Yolculuk Dergisi 88. Sayı

GEÇENGÜNÖMÜRDENDİR Yazı: Feyza Hepçilingirler Öğretilmiş Kibarlık


Öğretilmiş Kibarlık Yurt dışına çıktığınızda hemen dikkatinizi çeker. İnsanlar güler yüzlüdürler. Hiç kimseyi tanımıyorsunuzdur; ama gün boyu pek çok insanla selamlaşırsınız. Çünkü yanınızdan, "Günaydın, iyi günler" demeden, hiç değilse gözleriyle selam vermeden geçen pek olmaz. Son derece kibardırlar. Bu kibarlığa hayran olmak üzereydim ki bir arkadaşım gülümsemelerin yapaylığı konusunda uyardı beni. Sonra dikkat etmeye başladım. Dediği gibiydi gerçekten. Yanınızdan geçerken gülümsüyor; daha doğrusu gülümser gibi yapıyorlar; ama geçer geçmez yüzün, gülümsemeden önceki halini alması birkaç saniye bile sürmüyor. Tam göz göze gelindiğinde ve yalnızca saniyeler süresince kullanılan bir maske o gülümseme. İşi bittiği anda kullanımdan kaldırılıyor. Bu sahte gülücüklere bakıldığında bizim insanımızın davranışı çok daha hakiki... Biz sevmediğimiz birileriyle karşılaştığımızda yapmacık gülümsemeler sergilemek yerine, görmezden gelebiliriz onu ya da başımızı çevirip yürür gideriz. Birine gülümseyerek selam vermişsek yüzümüzün eski halini alması epey uzun sürer. Kendimden biliyorum. Birine çok içten bir "Merhaba" demişsem o kişi geçtikten sonra bile, karşıdan gelenler, "Niye sırıtıyor bu kadın?" diye garip garip bakmaya başlayıncaya dek sürer gülümsemem. Görgü kurallarını anlatan bir kitapta okumuştum. Kibarlığın ölçütü olarak, "Bir kimse günlerce bir şey yemediği halde önüne yemek getirildiğinde yine de çatal bıçak kullanıyorsa gerçekten kibardır." deniyordu. Ölçütü böyle tutunca gerçek kibarı bulmak zor değil, neredeyse olanaksız. Nerede öğrenir insanlar kibar olmayı? Kibarlığın okulu mu var, diyeceğim; ama aslında yok da değil galiba. Sanırım İngiltere'deydi, genç kızlara soylu hanım davranışları kazandırmak üzere Y eğitim veren, en azından bir okul olduğunu biliyorum. Öyleyse kibarlık öğretilebilir bir şeydir. Zaten kibarlığın doğuştan getirilen, içgüdüsel bir davranış olmadığı kesin. Hatta insanoğlunun (insan kızının da elbet) doğuştan getirdiği güdüleri yontmak, biçimlendirmek diye de tanımlanabilir kibarlık. Niye olmasın? Sözlüklere baksak "incelik, naziklik" diyecek kibarlık için; oysa "incelik, naziklik" kavramları da tanıma muhtaç. Bence güdülerinin buyruğundan çıkıp en uygun davranışı akıl yoluyla bulmaktan geçer kibarlığın (ya da inceliğin, nezaketin) yolu. İnsan dünyaya karnını doyurma güdüsüyle gelir; ama karşısındakinin önündeki yemeği kapmamayı kısa sürede öğrenir. Belki öğrendiği ilk kibarlık budur. Soyunu sürdürme güdüsüyle doğar; ama gördüğü ilk karşı cinse saldırmıyorsa aldığı eğitimden dolayıdır. "Ayıp" diye, "günah" diye eğitildiği gibi, "aferin" denerek, sırtı sıvazlanarak da eğitilebilir insan. Arkadan biri geliyorsa geçtiğiniz kapıyı onun yüzüne çarpmaması için bir süre tutmanız gerektiği hiçbir kitapta yazmaz; ama bunu yapmazsanız o kapının bir gün sizin yüzünüze de çarpabileceğini bilirsiniz. Kibarlığı da abartmamak gerek. Gerçek bir kibar, gerçekleri olduğu gibi söylemeyi kaba bulabilir. Sözgelimi konuğunuz fazla kibarsa ona sunduğunuz bir tatlı için sizi övgülere boğacak; ama tatlıyı gerçekten beğenip beğenmediği konusunda hiçbir ipucu vermeyecektir. Ondan gelecek en sinir bozucu davranış da ancak bu olur. Bir de karşıtını düşünün. Kaba ve hoyrat biri, yalnız gününüzü mahvetmekle kalmaz, yakınınızdaysa bütün bir yaşamı çekilmez kılabilir. Madem öğretilebilir bir şeydir kibarlık, hala öğrenebilecek durumda olanlara en azından özür dilemeyi, teşekkür etmeyi, rica etmeyi öğretelim ki yarın çocuklarımız yapmacık bile olsa birbirilerine gülümseyebilsinler. 8 Yolculuk