
Çoruh Vadisi'nin Sessiz ve Issız Güzelliği Bayburt Yazı: Berna Çetin Akgün, Fotoğraflar: Faruk Akbaş
Gezi rotalarını belirlerken bazen biliriz nasıl bir zenginlikle karşılaşacağımızı; konuyu hazırlarken sayfalar yetmez yazmaya, fotoğraflar birbiriyle yarışır. Bazı yerler vardır; zorlar, yorar, üzer. Fotoğraf çekmek yasaktır, insanlarla konuşmak zordur, önemli tarihî yapısı gittiğimizde tadilattadır, oraya özgü zanaatının ustası şehir dışındadır… Aksilikler aksilikleri kovalar. Bazı yerler de vardır ki tam olarak neyle karşılaşacağımızı bilmez ama içimizden sürprizleri çağırır, bizi şaşırtmasını bekleriz. Bazıları kulak verir bu çağrıya ve sunar önümüze neyi var, neyi yoksa. Daha ilk dakikalardan bizi şaşırtan Bayburt gibi.
Akşam uçağıyla Erzurum'a inip Doğu'nun soğuğuyla selamlaşıp Bayburt'a doğru yola çıkıyoruz. Son günlerde yaşanan ayı saldırılarından bahsettiğimiz sırada Kop Dağı Geçidi'nde ilerliyoruz. Kıvrılan karanlık yolda, 2400 metre yüksekliği gösteren tabelayı henüz geçmiş, önümüzde bizi bekleyen Bayburt gezisinin merakıyla yol alırken, yolun sol tarafından çıkan bir boz ayı, arabanın tam önünden geçip karanlıkta ağaçların arasına karışıp gözden kayboluyor. Sanki peşinden gidebilecekmişiz gibi arabayı oracıkta durdurup nefeslerimizi tutmuş donup kalıyoruz. Hayatlarımızda ilk kez doğal ortamında bu vahşi hayvanı görmüş olmanın heyecanıyla Bayburt'a ilerliyoruz.
Bayburtlu dostlarımız Doğukan Şık ve Zeynel Abidin Öztürk'ün rehberliğinde hazırladığımız Bayburt'un doğal ve kültürel özelliklerini keşfedeceğimiz programımıza büyük bir heyecanla başlıyoruz. Şehir merkezindeki Saat Kulesi ve Ulu Camii, ilk duraklarımız. 18. yüzyılda ilk kez Selçuklular tarafından yapıldığı tahmin edilen, 1970'te aslına uygun olarak yeniden yapılan Ulu Camii, minaresi, süslemeleri, çini ve mozaikleriyle Selçuklu sanatının özelliklerini yansıtıyor. Cumhuriyetin kuruluşunun birinci yıldönümü anısına yaptırılan, 1924'te açılan Saat Kulesi de şehir merkezinde tüm zarafetiyle dikiliyor.
Bayburt sokaklarında…
Sokakları gezerken tipik bir Anadolu şehriyle karşı karşıyayız. Sivil mimariyi yansıtan eski birkaç konak, renkli dükkânlar, zanaatlar, çay bahçeleri, yürüyüşümüzün başlıca noktaları. Bayburt taşı ile yapılan Bayburt evleri, iki katlı ve sokağa bakıyor. Geometrik şekiller ve bitki motifleriyle işlenmiş dış cepheler dikkat çekiyor. Bayburt evlerinin en çok kullanılan bölümlerinden biri mutfağı. Geleneklerde ve günlük yaşamda büyük yer tutan mutfak, Bayburt evlerinde önemli bir yaşam alanı. İki tandırın ve üstlerinde bacaların yer aldığı bölümün yanında duvarlara tabaklar, çanaklar, bakır tepsiler, güğümler, bakliyatların saklandığı toprak küpler dizilmiş. Ahşap kirişlerin üst üste yerleştirilmesiyle oluşturulan, kırlangıç olarak adlandırılan tavandan süzülen ışık, tandırda dumanı tüten yemekler, duvardaki sergiler; eski Bayburt mutfaklarının dokusunu oluşturuyor. Bu mutfaklarda da Bayburt'a özel yemekler pişiriliyor. Bizim tatma fırsatı bulduğumuz ve tadı hâlâ damaklarımızda kalan kete ve lor dolması, Bayburt'a özel yemeklerden ikisi. Kadriye Öztürk'ün bizim için hazırladığı lezzetli lor dolması; lor (çökelek), bulgur, yumurta, süt, tereyağı, taze soğan ve evelik adında yörede yetişen bir bitki ile yapılıyor. Oldukça doyurucu ve lezzetli olan kete ise tereyağı, süt, maya, yumurta ve unla hazırlanıyor.
