
Sisli, Yeşil ve Renkli Bir Yolculuk Gümüşhane Yazı: Berna Çetin Akgün, Fotoğraflar: Faruk Akbaş
Yol dediğin her zaman dümdüz gitmez. Kıvrılarak tırmanır bazen dağlara doğru, bazen ormanların içinde sürprizlerle ilerler, bazen de taşlarla döşelidir, ilerlemek zaman alır. Mesafeler uzaktır kimi zaman, bir yerden bir yere varmak için erken yola çıkmak, sabırlı olmak, gerçekten istemek gerekir. Üşenip vazgeçmek, sıkılıp bırakmak, yorulup geriye dönmek değildir gezginin işi. Sonunda beklediğiyle karşılaşmasa bile o yolun tadını çıkarmaktır yolculuk. Ulaşılan yerden daha önemlisi, ulaşana kadar karşına çıkan güçlüklerle nasıl baş ettiğin, güzelliklere nasıl saygı duyduğundur. Gümüşhane, her biri ayrı bölgelerde yer alan tarihî değerleri, buralara ulaşmak için kat edilen uzun mesafeleri ama bu uzun yollarda insanı baştan çıkaran doğasıyla, yolda olmanın ne demek olduğunu bir kez daha hatırlatıyor insana.
Eski Gümüşhane'nin izleri Süleymaniye Mahallesi'nde
Eski Gümüşhane olarak bilinen Süleymaniye Mahallesi ilk durağımız. Kentsel ve doğal sit alanı olan Süleymaniye Mahallesi, bugünkü şehir merkezine 4 kilometre uzaklıkta. Osmanlı İmparatorluğu döneminde, 1520-1566 yılına kadar Canca, bu dönemden sonra Gümüşhane, 1. Dünya Savaşı'ndan sonra da Süleymaniye Mahallesi olarak anılan eski Gümüşhane'nin, İskender hakimlerinin gümüş madenlerini bulmaları üzerine İskender tarafından kurularak geliştirildiği söylense de 13. yüzyıla kadar burada yerleşim hakkında kesin bir bilgi bulunmuyor. Gümüşhane, Trabzon'un Fatih Sultan Mehmet tarafından 1461 yılında fethedilmesiyle birlikte Osmanlı topraklarına katılmış ve bu dönemde gümüş madenleri işletmeye açılmış. Canca'daki darphanede, imparatorluk hazinesinin bir kısmını oluşturan gümüş sikkelerin burada basılması da bölgenin bir başka özelliği. Maden ocakları
4. Murat zamanında en canlı dönemini yaşamış; bir ara kapansa da 1839 yılında tekrar işletmeye açılmış. 1894 yılında madencilere tanınan imtiyazların kaldırılması ve teknik yetersizliklerden ötürü maden ocakları kapanmış ve kent canlılığını yitirmiş.
Rengârenk konuk odalarıyla Sarıçiçek Köyü
Gümüşhane'nin geçmişine dair bir iz de Sarıçiçek Köyü'nde. Küçük köy camisinin ahşap, rengârenk oymalarla süslü minberi, yine renkli çinilerle bezeli mihrabı oldukça güzel. Sarıçiçek köy odaları olarak bilinen iki yapı ise Hacı Ömer Ağa tarafından 1873 yılında köyde konaklayacak misafirler için yaptırılmış. 19. yüzyılda yaşanan Batılılaşma ve yerel geleneklerin yarattığı uyum ve renklerin canlılığıyla süslenen bu evler, aşırı süslemeleri ve zengin motifleriyle dikkat çekiyor. Söylenenlere göre; Çaykara veya Arhavi'den geldiği düşünülen Tahir Usta ile çırağı, Hacı Ömer Ağa'nın isteğiyle evleri yapmak üzere anlaşırlar. Tahir Usta, camii yakınındaki odayı, çırak da biraz güneyinde yer alan odayı yapmaya başlar. Süslemelerle ilgili kendisine danışan çırağına bilgi vermeyen, kendisini odaya kapatıp çalışan usta ile gururu incinen çırağı iki yıl boyunca ayrı ayrı çalışırlar.
Sonunda çırağın yaptığı odanın daha gösterişli olduğu anlaşılır ve usta, bundan sonra başka hiçbir yapıya elini sürmez. Süslemeleri kadar hikâyesiyle de ilginç Sarıçiçek köy odalarındaki ahşap işlemeler ve dekorlar birbirine çivisiz bir teknikle monte edilmiş. Her iki ev de ahşap tavan süslemeleri, ocaktaki motifler, özgün mimarisi ve elbette renkliliğiyle burada saatler geçirmemize neden oluyor.
