
Anadolu Kültüründe Zeytin Ağacı Yazı: Hasan Torlak, Fotoğraflar: Faruk Akbaş
Zeytinin ilk defa Anadolu'nun güneydoğusu, ülkemizin Doğu Akdeniz bölümü ile Suriye'de kültüre alındığı düşünülmektedir. Batı kültürünün kökenlerini oluşturan Yunan mitolojisinde ise zeytinin tanrıçası Athena'nın, Atina kentine isim vermesi söylencesi, zeytinin Yunanistan veya Ege'den köken aldığı yanılgısını doğurmaktadır. Athena antik mitolojide “gök gözlü” olarak anılır. Zeytin meyvesinin de olgunlaşma öncesinde gök (mor) renginde olduğu bilinir. Günümüzde “gözünün yağını yerim”, “zeytin gözlüm” deyimlerinin Athena'nın gözü ile zeytin ilişkisinden kaynaklandığı düşünülmektedir. Ayrıca zeytin yaprağının mızraksı yapıda olması da Athena'nın elinde tuttuğu mızrağın kaynağı ve nedeni konusunda ipucu vermektedir. Çoğu arkeologumuzun da gözünden kaçan bir husus vardır: Anadolu'da Athena tapkı alanları ve tapınakları zeytin ağacının yetiştiği bölgelerde kurulmuşlardır. Zeytin yetişmeyen yerlerde Athena kültü ve tapınaklarına da rastlanmaz. Dolayısıyla bitkinin yetiştiği coğrafya, o bitkiden köken alan inanç ve kültürün de sınırını çizmektedir.
Bitkilerle özdeşleşen tanrıçaların çıkış yerleri de aslında bitkinin dünyaya yayılış yeridir. Bu düşünceyle iz sürmeye başladığınızda; zeytinin anavatanının Adana'yı da içine alan Doğu Akdeniz sahili, Güneydoğu Anadolu ve Suriye olduğu görülür. Şanlıurfa'da bronz çağına ait bir yerleşimin adının Adena olduğu ve günümüz Adana'sının kökeninde de yine bronz çağındaki Luvi Tanrıçası Atha olduğu görülecektir. Dolayısıyla zeytinin ve zeytin kökenli kültür ve inançların çıkış yeri de Anadolu'dur. Bundan ötürü Tanrıça Athena'nın çıkış yerinin Yunanistan değil, Anadolu olması ve Athena kelimesinin kaynaklarından birinin de Adana yöresi olması gerekir.
Zeytinin meyve vermesi için 15 yıl geçmesi gerekliliği, bu sırada ağacın korunmaya ihtiyaç duyması nedeniyle zeytin yetiştiriciliğinin göçebe toplumları yerleşik hayata geçirmeye neden olduğu düşünülmektedir. Nitekim yerleşik hayatın fitilini ateşleyen tarım bitkilerinin, verimli hilal bölgesinde kültüre alınması ile zeytinin de bu hilalin kuzeybatısından köken alması, MÖ 5 binlerde bu yörede evcilleştirilmesi, zeytinin neolitik devrim ve onun kültüründeki rolünü ortaya koymaktadır. Mersin-Yumuktepe kazılarında MÖ 5300'lere tarihlenen geç neolitik çağ mezarlarından birinde, ölen kişinin mezarının başında zeytin çekirdeği bulunmuştur. Athena-Poseidon söylencesinde görüleceği gibi zeytini insanlığa hediye eden Athena'nın bu hediyesi uygun görülüp, Atina'ya onun ismi verilmek suretiyle göçebeliğin sembolü olan at yerine yerleşikliğin sembolü zeytin tercih edilmiştir.
Zeytin meyvesi dünyanın en değerli meyvelerindendir. Bu nedenle eski uygarlıkların kültür ve mitolojisinde önemli bir yere sahiptir. Zeytin, sahip olduğu zengin yağ miktarı nedeniyle çok besleyicidir. Ayrıca zeytinyağı birçok hastalığın tedavisinde binlerce yıldan beri kullanılan bir halk ilacıdır. Hititler zeytine, zertum derlerdi. Hatti ülkesinde zeytinyağı lamba ve meşalelerin yakılmasında kullanılırdı. Zeytinyağı Hititlerce, ritüellerde, kült değeri olan nesnelerin ve tanrılara sunulan tören ekmeklerinin yağlanmasında kullanılırdı. İlyada'da Homeros, genç erkeklerin giysilerini parlak göstermek için zeytinyağı ile yağladıklarını, ayrıca ölü yakma törenlerinde de bir küp dolusu zeytinyağı kullanıldığını belirtmektedir. Zeytin, emek ve sabrın ürünüdür. Zeytin ağacı ve zeytinyağı, iyilik, soyluluk ve azmin sembolüdür.