Ehram, farklı eşyalarda kullanılıyor
Atıştırmalıklarımızı Bayburt'un sokaklarında yer alan çay evlerinden birinde yiyoruz. Yalnız burada çayınızı isterken süzgeçli diye belirtmek isteyebilirsiniz. Çünkü burada çay, içinde çay çöpleri, yanında da kıtlama şekerlerle beraber geliyor. Çay molasının ardından dolaştığımız Bayburt sokaklarında, bir terzi dükkânına giriyoruz. Burası Serkan Haşlak'ın, yöresel dokuma olan ehramı farklı objelerle günümüze kazandırdığı atölyesi. 10 yıl önce ehramdan farklı objeler yapma fikriyle yola çıkan Serkan Haşlak, büyük bir hevesle yaptığı işi anlatıyor bize. “Eskiden her kadın ehram kullanıyordu, şimdi on kadından biri kullanılıyor. Onlar da yaşlı kadınlarımız. Oysaki bir toplumun kültürüyle yaşaması lazım. Biz o Batı sanatlarındansa kendi kültürümüzün sanatının kullanılmasını daha çok isteriz. Ehram tamamen koyun yününden yapılıyor, el tezgâhlarında dokunuyor. Buradan Amerika'ya da gönderdik. Çok zahmetli bir iş. Bu kültürümüzü yeni nesle öğretmeye çalışıyoruz ama yeni nesilde bu çalışma yok, sanata saygı yok. Herkes okumak istiyor ama okuyan da yok. Para vereceğimiz insan bulup çalıştıramıyoruz. Yapmak istemiyorlar, orada kahve köşelerinde takılıyorlar. Eskiden biz bundan daha küçük bir dükkânda yirmi kişi çalışırdık. Çabalarımızla yaşatıyoruz ve olumlu tepkiler alıyoruz. Cumhurbaşkanımıza kadar ulaştırdık. Bunun pantolon, yelek, ceket, kravat ve çantasını yaptık, daha da geliştireceğiz.”
Ehram üzerine sohbetimizin ardından sokaklarda dolaşmaya devam ediyoruz ve bakır ustası Muhittin Öztürk'le buluşuyoruz. 81 yaşındaki usta, 70 yıldır bakırcılık yaptığını söylüyor. Semaver, cezve, kapalı cezveler, bakır tencereler, Kültür Bakanlığı'na verdikleri el yapımı hediyelik eşyalar yapan Muhittin Öztürk, uzun yıllardır bu işi yapmanın verdiği ustalıkla bir yandan bakırı döverken bir yandan işini anlatıyor bize. “Eskiden bakır ürünler daha çok kullanılıyordu tabii ama şimdi de hediyelik olarak alıyorlar. Bütün yaptıklarım el işi, motiflerin hepsi bana ait, elde vuruyorum.”
