma vakti ise oralardaki yaşantılarım bir tülün arkasına çekilerek silikleşmeye başlarken gelir. Ama bu süreç bilinçli bir planlamayla gelişmez, öyle denk geldiği için, mesela yemeği de sıcak sevmediğim için böyle olur.
Bir ülke hakkında yazarken özellikle kaçınmaya çalıştığım birkaç nokta var kuşkusuz. En çok gittiğim, sevdiğim ve yazdığım ülkelere bakarsanız oryantalistlerin de doğrudan ilgi alanına girmiş yerler olduğunu görürsünüz. Oryantalist bakıştan, zihniyetten ve dilden özellikle uzak durmaya, anlattığım insanlar ve kültürleri hakkında genellemeler, karşılaştırmalar yapmamaya çalışıyorum. Gezi yazısı klişelerinden, “keşif, rengârenk, keyif, dünyanın en...” gibi kelime ve tanımlardan bucak bucak kaçıyorum. Bunun dışında kendimi ait hissettiğim o kültürel coğrafyalarda günlük hayatın detayları benim için başlıca heyecan kaynağıdır, desem yalan olmaz.
- Yolculuklarınızı nasıl planlıyorsunuz? Detaylı bir plan üzerinden mi yoksa rastgele mi gezersiniz?
Çıktığım yolculukları birkaç kalemde toparlayabilirim. Bunlardan biri belirli bir proje kapsamında yaptığım yolculuklar. Bir dergi ya da sipariş kitap için belirli bir rotada yazmak/ fotoğraflamak üzere yaptığım profesyonel yolculuklar bunlar. Bir diğeri, hakkında kitap yazdığım ülkelere küçük gruplarla yaptığım yolculuklar; “Sarı Otobüs” yolculukları gibi. Her yıl bir kez eylül ayında Taksim'den Katmandu'ya otobüs kaldırıyoruz. Tabii bunlar oldukça ayrıntılı planları yapılan ama öte taraftan da rastgele gidilen yolculuklar. Eskiden yola çıkmadan önce sıkı sıkıya araştırır, mümkün olduğu kadar planlardım ama çoktandır sadece ilk gece kalacağım yeri belirleyip yola çıkıyorum, arkası kendiliğinden geliyor. Bunların dışında yılda birkaç kez sürdürülebilir turizm ilkeleriyle, alternatif tarzda ve profesyonel amaçlı yolculuklara çıkıyorum. Küçük gruplarla ya fotoğraf ağırlıklı, ya tarihsel ya da kültürel bir izlek üstünden gidiyoruz. Bu yolculuklar benim hayatımı sürdürebilmemi sağlıyor. Bunlarla birlikte merakımın beni çektiği yerlere yaptığım yolculuklar var. Gittiğim ve bildiğim yerlere tekrar tekrar gidiyorum. Özlüyorum ve gidiyorum.
- AFSAD ve Fotoğraf Vakfı'nın kurucuları arasındasınız. Fotoğrafçılığa nasıl başladınız? Size ilham veren bir şeyler oldu mu?
Fotoğrafa başladığım dönem Türkiye'de önemli toplumsal değişimlerin yaşandığı 70'li yılların ortasıydı. Hayatımın her döneminde yazıya hevesliydim. Toplumsal problemlere dair tanıklıklarımı daha güçlü biçimde aktarabilmek için yazının yanına görüntüyü de koyabileceğimi fark etmiştim. Kimi zaman çektiğim fotoğraflardan esinlenerek hikâyeler yazıyordum, kimi zaman bir yaşantıyı fotografik hikâye hâlinde kurmaya çalışıyordum. Galiba bana ilham veren de, ilgimi daim kılan da, teşvik eden de her zaman en etkili ifade aracı olarak yazının gücü oldu. Çok bilinçli bir süreç değildi çünkü önümüzde ne bir örnek vardı ne de kayda değer bir bilgi birikimi, bir kültürel miras. Aradığımız bilgiye sahip olanlar paylaşmaya niyetli görünmüyordu, paylaşmak isteyenler ise bu işin metodolojisine sahip değildi. Bu ihtiyaçtan hareketle AFSAD (Ankara Fotoğraf Sanatçıları Derneği) kuruldu.
- Fotoğraf çekmeye yeni başlayanlara ne gibi tavsiyeleriniz olur?
Fotoğraf bir büyük dildir; güçlü bir iletişim, çarpıcı bir form, inandırıcı bir tanıklık ve etkili bir sanat yaratma aracıdır. Kişisel anılar biriktirmek için de, toplumsal hafıza yaratmak için de kullanılıyor; sanatçının elinde çarpıcı bir eser olarak biçimlendiği gibi belgeselcinin elinde toplumsal katmanların arkeolojisini yapan, örtülü gerçekleri görünür kılan bir işlev de yüklenebiliyor. Hobi olarak fotoğrafçılıksa giderek yaygınlaşan bir merak. Fotografik görüntü kısa sürede elde edildiği için, günümüz insanının hızlı yaşam biçimine gayet uygun düşüyor. Üstelik boş vakitleri değerlendirmek için de hoş bir uğraş. Ama fotoğrafçılığı özel ilgi alanının bir adım ötesine taşımaya kalkınca bir dizi sorumluluk, donanım ve vasıf gerekiyor. Bu işe yeni başlayanlar boş vakitlerini değerlendirmekle yetineceklerse yaptıkları işten zevk almaya baksınlar. Fotoğrafı bir yaşam biçimi olarak seçmek isteyenler ise okyanusta kulaç atmaya hazır olmalılar.
