Deprecated: Function ereg() is deprecated in /var/www/yolculuk/inc/class.mysql.php on line 13
Çiçekleri Oyaların Dilinde Nallıhan Yazı: Şebnem Türkoğlu, Fotoğraflar: Faruk Akbaş Yolculuk Aylık Kültür ve Yaşam Dergisi Çiçekleri Oyaların Dilinde Nallıhan Yazı: Şebnem Türkoğlu, Fotoğraflar: Faruk Akbaş

Çiçekleri Oyaların Dilinde Nallıhan Yazı: Şebnem Türkoğlu, Fotoğraflar: Faruk Akbaş


İç Anadolu'nun bozkırına nazire eden Nallıhan, renk renk çiçeklerin yemyeşil bir doğada hayat bulduğu bir ilçe. Hem zanaatları hem kültürel zenginlikleri hem de doğasıyla gezginlere unutulmaz bir gezi vaat eden Nallıhan, bir geziden beklenebilecek hemen hemen her şeyi barındırıyor. Doğa tutkunlarına keyifli yürüyüşler sunan rotaları, onlarca kuş türünün barındığı Nallıhan Kuş Cenneti, binlerce yılın izlerini taşıyan antik kenti, ipek iğne oyaları, renk renk dokumaları ve yöresel lezzetleri, bu zenginliklerin sadece bazıları. Juliopolis antik kenti, Nallıhan gezimizin ilk durağı. Çayırhan'da bize katılan Turizm Gönüllüleri Derneği'nden gönüllü rehber Hüseyin Tırıl'ın yönlendirmesiyle, Juliopolis antik kentine doğru yola çıkıyoruz. Sarıyar Baraj Gölü'nün hemen yanı başında 2009 yılında başlayan çalışmalarda, antik kentin nekropolü kazılmaya başlanmış. Kazı ekibinin mola zamanına denk geldiğimiz için tüm ekibi bir arada görecek olmamız bizi sevindiriyor. Anadolu Medeniyetleri Müzesi bünyesinde yapılan kazı çalışmalarıyla ilgili olarak bize arkeologlar Mustafa Metin, Okan Cinemre ve Tolga Çelik yardımcı oluyor. Şimdiye kadar 246 mezar bulduklarını ve bu mezarlardan farklı dönemlere tarihlenen buluntular çıkardıklarını öğreniyoruz. Mustafa Metin meraklı sorularımızın ardından bize kentle ilgili bilgiler veriyor. Antik çağlarda Bitinya ve Gordion arasında bulunan Juliopolis'in Frigler zamanında ismi “Gordios'un köyü” anlamına gelen Gordioukome olarak biliniyormuş. Roma döneminde Julius Ceasar'ın ardından başa geçen Augustus'un, iktidar olması için ona yardım eden bir çete reisine bu bölgeyi vermesiyle kentin adı Ceasar soyuna gönderme yapmak için Juliopolis olarak değiştirilmiş. Antik kentin en dikkat çeken özelliği ise o zamanki Konstantinopolis'ten (İstanbul) Nikaia'ya (İznik) oradan da Ankyra'ya (Ankara) uzanan bir hacıyolu üzerinde bulunması. Juliopolis antik kenti ziyaretçilerini bekliyor Juliopolis'te yapılan kazılar, şu anda kentin nekropolünde sürüyor. Kent merkezinin ise Sarıyar Barajı sularının altında kaldığı düşünülüyor. Yine de barajın kuzey yamacındaki nekropol, şehirle ilgili bilgi edinilmesini sağlıyor. Kazı çalışmalarını görüp göremeyeceğimizi sorduğumuzda olumlu yanıt veren kazı ekibi, yeni bulunan ve henüz açılmamış olan bir mezara da birlikte girebileceğimizi söylüyor. İlk defa açılmamış bir antik mezara girecek olmak doğrusu bizi çok heyecanlandırıyor. Mezarlarla ilgili iki tip soygun olduğundan bahsediyor Okan Cinemre. İlki, antik çağlarda ölü yeni gömüldüğünde ya da mezar tekrar kullanılmak için açıldığında yapılan soygunlar, ikincisi ise günümüzdeki soygunlar. Gireceğimiz oda mezarın girişi henüz tam olarak açılmadığı için zorlukla içeri giriyoruz. Üç bölmesi olan mezarda sadece bir iskelet görüyoruz ki o da kalker kayalar nedeniyle uzun zaman önce erimiş. Duvarda gördüğümüz boğa başı kabartması ise bu mezarın önemli birine ait olduğu anlamına geliyormuş. Antik çağda soyulduğunu öğrendiğimiz mezarda başka bir buluntu göremiyoruz ama Cinemre, mezar odasını dolduran toprağın temizlenmesiyle birlikte yeni bulgulara ulaşılabileceğini söylüyor. Şimdiye kadar açılan ve MÖ 3. yüzyıl ile MS 2. ve 3. yüzyıla ait olan mezarlardan mücevherler, pandantifler, küpeler, cam koku kapları, pişmiş toprak kaplar, sürahiler ve sikkeler gibi önemli buluntular çıkarılmış. Nallıhan Kuş Cenneti soyu tehlikedeki kuş türlerine barınak sağlıyor Kazı ekibiyle birlikte öğle yemeği yerken pek çok kazı alanının aksine Juliopolis antik kentinin ziyarete açık olduğunu öğreniyoruz. Gelen herkese seve seve yardımcı olacaklarını ifade eden ekibe, yardımları ve konukseverlikleri için teşekkür ediyor ve gezi planımızdaki diğer yerleri görmek üzere Nallıhan'a doğru yola koyuluyoruz. Rehberimizle gezi planımız hakkında sohbet etmeye başladıktan kısa bir süre sonra Nallıhan Kuş Cenneti'ne geliyoruz. 