Bölge, göç geçit yolları üzerinde oluşu, Çoruh Havzası ve Doğu Karadeniz Dağları kuş gözlem alanında yer alması sebebiyle önemli kuş türlerine ev sahipliği yapıyor. Belki de bu sebepten Bayburt'ta erkeklerin önemli bir hobisi kuşçuluk. Bayburt güvercini ya da Bayburt ötücüsü olarak anılan bu güvercini yetiştirenlerden biri olan Hayrettin Develi, Bayburt güvercininin takla atmadığını, ötücülüğüyle dünyada ünlü olduğunu anlatıyor. Bayburt'ta güvercin yetiştiren çok kişi olduğunu söyleyen Hayrettin Develi, kuşların değerinin 2 bin liraya kadar çıktığını söylüyor.
Hikâyelerinde iyilik, doğruluk, dürüstlük gibi evrensel öğretilere değinen Dede Korkut'un türbesi de Bayburt'ta. 16 yıldır adına uluslararası kültür sanat şöleni düzenleniyor. Kitabesinde 1318 yılında yapıldığı yazan türbe, Masat Köyü'nde yer alıyor.
Dünyanın en hızlı akan nehirlerinden biri: Çoruh
Şehrin en önemli özellikleri Bayburt Kalesi ve Çoruh Nehri. Yapılış tarihi bilinmeyen Bayburt Kalesi'nin varlığının MS 50'lerden beri sürdüğü biliniyor. Sur yüksekliği 30 metreyi bulan kaleyi gün doğumunda ve batımında izlemek keyif veriyor. Bayburt Kalesi, büyük bir kütle üzerinde yükselirken onun belini saran Çoruh Nehri ise şehri ortasından bölüp, akıp gidiyor, Mescid Dağı'ndan başlayıp Batum'da Karadeniz'le kavuşan uzun yoluna devam ederek. Dünyanın en hızlı akan nehirlerinden biri olan Çoruh Nehri, bu özelliğiyle rafting sporu için çok uygun. Bayburt sınırları içerisinde kalan 106 kilometrelik alanın belli bölümlerinde rafting yapılabiliyor, ayrıca kamp yapılacak alanlar da bulunuyor.
Doğa sporlarının Bayburt'taki bir başka adresi ise Kop Dağı'ndaki kayak merkezi. Merkezin 2.950 metrelik zirvelerinden başlayan kayak pistleri uluslararası standartlarda. Konaklama için iki kayak evinin yer aldığı merkezin bulunduğu alanda ayrıca atlı doğa yürüyüşü, trekking, ayak paleti, kampçılık da yapılabiliyor.
Yeraltında tarihsiz bir şehir
Bayburt'un, daha önce bilmediğimiz, haberimizin olmadığı doğal güzellikleri bizi şaşırtıyor. Aydıntepe'deki yer altı şehri, şehrin güneyindeki Çımağıl ve Buz mağaraları, el değmemişlikleriyle dikkat çeken doğal alanlar. Aydıntepe Belediye Başkanı Orhan Eraslan, yer altı şehrinin 1987'de bulunduğunu, geçen yıl ziyarete açtıklarını söylüyor. Köylüler yıllarca burayı çöplük olarak kullanmışlar. Bu yüzden önceden sadece 30-40 metre gidilebilirken şimdi 850 metresi açılmış, temizlenmiş ve ışıklandırılmış olarak ziyarete açık. Yer altı şehrinin tarihi hakkında ellerinde pek fazla bilgi yok çünkü Orhan Eraslan üniversitelerden hocaları davet ettiklerini ancak herhangi bir çalışma başlatamadıklarını söylüyor. Duvar figürlerinin var olduğunu, bu yüzden erken Hıristiyanlıktan da daha önceki bir döneme tarihlenebileceğini söylüyor. Galeriler, tonozlu odalar ve odaların açıldığı geniş mekânlardan oluşan yer altı şehri, yüzeye yakın ve rahatça gezilebiliyor.
