
Orman Hayattır Yazı: Dr. Sedat Kalem
Orman; ağaçlar, ağaççıklar, çalılar, otsu bitkiler, mantarlar, mikro-organizmalar, irili ufaklı hayvanlar, toprak, hava ve suyun, uzun süreli doğal etkileşimi sonucu ortaya çıkan bir ekolojik sistem olarak tanımlanır. Ormanlar aynı zamanda çok yönlü işlev ve değerleriyle de (ekonomik, sosyal, çevresel, bilimsel, ruhsal, estetik) yeryüzündeki yaşamın temel taşlarından birini oluşturur. Bu sistem, kendisini meydana getiren unsurların yüzyıllarca devam eden karşılıklı etkileşimi ile yerleşmiş bir biyolojik denge üzerinde kuruludur. Ülkemizde doğayı koruyan duayenlerden Tansu Gürpınar, “İçinde ağaçkakanın yuva yapmadığı yer orman sayılmaz.” der. Belki de orman ekosistemini tanımlayan en kısa ve anlamlı ifade...
İnsan ve orman
İnsanın, ormanla ilk ilişkisi “barınma” ve “beslenme” gibi temel ihtiyaçlarının karşılanmasıyla başladı. Hayvancılık ve tarımın gelişmesiyle birlikte kullanılmaya başlanan ormanlık alanlar, verimsiz duruma gelince de terk edildi ve yeni alanlara geçildi. İlk kalıcı yerleşimlerle birlikte, özellikle Mısır, Yunan, Roma gibi ilkçağ uygarlıklarında barınma, ısınma, savaş araçları ve gemi yapımı gibi amaçlarla ormanlar, giderek daha yoğun bir şekilde kullanılmaya başlandı. Ortaçağda, feodalizmin yayılışı ve arazilerin yönetici sınıflarca ele geçirilmesiyle, ormanlardan serbestçe yararlanmayı sınırlayan ve hatta korumayı amaçlayan düzenlemeler gündeme geldi. Nihayet, 18. yüzyıldan itibaren Avrupa'da bir yandan sanayinin ve kentlerin gelişmesi ile ortaya çıkan hammadde talebinin düzenli olarak karşılanması ihtiyacı, seller, çığlar ve erozyon gibi sorunlarla mücadelede, ormanların çevresel işlevlerinin farkına varılmasıyla “orman işletmeciliği” kavramı gelişmeye başladı. Bugün artık daha yaygın bir şekilde kullanılan “orman yönetimi” kavramı ise ormanların çok yönlü işlev ve değerlerine daha uygun düşüyor.
Yaklaşık 5 milyon yıl yaşında olan dünyamızda, yalnızca bir milyon yıllık bir geçmişe sahip olan insanın doğal alanlar üzerindeki etkisi, yaklaşık 250 yıl önce başlayan endüstri çağı ile en yüksek düzeyine ulaştı. Özellikle 19. yüzyıldan itibaren gelişen endüstri, hızlı nüfus artışı, artan nüfusun gereksinimlerinin yükselmesi, tarım topraklarının yetersiz kalmasıyla orman alanlarının tarım alanlarına dönüştürülmesi, kentlerin hızlı ve plansız biçimde genişlemesi, genişleyen kentsel ve endüstriyel tesisler için ormanların yok edilmesi ve sürdürülebilir olmayan orman işletmeciliği, doğal çevreyi büyük kayıplara uğrattı. Günümüzde ise insanların ormanlar üzerindeki etkisi tarih boyunca görülmemiş düzeylere ulaştı. Dünya genelinde bir zamanlar 8 milyar hektar olan orman alanı bugün 4 milyar hektar civarında. Yalnız “nicel” değil, “nitel” olarak da yaşanan kayıplarla, doğanın laboratuarları olan “bakir” ormanlar, ekolojik yapısını ve biyolojik çeşitliliğini önemli ölçüde kaybetmiş “yapay” ve “bozuk” ormanlara dönüştü. Bugün artık ortalama iki yüz yaşın üzerindeki ağaçlardan oluşan doğal ormanlara kolay kolay rastlanmıyor. Buna karşılık, aynı dönemde, sera gazlarının atmosferde aşırı düzeyde birikmesi sonucu ortaya çıkan küresel iklim değişimi ile bu sorunlara yeni bir boyut eklenmiş oldu.
Ormanlarla ilgili politikalar
Gerek ormanların çevre açısından taşıdığı önem, gerekse çevre sorunlarının ormanlar üzerinde yarattığı olumsuz etkiler etrafındaki tartışmalar, son yıllarda dünya kamuoyunu giderek artan bir şekilde meşgul etmeye başladı. Haziran 1992'de, Brezilya'nın Rio kentinde gerçekleştirilen BM Çevre ve Kalkınma Konferansı'nda, üst düzey devlet adamlarının geniş katılımıyla imzalanan beş temel sözleşmeden biri Orman Prensipleri’ydi. Diğerleri ise Rio Deklarasyonu, Gündem 21, İklim Değişikliği Sözleşmesi ve Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi oldu. Bu tartışmaların ortak noktalarından biri, ormanların yönetiminde bugünün olduğu kadar, gelecek kuşakların gereksinimlerini de karşılamayı esas alan “sürdürülebilirlik” ilkesinin vurgulanması.