1994 yılında koruma altına alınarak yaban hayatı koruma sahası ilan edilen kuş cenneti, 425 hektar genişliğindeki alanında 200'e yakın kuş türüne ev sahipliği yapıyor. Kızıl, beyaz ve gri tonlarındaki renk geçişleriyle hayran bırakan Kız Tepesi'ni karşımıza alarak önümüzde uzanan manzaraya baktığımızda nefesimiz kesiliyor. Topraktaki demir, kil ve çimento nedeniyle katman katman bir görüntünün sergilendiği kuş cennetinde, yüzlerce kuş sesi bize hoşgeldiniz diyor. Bahar aylarında rengârenk bir hâl alan kuş cenneti, bozkır, kayalık ve ağaçlık alanlarında soyu tükenme tehdidi altında olan türlere barınak sağlıyor. Eski ve yeni olmak üzere iki yeni kuş gözlem evinin yapıldığı kuş cennetinde günün erken saatlerinde olduğumuz için çok sayıda kuş görebiliyoruz. Kuşların göç yolu üzerinde bulunduğu için ilkbahar ve sonbahar aylarında kuşların beslenmek, dinlenmek, barınmak ve üremek için geldikleri alanda, kara leylek, farklı balıkçıl türleri, kara çaylak, baykuş, kuzgun, akkuyruklu kartal, gökdoğan ve kırmızı gagalı gibi soyu tehlike altında olan türlerin dışında 10 yırtıcı kuş, 5 baykuş, 35 su kuşu, 80 ötücü kuş türüne de rastlanıyor. Rengârenk iğne oyaları evleri süslüyor Nallıhan, hem tarihî ve doğal dokusu hem de kültürel özellikleriyle öne çıkan bir ilçe. Ünü ilçe sınırlarını aşan renk renk ipek iğne oyaları, en güzel kültürel özelliklerinden. Bir dönem ipek üretiminin yoğun olarak yapıldığı Nallıhan'da, bugün aynı durum söz konusu değil. Yine de ipek iğne oyalarının yapımı hâlâ devam ediyor. Nallıhanlılar bu güzel el emeği ürünlerine sahip çıkmakla kalmamış, daha da geliştirmişler. Nallıhan Ayhan Sümer Kültür Merkezi'nde bize İğne Oyası Müzesi'ni gezdiren Nallıhan Turizm ve Kalkınma Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı Kadriye Sezer, iğne oyası hakkında da bilgiler veriyor: “Nallıhan'da doğal boyalarla gerçek ipekten iğne oyaları yapılmaya devam ediliyor ve her şeyde iğne oyasının yeri var. Evlerimizdeki aksesuarlar, panolar, dekoratif çiçekler, salon takımları iğne oyasından, ayrıca gelin başlarına taçlar, gelin buketleri yapıyoruz. İğne oyasında çiçeklere form vermek için kola kullanmıyoruz, onun yerine ipeklerimizi büküyoruz. İpekler büküldüğünde sertleşiyor ve yıkandığında bozulmuyor. Böylece uzun yıllar boyunca bozulmadan kalabiliyor.” Neredeyse çiçeklerin kendileri kadar canlı ve güzel duran bu oyaların her biri farklı bir anlama geliyor. Üzüm oyası, ağız tadı ve bereketini; kızılcık oyası, sıkıntıyı; papatya ve elma çiçeği, baharı ve bebek haberini; genevir, oğluyla gelini arasında kalan kayınvalidenin hâlini anlatıyor. 480 kişinin oya yaptığı kooperatif ve halk eğitim bünyesinde iğne oyasından takı tasarımları da yapılıyor. Yaklaşık 1-1,5 yıl gibi bir sürede öğrenilen iğne oyalarının en güzelleri ise Nallıhan Ayhan Sümer Kültür Merkezi'ndeki İğne Oyası Müzesi'nde sergileniyor. 