Yollar uzun, dikenli, taşlı olsa da…
Sadece yapılar, doğal güzellikler, yemekler, zanaatlar değil insana bir şehri sevdiren. Yollar, bir yerden bir yere bağlarken insanı, o iki nokta arasında insanın sadece kendisine ayırdığı bir mola aynı zamanda. Uzaklardaki köyler, tarlalar, ağaçlar, virajlar, tepeler, yokuşlar geçilirken; düşünülenler, düşürtenler, bilinmeyenler, özlenenler, hatırlananlar, merak edilenler, soru işaretleri, alınan kararlar, keşkeler, yapılanlar, yapılacaklar hep yolda geliyor insanın aklına. Yola çıkıldığında hiçbir şey geride kalmıyor; her şey insanın kendisiyle birlikte taşınıyor. Böylesine güzel yolları, güzel yerlere çıkan Bayburt'ta, dağlık alanlarda yükseklere çıkınca bile kulaklara ulaşan Çoruh'un sesi, suyun çağlaması, rüzgâr, kuvvetle çekip alıyor insanı gerçek hayattan. Gerçekler, kurallar, doğrular, yanlışlar yerlerinden ediliyor; bedeni, yalayıp geçen rüzgâra teslim etmek, gözleri uçsuz bucaksız çorak tepelerde gezdirmek, zihni bomboş bırakıp arınmak gerekiyor. Rüzgâr sanki sarıyor ve taşıyor insanı, doğadan başka bir gerçeğin olmadığı bir âleme.
Çımağıl Mağarası, fantastik bir macera
En güzel yollardan, en güzel düşüncelerle yol alıyoruz Çımağıl Mağarası'na doğru. Yol üzerindeki bir köyde bakkaldan alışveriş yapıp yol kenarındaki bir tarlaya giriyoruz. Ekmek arası kahvaltılıklarımızı yerken tarlada saman kaldıran işçiler de kendi molaları için demledikleri çaydan ikram ediyorlar. Yorgunluğumuzu alan çay molası, yanımızda dostlarımız, güzel bir hava, şehrin sunduğu güzellikler gezimize keyif katıyor. Çımağıl Mağarası, el değmemişliği, doğallığı, keşfedilmemişliğiyle büyülü bir atmosfer sunuyor. Aşağı Çımağıl Köyü'nde yer alan mağaraya girmek için köyün muhtarı bize mağaranın girişindeki demir kapıyı açıyor. 1.100 metre uzunluğundaki mağaranın tavan yüksekliği 30 metre. Sarkıtlar, dikitler, org desenli duvarlar, mağara incileri, mağara çiçekleri, traverten basamakları, fil kulakları bulunuyor ve tüm bunlar mağaranın karanlık, kapalı alanında fantastik bir atmosfer oluşturuyor. Türlü hikâyeler uyduruyoruz, fotoğraf çekimi için mağaranın içinde bir oraya bir buraya tırmanıp inerken. Soğuk ve nemli mağaranın içinde ilerledikçe daha da etkileniyor, “iyi ki keşfedilmemiş” ile “herkes burayı görmeli” duyguları arasında gidip geliyoruz.
Buz Mağarası'nda buz arayışı
Bir başka mağara ise Helva Köyü'nde yer alan Buz Mağarası. Köyden çıkıp oldukça virajlı, bozuk, taşlı bir yoldan ilerlemek gerekiyor mağaraya ulaşmak için. Neyle karşılaşacağımızı bilmeden bu kötü ve uzun yolu göze alıyoruz. İyice yükseklere ulaşıp ve artık arabanın dönemeyeceği dar virajlara gelince arabayı bırakıp bu sefer dik ve taşlı bir yolu tırmanmaya başlıyoruz. Mağaranın girişine geldiğimizde aşağıya, karanlığa doğru ilerleyen karlı bir yol karşılıyor bizi. Kayalardan kendimizi sarkıtıp, buzlardan kayarak aşağı iniyoruz. Peki ya çıkışı? Şu an çıkmaktan çok içeride bizi neyin beklediği ilgimizi çekiyor. Haziran ayında buzdan oluşmuş sarkıt ve dikitlerin bulunduğu mağarada, bizim gittiğimiz dönemde karla kaplı giriş dışında pek bir şey yok. Ancak yine de bu ilginç deneyimi yaşadığımız için memnun, zorlanarak, kayıp düşerek yukarı çıkıyoruz.