Tarihî İpek Yolu üzerinde bulunan Gümüşhane, akarsu ve dere yataklarının bol olduğu bir konumda olduğundan Osmanlı döneminden kalma yaklaşık 40 tane taş köprüye sahip. Orman içinde süzülen derelerin üstünde korkuluklu ya da korkuluksuz, yuvarlak ya da sivri kemerli, bir-üç gözlü olarak inşa edilen taş köprüler, kemer kısmı düzgün yontu taştan, diğer kısımları ise moloz taşla örülmüş.
Yollarda ilerlerken köylerin içinden girip çıkıyoruz ve kendine has üslubuyla Gümüşhane konaklarına hayran kalıyoruz. Gümüşhane konakları, geniş bahçe içerisinde, iki ve üç katlı olarak sokağa ve manzaraya karşı inşa edilmiştir. Yapı malzemesi olarak mahalli taş, kerpiç ve ahşap malzemeler kullanılmıştır. Odalarda sedir, yüklük, ocak gibi geleneksel uygulamalar mevcuttur. Evlerin hemen hepsi iç sofalı, çatılar ise yapıyla uyumlu, taşkın ve kademeli saçak düzenlemeleri vardır. Evlerin içerisinde, oda kapılarında ve tavanlarında geleneksel ahşap süslemeler, dış cephelerde ise bitkisel ve geometriksel karakterli süslemelerin yanı sıra kapı tokmağı, anahtar deliği çerçevesi gibi madeni süslemeler de mevcuttur.1
Santa'nın harabeleri
Türk, Ermeni ve Rumların birlikte yaşadıkları Gümüşhane, bu yönüyle pek çok inanç merkezine de sahip. Geçmişin izlerini taşıyan pek çok camii, kilise, han ve diğer tarihî yapıların bir kısmı günümüze kadar ulaşmış. Santa Harabeleri de bu yapılardan. Köprüler, vadilere bakan yamaçlar, çiçekler, sisli tepeler sık sık durmamıza, fotoğraf makinesine sarılmamıza neden oluyor. Yükseklere çıktıkça basan sis, dağlara tırmandıkça daralan, bozulan yol, serinleyen hava, bir anda bambaşka bir coğrafyaya geçtiğimizi hissettiriyor. Merkeze 82 kilometre uzaklıkta olan yol, saatler sürüyor. Bir tarafımıza puslu bir uçurumu, bir tarafımıza yeşil yamaçları alarak ilerliyoruz ağır ağır. Sisten göz gözü zor görüyor. Aracımız bazı yerlerde birkaç manevrayla dönüyor. Bir de yol çalışmasıyla değişen yönler ve hiçbir yerde tabela olmaması, yolu biraz daha uzatıyor. Yılmıyoruz ve saatler süren yolculuktan sonra Dumanlı Köyü'ndeki Santa Harabeleri'ne ulaşıyoruz.
17. yüzyılda Rumlar tarafından kurulan, dinî, ticari ve kültürel önem taşıyan yerleşimin Rum çetelerinin sığınağı olarak kullanıldığı biliniyor. Kentin en parlak dönemi olan 19. yüzyılda, nüfus 5 bin kadarmış. Bu dönemde kentte okullar da varmış. Santa'da yaşayan nüfusun tamamı Hıristiyan Ortodokslardan oluşuyormuş. Günümüzde arkeolojik ve doğal sit alanı olan Santa; Binatlı (Pinatanton), Terzili (Terzanton), Zurnacili (Zournatsanton), Piştovlu (Pistofanton), İşhanlı (Ishananton), Çinganli, Çakallı olmak üzere yedi mahalle ve üç yüz evden oluşuyor. Kentte tümüyle taştan inşa edilen tek katlı konutlar, her mahallede en az bir kilise, her sokakta da bir çeşme mevcut. Günümüzde evlerin üç yüzden fazlası ayakta kalmış, bu nedenle buraya pek de harabe demek doğru değil. Doğal konumu itibariyle yayla özelliği taşıyan yerleşim, tarihî ve kültürel varlığıyla çok zengin.
Karaca Mağarası'na ulaşmadan önce kısa bir mola verip yol üstündeki dükkânlardan birinden köme ve pestil alıyoruz. Başka yörelerde cevizli sucuk olarak bilinen köme ile pestil Gümüşhane'de önemli sektörlerden biri hâline gelmiş. Buraları gezip, görüp, sevdiklerine bir şeyler götürmek isteyenlerin tercihlerinin başında, taze duttan yapılan pestil ve köme geliyor.
