
Müziği Kilim Gibi Dokuyor Aynur Doğan Röportaj: Şebnem Türkoğlu, Fotoğraflar: Sony Music
Ailesiyle birlikte Tunceli'den göç ettiği İstanbul'da müzik hayatına başlayan Aynur Doğan, güçlü sesi ve etkileyici yorumuyla akıllarımıza kazındı. 2002 yılında çıkardığı ilk albümü “Seyir”in ardından Yavuz Turgul'un “Gönül Yarası” filminde, Fatih Akın'ın “İstanbul Hatırası: Köprüyü Geçmek” isimli belgeselinde etkileyici yorumuyla dikkatleri üzerine çekti. Grup Yorum, Kardeş Türküler, Anjelika Akbar, Mercan Dede, Orient Expressions gibi isimlerle çalışan Aynur Doğan, Kürtçe ve Türkçe şarkılarıyla hem yurt içinde hem de yurt dışında geniş bir dinleyici kitlesine sahip. “Keça Kurdan” ve “Nûpel” isimli albümlerinin ardından son albümü “Rewend”le dinleyicileriyle buluşan Aynur Doğan, Kürt müziğinin sevilen isimlerinden.
- Tunceli'den İstanbul'a uzanan yolculuğunuz nasıl başladı?
1992 yılında ailemle birlikte bölgede yaşanan olumsuzluklardan dolayı İstanbul'a göç ettik. Serüvenin bir yüzü büyük şehir heyecanıyla doluyken, diğer yüzü nereden ve nasıl başlayacağını bilmemenin tedirginliği ve korkusuyla kaplıydı. 1992 yılında İstanbul'a geldiğimde müzikle uğraşmam bütün yaralarımın erken kapanmasına yardımcı oldu ve müziğe ilk başlangıcı 1994 yıllında bağlama kursuna başlayarak yaptım. Daha sonra küçük konserlere katılmaya başlayınca eğitimime ağırlık verip, şan ve solfej derslerine başladım. İstanbul Devlet Bale Baş Solisti Begüm Erdem ve İzmir Devlet Bale Baş Solisti Aşkın Metiner'den derslerle eğitimime devam ettim. Bir yandan da çeşitli ortak projelerle müzik hayatımı da sürdürdüm.
- İstanbul'daki müzik eğitiminiz için sizi yönlendiren ya da etkileyen bir şeyler oldu mu?
İnancımızda, deyişler, semahlar müzik ile yapılır ve temburun (saz) çok büyük etkisi vardır. Dolayısıyla müzik beni her zaman cezp ediyordu. Tabii, Kürt müziğinin ve kültürünün taşıyıcıları olan dengbejlerin ve lorikvanların her şeyden bağımsız olarak yalnızca geleneğin köklerini taşıyor olmaları beni her zaman etkiledi. Her dinlediğimde ruhumun sonsuzluğa uzandığını hissediyorum. Bunların dışında müzikle ilgilenmeye başladığım süreçte annem bana çok büyük bir destekti. O gerçek anlamda içimi en iyi hissedendi. Kendisi de bir o kadar derin bir kadındır. Fedakâr ve güçlü duruşuyla benim en büyük destekçimdir annem.
- Yeni albümünüzü anlatır mısınız?
Albümde, Kürtçenin lehçelerinden birer tane şarkı var. Soranca, Zazaca ve bir tane de Türkçe. Bunların dışında diğer bütün şarkıların dilinin Kurmanci olduğu bir albüm. Cemil Qocqiri ile birlikte gerçekleştirdiğimiz bu albüm için Almanya'da çalıştık. İki şarkı ise Yılmaz Yeşilyurt aranjesiyle İstanbul'da kaydedildi. Akustik ve her şeyiyle inisiyatifim altında oluşan bir çalışma oldu. Yani benle güçlü bir bağı var.
- Albümün ismi olan “Rewend” ne anlama geliyor?
Rewend, göçebe demek. Buradaki göçebelik yalnızca fiziki değil. Ruhsal anlamda yaşadığımız göçebeliğin, insanı yabancılaştırıp aynı zamanda da yakınlaştırmasına değinmek için bu ismi seçtim.
- Nasıl parçalar bekliyor dinleyicileri?
Benim sevdiğim veya iyi hissettiğim parçalar. Yani benim can verdiğim şarkılar. Ancak o zaman dinleyiciyle daha samimi buluşuluyor.
- Hem yurt içinde hem de yurt dışında müziğiniz yoğun ilgi görüyor.
Müziğin kendisi özeldir. Gerisi senin doğru algılayıp doğru duygular çerçevesinde işlemene bağlı. Tıpkı bir kilimi dokurken rengine karar vermek, hangi rengin hangisi ile daha ahenkli olacağını, hangi rengin motifi daha çok göstereceğine karar vermek gibi, müziği veya geleneksel ezgileri işlerken de dikkat edilecek nokta, birbiriyle uyumlu sesleri yakalamaktır. İşte benim yaptığım da bu.
- “Gönül Yarası” ve “İstanbul Hatırası: Köprüyü Geçmek” isimli filmlerin size katkıları oldu mu?
Elbette olumlu yönde etkili oldu. “Gönül Yarası” ile Türkiye'nin, “İstanbul Hatırası” ile de yabancıların gönüllerinde yer aldım.
- Fatih Akın'la nasıl tanıştınız?