- Fotoğraf alanında ortak bir dil yaratılması gerektiğini ifade etmişsiniz bir röportajınızda. Neden ortak bir dil geliştirilmeli ve nasıl oluşturulmalı?
Fotoğrafın bir büyük dil olduğu kadar henüz derinliklerine ve inceliklerine ulaşılmamış bir dil olduğu bilinir. En başta bir iletişim aracı olarak fotoğrafın dilini inşa eden ve fotoğrafın farklı kullanım alanlarından doğan farklı fotoğraf dilleri olduğunu bilmek gerek. Gezi fotoğrafıyla haber fotoğrafı, doğa fotoğrafıyla foto-röportaj, gerek üretim süreci gerek fotoğrafçının zihinsel işleyişi, gerek kullanılan dil ve yöntemler itibariyle birbirine benzemez. Genç fotoğrafçılar bu dillerden birini ya da birkaçını mutlaka derinlemesine bilmelidir...
Fotoğrafçılığa estetik görüntü yaratma aracı olarak bakmak, güzel fotoğraf peşinde koşmak, ona yapılabilecek en büyük haksızlıktır. Kuşkusuz “güzel” peşinde koşmak ve güzel olanı çoğaltmak gayet halisane bir niyettir ama bunun için de sadece fotoğrafçı olmak yetmez. Fotoğrafa merak saran gençlerin, bu işin felsefesi, tarihi, sosyolojisi, psikolojisi, ekonomisi başta olmak üzere toplam bilgisine ulaşması ve en önemlisi şu bilgiyi hep arka ceplerinde taşıması gerekir: “Fotoğrafın etiğine sahip olunmadan estetiğine ulaşılamaz.”
- Foto-röportaj ve belgesel fotoğraf özellikle ilgi duyduğunuz bir tür. Biraz bahsedebilir misiniz?
Belgesel fotoğraf ya da foto-röportaj dediğimiz metot, fotoğrafın uygulama alanlarından ve dillerinden biridir. Fotoğrafçılığın her uygulama alanı aynı derecede değerli ve önemlidir, lakin hepsinin ayrı yolu yordamı, dili vardır. Bu dillerden biri de belgesel fotoğraf, foto-röportaj, foto-öykü, fotografik deneme, foto-analiz diye bir dolu adla tanımlayacağımız tarzdır. Belgesel fotoğraf her şeyden önce bir anlama yöntemidir, diyerek bu konuda söylenecek ilk sözü söylemiş olayım, devamına hiç yeltenmeyeyim, yerimiz dar gelir.
- Günümüz fotoğrafçıları, özellikle foto muhabirler, toplumsal olayları yeterince yansıtıyorlar mı sizce?
Haber fotoğrafından söz edebilmek için fotoğrafın bir mecra ile başkalarına ulaşabilmesi gerekir. Diğer fotoğraf türleri fotoğrafçısıyla ürünü arasında kalabilir ama haber fotoğrafı mutlaka karşısında bir muhatap ister. Foto muhabiri, tanıklığını dürüst ve sorumlu habercilik ilkeleriyle görüntü olarak kaydettikten sonra basılı ya da elektronik medya aracılığıyla çoğaltır ve iletir. Ancak burada foto muhabirinin taşıdığı mesleki ve insani vasıflarının, ayniyle mecra tarafından da benimsenmiş ve uygulanıyor olması gerekir. Habercinin ve mecranın bağımsızlığı, toplumsal olayların yeterince ve hakkaniyet içinde yansıtılmasının temel koşuludur. Türkiye'de ana akım medyanın bu vasıflara tümüyle sahip olduğunu savunan saygıdeğer bir odak yok ne yazık ki. Öte yandan ana akımın dışında kalan bağımsız medya ve alternatif medya da cirmi kadar yer yakabiliyor doğrusu. Gelin görün ki ana akımın da alternatif mecraların da haber dili olarak fotoğrafçılıktan ve ülkemizde hayli yetenekli çok sayıdaki foto muhabirinin ürünlerinden yeterince istifade ettiğini söyleyemeyiz. Gazetelerde fotoğraflar haber destekçisi ve sayfa süsü olarak kullanılıyor.
- Yakın zamanda gerçekleştireceğiniz yeni projeleriniz var mı? Belki bir sergi ya da yeni bir kitap?
Geçtiğimiz yaz üç ay boyunca çocuklarla fotoğraf atölyeleri yaptık. Bu atölyeler genç insanlara kendilerini ifade etmenin, duygularını düşüncelerini, isteklerini, kaygılarını, hayallerini, sıkıntılarını, sevinçlerini anlatmanın bir aracı olarak belgesel fotoğrafın dilini aktarmayı amaçlıyordu. Ortaya çıkan fotoğraflara baktığımızda çocukların kendi hayatlarından seçtikleri ve fotoğraf aracılığıyla anlattıkları hikâyeler son derece çarpıcı. Önümüzdeki yılın ilk aylarında bu çalışmaların sergisi açılacak ve kitabı yayınlanacak. Bu atölyeler Batman, Şırnak, Yüksekova, Mardin ve Van'da yapıldı. Van depremi, tam çalışmanın bittiği günlere rastladı. Umarım deprem bölgesinde hayat en kısa zamanda olağan akışına dönecek. Bunun için biz de gayret göstereceğiz. Hayat her koşulda devam ediyor ve sanat da onun bir parçası. Koşullar uygun olduğunda deprem bölgesinde Vanlı çocukların çektikleri fotoğraflardan oluşan sergiyi açarak umudu yeşertmeye, yaşam sevincini çoğaltmaya katkıda bulunacağız. Sonra da Van atölyesi çocuklarla devam edecek. Ayrıca benim kişisel birkaç projem daha var ki onlar zaten hiç eksilmiyor...