Fantastik bir doğal alan: Karaca Mağarası
MTA, Gümüşhane'de yaptığı çalışmalar sonunda şehirde 25 tane mağara tespit etmiş. Bunlardan biri de 1996'da turizme kazandırılan Torul ilçesine bağlı Cebeli Köyü'ndeki Karaca Mağarası. Damlataşı oluşumları açısından oldukça zengin olan Karaca Mağarası içerisinde; sarkıtlar, dikitler, sütunlar, org desenli duvarlar, bayrak şekilleri ve perde damlataşları, mağara çiçekleri, mağara incileri, fil kulakları, traverten havuzları ve basamakları, mağara gülleri görülüyor. Mağaranın son bölümlerinde damlataşı havuzlarının derinliği 1 metreyi buluyor. Mağara içerisindeki beyazdan laciverte kadar çeşitli renklerdeki travertenlerin varlığı, travertenleri oluşturan suyun içerisindeki demir ve magnezyum gibi erimiş mineral maddelerin çok yoğun olduğunu gösteriyor. 150 metre uzunluğundaki Karaca Mağarası, 18 metre yüksekliğinde ve toplam iç alanı 1500 metrekare. Bir kısmı gezilebilen mağaranın ilerleyen zamanlarda diğer galerilerinin de ziyarete açılacağı, girişteki renkli ışıkların kaldırılıp yerine daha uygun ışıkların konacağı söyleniyor. Virajlı bir dağ yolundan ulaşabileceğiniz Karaca Mağarası'nın çıkışındaki çay bahçesinde satılan yayık ayranından içmenizi, puslu dağlara ve ormana bakan terasında mola vermenizi tavsiye ederiz.
Günümüze ulaşan en sağlam dinî yapılardan biri olan İmera Manastırı, Olucak Köyü'nde yer alıyor. 1350 yılında inşa edilmiş olan manastır, köyün üstünde geniş bir alana yapılmış. Manastırın şapeli ve bazı kalıntılar günümüze ulaşabilmiş. Kapısındaki süslemelerle dikkat çeken şapelin içi maalesef duvar yazılarıyla ve çöplerle dolu.
Sadece tarihî yapılara karşı özensiz değiliz; doğayı da bir o kadar hor kullanıyoruz. Gümüşhane'nin yemyeşil ormanları ve narince süzülen derelerini hidroelektrik santrallerle dolduruyoruz. Adım başı bir HES inşaatı, iş makineleri ve kamyonlar görüyoruz. Ormanların içine giren iş makineleri buradaki canlıları yaşam alanlarında rahatsız ettiği gibi, kesilen yüzlerce ağaçtaki meyvelerle beslenen hayvanlar da yiyeceksiz kalıyor. Son zamanlarda sıkça duyduğumuz ayı saldırısı haberlerindeki artış tesadüf mü dersiniz? Artık buralarda ayı çıkma olasılığı, taş düşme olasılığından daha fazla…
Doğası ve tarihiyle Krom Vadisi
Tarihin izlerini taşıyan bir başka yerleşim ise Krom Vadisi'nde. Yüzyıllar önce burada krom madeni çıkarıldığı için bu adı alan vadide bulunan Krom antik kenti, Hıristiyanlık dönemine ait onlarca yapıyı barındırıyor. 15 kilise ve şapelin bulunduğu antik kentte ayrıca bir köprü ve bir kale yer alıyor. Rumlardan kalma taş evler günümüze fazla bozulmadan ulaşabilmiş.
Bölge ile ilgili çok fazla bilgi bulunmamasına rağmen yapılan araştırmalarda Krom Vadisi'nde, Osmanlılardan önce yerleşmiş bulunan ve madenlerde çalışan yerli halkın, Bizans döneminde ilkel dinlerini bırakarak Hıristiyanlaştığı ve zamanla Hıristiyan papazların etkisiyle dillerini unutarak bugünkü Yunancaya çok yakın Rumca kullanmaya başladıkları, Hıristiyan halkın 1920'lerdeki nüfus mübadelesine kadar yörede yaşadığı ve Hıristiyanlığı da yaşattıkları bilinmektedir. Osmanlı İmparatorluğu'nun 1461 yılında Trabzon'u fethetmesinden 1700 yılına kadar, yörede yaşayan insanların dinine karışılmamıştır. İmparatorluk 1700'lü yıllarda Hıristiyanlara, Müslüman olmaları durumunda bazı imtiyazlar sağlayacağını duyurunca Müslüman olmuşlardır. Hıristiyan halkı yaklaşık 200 yıl boyunca dinlerini yaşamışlardır. O tarihten sonra Hıristiyanlar, yıkılan kiliselerini onarmış ve birçok kilise yapmışlardır. Bugün ayakta kalan kiliselerin birçoğu, o dönemde yapılmış kiliselerdir.2
Gümüşhane, tarihî ve kültürel zenginliklerle dolu, Karadeniz'e ait doğasıyla da zorlu ve keyifli. Gezilecek yer çok, yollar da ırak olunca daha birçok yer aklımızda kalıyor ve tekrar gelmek, görmek için planlar yapıyoruz. Başka zamanlarda, başka mevsimlerde, başka güzellikleriyle Gümüşhane'nin kıvrılan yollarının bir virajında tekrar buluşmayı diliyoruz.