Çevre ve kültür projeleri
Bayburt Bilim Eğitim ve Kültür Derneği (BEKDER), Bayburt'un doğası ve kültürüyle ilgili pek çok çalışma yapıyor. BEKDER Yönetim Kurulu Başkanı Mete Emir, AB, Dünya Bankası gibi finansmanlarla yaptıkları çalışmalarla Bayburt halkını harekete geçirmeye çalıştıklarını ve kentli bir bakış açısı yerleştirip sanata, estetiğe verilen önemin artmasına uğraştıklarını anlatıyor. Aynı zamanda Organize Sanayi Bölge Müdürü, Planlama Müdürü, SODES Projeleri Koordinatörü, Tek Adımda Yatırım Ofisi yetkilisi olan Mete Emir, BEKDER'in çalışmaları hakkında şu bilgileri veriyor: “2008 yılında AB finansmanıyla Gelecek Zamanın Masal Anlatan Çocukları adında bir proje uyguladık. Masallar anlatıcılarıyla birlikte yok olup gidiyordu, biz bu anlatıcılardan masalları dinledik, onları kayıt altına aldık. Sonra kitaplaştırdık ve çocuklar arasında yaygınlaşması için masal anlatma yarışması düzenledik. Keyifli bir yarışma oldu. Daha sonra da İngilizceye çevirdik ve yurtdışına yolladık. Bayburt'a doğalgaz geleceği için bir doğalgaz tesisatçısıyla, bir eğitim projesi uyguladık. O da Dünya Bankası finansmanıyla bu dernek tarafından yapıldı. Daha sonra Bir Nehrin Yüzünü Yıkamak adında bir proje yürüttük. Çoruh Nehri, Türkiye'nin en fazla rusubat yani toprak taşıyan nehri. Çoruh Havzası çok fazla erozyona uğruyor. Bitki varlığı zayıf, o yüzden çok ciddi miktarda rusubat taşıyor, hatta bizim topraklar Gürcistan Batum'da verimli bir arazi oluşturdu. Çoruh Nehri'yle ilgili kirliliğe dikkat çekmeye çalıştık. Gezici fotoğraf sergileri havza boyunca gezdi. Ayrıca kapsamlı bir il kültür turizm envanteri oluşturduk. Dede Korkut Kültür Sanat Şölenleri'ni uluslararası hâle getirmeyi amaçlıyoruz. Benim yazdığım projelerle Bayburt'a giren kaynak miktarı yaklaşık 6-7 milyon euro civarı ve tüm bunlar 2007'den bu yana yapıldı. Şu an sonucunu beklediğimiz Genç Kültür adında bir projemiz var. Üniversiteli gençlerin Bayburt'un kültür sanat hayatına katkı sağlaması ve kentle entegrasyonunun sağlanması ekseninde bir proje. Çok farklı gruplardan insanlar var aramızda. Yüze yakın üyemiz var, bunların ellisi, altmışı aktif diyebileceğimiz düzeyde. Çünkü sivil bilincin gelişmesi biraz kültür işi. İhtiyaçlar hiyerarşisine göre kendini gerçekleştirme evresi biliyorsunuz altıncı basamak. Burada insanlar henüz ekonomik sorunlarıyla boğuştukları için onlardan da iyi birer sivil toplumcu olmasını beklemek haksızlık olur.”