600'e yakın çeşidin yapıldığı iğne oyası için Uluslararası Nallıhan Tapduk Emre ve İğne Oyaları Kültür Sanat Festivali bünyesinde her yıl düzenlenen iğne oyası yarışmasında yeni modeller belirlenerek geliştirilmeye devam ediliyor. Ardıç kolye, orkide, karanfil, üzüm salkımı gibi modellerin bulunduğu kolyelerin dışında broşlar, küpeler, yüzükler, dekoratif çiçekler ve yemeni oyaları da yapılıyor. Kooperatifin satış merkezinde ziyaretçilerin beğenisine sunulan bu güzel takılardan biz de hediyelikler almadan ayrılamıyoruz. Nasuh Paşa yadigârı Kocahan, Nallıhan'ın isim kaynağı 1594-1595 yılları arasında Osmanlı veziri Nasuh Paşa tarafından yaptırılan Kocahan, bir sonraki durağımız oluyor. Duvarları moloz ve taştan yapılan hanın kireç harçlı derzleri ise sıvasız kagir olarak yapılmış. Yarım daire şeklinde geniş bir girişi olan hanın, ilk yapıldığı zamanlarda 46 odası bulunuyormuş. Nallıhan'ın ismini de bu handan aldığı düşünülüyor. Rivayete göre Köroğlu bu handa konaklar ve ayrılırken de hanın bahçesine atının nalı düşer. Hancı atın nalını değiştirdikten sonra çıkan nalı han kapısına asar. “Nalı olan han” olarak anılırken ilçenin adı zamanla Nallıhan olmuş. Kocahan'ın girişinde ilk olarak bugün kapalı tutulan eski yük depoları görülüyor. Hanın avlusuna geldiğimizde ise at ve develerin yüklerini boşalttığı çukur alanların camla kapatılarak korumaya alındığını görüyoruz. Bir zamanlar yorgun tüccarları, kervancıları ve yolcuları ağırlayan han odaları da günümüzde dükkân olarak kullanılıyor. İpek halıların, pamuklu ve iğne oyalı renk renk dokumaların ahşap tezgâhlarda dokunduğu bu handa, ayrıca bu dokumalardan elbiseler, örtüler, çarşaflar, yastık kılıfları ve yelekler de dikiliyor. İlk olarak Hamiyet Güreli'nin ortaya çıkardığı tescilli iğne oyalı dokumalar doğal desenleri ve renkleriyle oldukça beğenilen ürünlerden. Nallıhan'a özgü olan bir diğer ürün de ahşap su fıçıları. Emekli bir öğretmen olan Mustafa Alptekin bu işin son iki ustasından biri. Ahşaptan yapılan bu fıçılar suyu hem kendi kendine soğutuyor hem de hoş bir aroma veriyor. Gövdesi 12 parçadan oluşan fıçılar, ahşap parçaların sızdırmayacak şekilde birleştirilmesiyle yapılıyor. Çam ağacından yapılan parçalar, ağacın şişmesiyle birleşiyor. Çam ağacı hem suya güzel bir koku veriyor hem de güneşin altında bile suyu soğuk tutuyor. Uyuz Suyu hayvanlara şifa veriyor Kuş cenneti dışında görülmesi gereken pek çok doğal alana sahip olan Nallıhan'da bulunan Hoşebe Mesire Alanı'nda karavan kampı yapılabiliyor; ilçenin farklı köy ve beldelerindeki anıt fındık ve ardıç ağaçları görülebiliyor. Sarıçalı Dağı'ndaki bir düzlükten akan Uyuzsuyu Şelalesi ise doğa tutkunlarının yürüyüş yapabilecekleri bir rotada bulunuyor. Nallıhan Köylere Hizmet Götürme Birliği tarafından yapılan çalışmalarla şelalenin çevresi oldukça güzel bir dinlenme yeri hâline getirilmiş. Merdivenlerle desteklenen patikanın son bulduğu ahşap bir köprüden geçerek Uyuzsuyu Şelalesi'ne ulaşıyoruz. Dinlenme alanındaki düzlüğün aniden kesilmesiyle sakin sakin akan Uyuz Suyu, 50-60 metrelik bir yükseklikten düşerek güzel bir şelaleye dönüşüyor. Uyuz olan hayvanların bu sudan içtikten sonra düzeldiğini düşünen çobanların Uyuz Suyu dedikleri bu akarsu, yemyeşil bir ormanın içine dökülüyor. Hemen yanı başımızdaki ahşap seyir terasını da fırsat bilerek çağlayan suyun sesi ve ormanın dinlendirici havası eşliğinde yeniden yola koyulmadan önce yorgunluğumuzu biraz olsun atıyoruz. Nallıhan, beklentilerimizin de ötesinde bir güzellikle ağırlıyor bizi. Son derece iyi bir organizasyona sahip olan Nallıhan Turizm Gönüllüleri Derneği sayesinde, keyifli bir gezi yaşıyor, unutulmaz anılarla ayrılıyoruz. Nallıhan’ın tanıtımı için pek çok çalışmaya imza atan dernek, ziyaretçilere gönüllü rehberlik hizmeti verdiği gibi istekleri doğrultusunda gezi planı da oluşturuyor. Gezimiz boyunca biz Nallıhan'ın doğasına, havasına, zanaatlarına, tarihine hayran olduk. Sizler de Ankara'nın yanı başındaki bu ilçeyi gezmek isterseniz www.naltud.org.tr adresini ziyaret etmeyi unutmayın.