Albümümü dinlemiş. Tanışmak ve görüşmek istediğini söyleyince ben de buluşup tanıştım. Kafasındaki projeyi anlattı, çok beğendim. Daha sonra da birlikte çekimlere başladık.
- Aynı zamanda bir sosyal sorumluluk projesi olan klibiniz nasıl ortaya çıktı?
Güzel bir dostluk gelişti Fatih Akın'la. Klip için görüştüğümüzde kendisi bizden daha çok heyecanlandı ve ortak bir karar olarak da bunun yalnızca bir klip değil aynı zamanda bir sosyal sorumluluk projesi olmasına karar verdik. Hasankeyf olması her ikimizin de ortak fikriydi. Hasankeyf, bir insanlık mirası ve bu insanlık mirası için tüm dünya harekete geçmiş durumda. Hasankeyf'i biraz bilen ve tarihsel araştırmalara giren herkes hemen sesini yükseltmeye başladı.
- Devlet tarafından tanınmayan dillerin kullanımıyla ilgili değişen yasanın Kürt müziğine olumlu anlamda bir katkısı oldu mu?
Henüz hiçbir yasanın faydasını görmüş değiliz. Birçok Kürt sanatçısı da bundan şikâyetçi zaten. Bu yasal düzenlemelerin faydasını, ancak uygulandığında görebileceğiz. Yasayı çıkarmaktan ziyade uygulamasını da denetlemek gerekiyor. Yine de bir fark var. En azından şimdi türkülerimizi, şarkılarımızı söyleyebiliyoruz. Öte yandan dengbejler en yasaklı, en baskıcı süreçlerde bile geleneği bozmadan getirebilmişlerdi. Kürt müziği, dengbejlerden yani sözlü bir gelenekten öğreniliyor. Dolayısıyla öncelikli olarak yönümüz müziğin kaynağı, ilk taşıyıcıları olmalı. Bunun için daha dikkatli ve daha özverili olmak gerekir, çünkü geleneksel müzik gelenekle bağı kalmışsa yerini bulabiliyor.
- Yazdığınız şarkılarda en çok dengbejden etkilendiğinizi söylemişsiniz.
Dengbej, bütün ruhumu sarmalıyor. Çünkü çok samimi ve gerçekçi. Dengbejlerde Kürt kültürünü daha derin öğreniyorum. Etkisinde kalmamak mümkün değil. Sağlam ve köklü bir gelenektir dengbej.
- Geleneksel müzikler giderek yok oluyor. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu durumun müzisyenlerin yüzünü daha çok Batı'ya çevirmelerinden kaynaklandığını düşünüyorum. En kötüsü ise dünyaya Batı normlarını taşıyan müziklerle açılma kaygısı. Modern yaşam, her kesimden insanı kendi kuyusuna daha da hızla çekiyor ve gelenek sadece eski bir anı olarak kalıyor insanların yaşamında.
- Dinlemekten hoşlandığınız müzik türleri neler? Kimleri dinliyorsunuz?
Öncelikli olarak geleneksel müzik. Fakat tarzı ne olursa olsun, ruhsal dokunuşunu hissettiğim anda her tür müziği severim.
- Müzik dışında ilgilendiğiniz bir hobiniz, uğraşınız var mı?
Her şeyden abartı olmamak koşuluyla keyif alırım. Ama doğa ile iç içe zaman geçirmek beni daha çok mutlu ediyor.
- Hem festivaller hem de konserler nedeniyle pek çok şehir ve ülkeye gidiyorsunuz. Gittiğiniz bu yerler içinde sizde tekrar gitme isteği uyandıran, etkileyen yerler oldu mu?
Çok oldu. İshakpaşa Sarayı, Doğubayazıt, unutamadığım ilk gezilerimdendi. Çoğunluğunu tam anlamıyla gezemediğim ya da bazen bir bağ hissettiğim için birçok yer gönlümde yer etti. Daha iyi anlamak, farklı hayatları tanımak ve farklı kültürlerin izlerini sürmek için tekrar gitmek istiyorum bu yerlere.
- Turistik gezilerden mi alternatif gezilerden mi hoşlanırsınız?
Turistik gezilerden pek hoşlanmam, genelde kafama göre takılırım.
- Gittiğiniz ülkelerde ya da şehirlerde nereleri gezmeyi tercih edersiniz?
Şehrin dokusunu öğrenmek için sokakları, caddeleri dolaşır, insanları, kültürleri incelerim.
- Yalnız mı arkadaşlarınızla veya ailenizle mi gezmekten hoşlanırsınız?
Kimi zaman ailemle, kimi zamansa arkadaşlarımla gezmekten hoşlanırım. Dönemine göre hepsinin ayrı bir tadı var.
- Yolculuklarınızda mutlaka yanınıza aldığınız şeyler var mı?
Yolculuk esnasında ihtiyacım olacağını düşündüğüm her şeyi alıyorum. Uzun süreli bir yolculuk olacaksa temburumu, kısa süreli olacaksa müzik dinleyebileceğim herhangi bir aygıt alıyorum.
- Yolculuk, gezmek sizin için ne ifade ediyor?
Yeni hayatlar, yeni başlangıçlar, yeni bilgiler ve arınmış bir ruhu ifade eder benim için yolculuk. Kafanızda hiçbir şey olmadan sadece gezmek, dünyanın en güzel duygularından bir tanesi.