BEKDER Yönetim Kurulu Başkanı Mete Emir, Aydıntepe Belediye Başkanı Orhan Eraslan ve İl Kültür Turizm Müdürü Bahri Akbulut ile sohbetlerimizin sonucunda anlıyoruz ki bir kenti kalkındırmak için sivil toplum örgütleri, yerel yönetimler ve devlet kurumları birlikte çalışarak başarıya ulaşabiliyorlar. Ama her şeyden önemlisi yaşadığınız kenti sevmek ve ona olan sevginizi, ona karşılıksız bir şeyler yaparak göstermek. Bayburt gezimizde bize yardımcı olan, arayıp soran, kapıları açan, anlatan insanlarla karşılaştığımızda Anadolu'ya olan umudumuz artıyor ve Bayburt'un gelecekte turizmde öne çıkacağını hissediyoruz. Bu insanların karşılıksız, iyi niyetli ve mütevazı çabalarının, bu kenti güzelleştirip geliştireceğine inanıyoruz.
Düşün gerçeğe dönüştüğü Baksı
Son durağımız bir düşün gerçeğe dönüşme hikâyesi: Baksı Müzesi Halk Sanatları Araştırma ve Uygulama Merkezi. Bayburt'tan kilometrelerce uzakta Bayraktar Köyü'nde Çoruh Vadisi'ne bakan bir tepede inşa edilmiş olan müze, ıssız bir alanda doğal yapıya uygun modern bir bina. İçinde sergi salonları, kütüphane, sanat atölyeleri ve konferans salonu bulunuyor. Bayburt, Bayraktar (Baksı) Köyü doğumlu sanatçı ve eğitimci Prof. Dr. Hüsamettin Koçan'ın, düşünün gerçeğe dönüşmüş hâli Baksı Müzesi. Halı, kilim ve ehramların dokunduğu dokuma atölyelerinde köy kadınları çalışıyor. Kilim eğitmeni Günhar Öztürk, kullandıkları desenlerin Erzincan, Bayburt ve Erzurum yörelerine ait olduğunu söylüyor. “Bayburt kiliminin özelliği pembe, yeşil ve kırmızının çok kullanılmasıdır. İpleri kök boyayla boyuyoruz. Kök boya hazırlarken çakşır, sütleğen dediğimiz otlar kullanıyoruz. Çakşırdan sarımsı, sütleğenden krem rengi, yeşil, sarı elde ediyoruz. Ceviz kabuğundan kahverengi, yeşil elde ediyoruz. Ham maddeleriyle istediğimiz rengi elde edene kadar kaynatıyoruz. Kaynatırken içine bir de şap ve göz taşı mordanı koyuyoruz. İstediğimiz rengi alana kadar yaklaşık bir saat kaynatıyoruz. Dokuduğumuz kilimleri müzede sergiliyoruz, isteyenler satın alabiliyor. Almanya'da fuara katılıyoruz. Kurslarımıza köyden öğrenciler katılıyor.”
Ehram dokuyan öğrencilerden Nebahat Bektaş, altı aydır kursa devam ettiğini söylüyor. Dokuduğu ince ehram kumaşlarının pardösü, şal gibi ürünler hazırlanmak üzere fabrikaya gönderildiğini söylüyor. Antika, mercimek, yıldızın oynaşı gibi isimleri var dokudukları desenlerin. “İnce iplikle dokumak biraz zor ama çok seviyoruz. 2-3 haftada bitiriyoruz bir parçayı. Beyaz, kahverengi, morumsu renkler kullanıyoruz.”
Yol bazen sürprizdir, bazen hayal kırıklığı; bazen gitmeyi kafaya koyduğunuz yere çıkartır sizi, bazen hiç aklınızda olmayan bir yere. Çok sorgulamamak, sadece yola bırakmak gerekir kendini bazen. Bazen o yollar Bayburt gibi sakladıkları güzellikleri çıkarırlar önünüze. Bu güzellikleri takdir etmek, sahiplenmek ve kalbinizde gittiğiniz yere götürmek istersiniz. Siz Bayburt'u sevmişsinizdir, Bayburt da sizi…