Pagan inançların dinsel törenlerinde zeytinin meyvesi tanrılara sunulurdu. Mısır piramitleri ve Yunan tapınakları zeytinyağının ışığıyla aydınlatılırdı. Zeytin ağacı öylesine kutsaldı ki tapınakları aydınlatmakta kullanılacak yağın elde edileceği ağaçları yetiştirme ve meyvelerini toplama işini bekâret yemini eden genç kız ve genç erkeklerden başkalarının yapması yasaktı. Yunanlılar zeytin ağacından tanrı ve tanrıça heykelleri yapmışlardır. Apollon ve Artemis'i doğuran Leto'nun yaptığı gibi tanrıçalar çocuklarını hep zeytin ağacı altında doğururlardı. Antik Yunan'da erkek çocuğun doğumu, evin kapısının üzerine asılan zeytin çelengiyle çevreye duyurulurdu. Roma'da savaştan galip dönen imparatorun başına zeytin dalından bir taç konur, rakibini öldüren gladyatörün başına da benzer bir taç takılırdı. Roma askerî geçit törenlerinde de askerler başlarına zeytin dallarından yapılmış taçlar takarlardı. Antik Yunan'da evlenmeden ölen erkekleri kutsamak amacıyla onları gömmeden önce bedenlerine zeytinyağı sürülürdü. Diğer bir ifadeyle zeytin antik düşüncede adanmışlığın ve arınmışlığın da sembolüydü.
Antik dönemin zeytinle ilgili en ilginç kültürel uygulamalarından biri, felsefe uğraşının zeytin ağacına bağlı oluşudur. Antik çağ filozofları okullarını zeytin ağacı bahçelerinde kurarlar, derslerini ve felsefe söyleşilerini de zeytin ağaçları altında yaparlardı. Örneğin Platon tarafından kurulan Akademia, Atina şehrindeki bir zeytin bahçesi içerisindeydi. Bunun nedeni bu okulların Bilgelik Tanrıçası Athena'ya adanmış olmasıydı. Zeytin de Athena'nın ağacı olduğundan, bilgi seven insanların toplantı ve binaları zeytin bahçelerinde gerçekleştirilirdi. Antik Yunan'daki felsefe merkezlerine bakıldığında hemen hemen tamamı, zeytin yetişen, Athena tapınaklarının olduğu kent ve bölgelerde kurulmuştur (Milet, Atina, Efes, İzmir vb.). Akıl Tanrıçası Athena'ya zeytinin olmadığı coğrafyalarda tapınılmadığı gibi, günümüz biliminin ve felsefesinin kökenlerinin de kaynağı zeytin bahçeleriydi. Ama zeytin neden bilgelik tanrıçasına adanmıştı? Biraz daha sabır!
Zeytinin de köken aldığı Ortadoğu'dan çıkan üç semavi dinin kutsal kitaplarında, zeytinden bahsedilir. Hem pagan hem tek tanrılı dinlerde yoğun etkisi görülen zeytinin, geçmiş Anadolu uygarlıkları ve günümüz Anadolu insanının büyü uygulamalarında kullanılması da kaçınılmazdır. Hitit Bereket Tanrısı Telipinu'nun hiddetinin teskini ve onun tekrar dönmesi için yapılan büyüde, hoşa gidici ve yumuşatıcı meyvelerden zeytin sunusu yapılmaktaydı. Bu uygulamalarda tanrıya yönelik olarak “nasıl ki zeytin meyvesinde yağ saklıdır” gibi kelimeler kullanılır, zeytinyağının yumuşatıcı etkisinin, kızgın ve hiddetli Telipinu'yu da yumuşatması beklenirdi. Günümüz Anadolu'sunda büyüyü etkisiz hâle getirmek için zeytin ağacının dalı evin bir yerine konur. Zeytin dalı ayrıca nazar değmesine karşı kullanılır. Birine gönlünü kaptıranlar, kırk zeytin yaprağının üzerine sevdiğinin anasının ismini yazar, dua okur, bir tasın içine kor ve yaprakları birer birer ateşin içine atar. Fethiye dolayında, evlilik çağında kızı olan anne, deniz kenarında bin zeytin yaprağına dua okudukça denize atar ve niyet eder. Adına niyet edilen genç kızın kısmetinin açılarak evleneceğine inanılır. Yine Kıbrıs'ın Türk kesiminde, zeytin yaprakları tütsü olarak kullanılmaktadır. Ev sahibi kadın ve kızlar eve gelen misafirlerini zeytin yapraklarıyla tütsülerler.
Zeytin neden barışın sembolüdür? Etnobotanik uygulamalardan görüleceği üzere zeytinyağı ve yaprağı, günümüz halk hekimliğinde yatıştırıcı, tansiyonu ve kan şekerini düşürücü olarak kullanılır. Bütün bunlar insanların sinirlerini yatıştıran, savaşmayı düşüneni caydıran, sakin düşündürerek sükûneti ve barışı getiren uygulamalardır. Savaşı başlatan hiddeti engelleyen bir ağaçtır zeytin. Mitolojideki hikâyesinin ve barışçıl nitelikler atfedilmesinin kökeninde aslında bilimsel ve tıbbi nedenler bulunmaktadır. Gelelim felsefe ve bilgelikle olan ilişkisine; zeytinyağının bilgi ile özdeşleşen ışık kaynağı amacıyla kullanılmasının sembolik anlamının yanı sıra sakinleştirici, yatıştırıcı ve beyin fonksiyonlarını düzeltici etkileri, filozofların daha içe dönük ve derin düşünebilmelerine zemin hazırlamaktadır. Ayrıca zeytin yaprağından bilgeliğin sembolü olan mavi boya elde edilir. İşte böyle sihirli bir ağaçtır zeytin. Mümkünse bahçenizden zeytin ağacını, mutfağınızdan zeytinyağını, kitaplığınızdan ise bilimi ve felsefeyi eksik etmeyin. Sükûnet ve bilgelikle bekleyin, bilgi ve cesaretin gücüyle karanlıklar mutlaka çıkacaktır aydınlığa…