Ormanların, özellikle toprağı koruma, iklim ve su rejimini düzenleme, hava kirliliğini önleme, biyolojik çeşitlilik ve gen kaynaklarımızı muhafaza etme, yaban hayatının sürekliliğini sağlama gibi işlevleri var. Bu işlevlerin dünya çapında kabul görmesi, toplumun ormandan beklediği çok yönlü gereksinimleri karşılamaktan sorumlu “orman yönetiminin” geleneksel kapsamını önemli ölçüde değişikliğe uğratmış durumda. Dünyada orman yönetimi artık, yalnızca odun ve sanayi hammaddesi üretmek üzere faaliyet gösteren bir kamu uğraşı olmaktan çıkıyor. Ağaç, su, hava, toprak, yaban hayatının bugün ve gelecekte, dengeli ve sürdürülebilir bir şekilde sağlanabilmesini güvence altına alacak zorlu fakat ilgi gruplarını sorumluluğa davet eden, katılımcı ve şeffaf bir niteliğe dönüşüyor.
Türkiye'de ormanlar
Orta Avrupa'nın ılıman kuşağı ile Akdeniz'in yarı kurak ve Ortadoğu'nun kurak zonu arasında yer alan ülkemizin ormanlık alanları 21.2 milyon hektar civarında. Bu alan, ulusal yüzölçümün yaklaşık dörtte birine karşılık geliyor (yüzde 27). Bu oran, Finlandiya'da yüzde 74, Avusturya'da yüzde 45, Yunanistan'da yüzde 44, Bulgaristan'da yüzde 33 ki burada ülkenin coğrafi konumu önemli role sahip. Ülkemizde, yasal olarak “orman sayılan alan”ların yarısından fazlası (yüzde 52), eskiden beri süregelen tahribat yüzünden “bozuk” nitelikli, verim gücü düşük veya tamamen “verimsiz” ormanlar hâlinde. Ormanlarımızın ancak yüzde 48'i verimli orman niteliğinde. Ancak üç kıtanın birleşme noktasında yer alan Türkiye, biyolojik çeşitlilik açısından ılıman kuşakta yer alan en zengin ülkelerden biri olarak kabul ediliyor. Geniş bir yelpazeye sahip olan orman tipleri, alüvyal akarsu ormanlarından yüksek dağ ormanlarına, oradan tipik Akdeniz ormanlarına varan bir çeşitlilik gösteriyor. Bu ormanlar ayrıca boz ayı, vaşak, huş tavuğu, kara akbaba gibi göz kamaştırıcı türleri de içeren bir faunaya evsahipliği yapıyor.
Türkiye'de ormanlar, yaklaşık yedi milyon orman köylüsü için yaşamsal önem taşıyor. Odun, kırsal nüfus için en önemli ve ucuz enerji kaynağı ve yapı malzemesi. Köylüler, ağaç kesimi, dikimi ve orman bakımı gibi ormancılık çalışmalarında istihdam olanağı buluyor. Mantar, reçine, sığla yağı, tıbbi ve aromatik bitkiler gibi bir dizi “odun dışı ürün”, hem yerel hem de ulusal düzeyde önemli bir gelir kaynağı. Türkiye ormanlarının rekreasyonel potansiyeli, özellikle kentlerde yaşayan insanlar için önemi giderek artan bir değer oluşturuyor.
Yüzyıllar boyunca çeşitli uygarlıklara sahne olan Anadolu ormanları, yoğun kullanımdan etkilenerek hem alansal (nicelik) hem de yapısal (nitelik) kayba uğradı. Bu süreç, özellikle son elli yıl içerisinde hız kazandı. Doğal yaşam alanlarının giderek daralmasına yol açan plansız gelişme ve buna bağlı alan kullanım değişiklikleri ile aşırı tüketim, avlanma, otlatma, yasal olmayan bitki ve hayvan ticareti gibi sürdürülebilir olmayan faydalanma biçimleri, ormanların ekolojik bütünlüğünün parçalanmasına, yaban hayatının daralmasına, biyolojik çeşitliliğin ve özellikle nadir ve tehlike altındaki bitki ve hayvan türleri ile bunların doğal yaşam alanlarının geri gelmemek üzere yitirilmesine yol açıyor.
Türkiye'de toplam 21,2 milyon hektarlık bir alana sahip olan ormanlık alanların, yalnız yüzde 4'ü sahip olduğu biyoçeşitlilik değeri için “millî park”, “tabiatı koruma alanı”, “tabiat parkı” gibi yasal statülerle koruma altında. Ancak, bu da eksiksiz bir korumanın sağlandığı anlamına gelmiyor. Dünya genelinde ormanların yüzde 12'si biyolojik çeşitliliğin korunması için ayrılmış durumda. Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi kapsamında 2020 yılı için benimsenen hedef ise yüzde 20 ve bu korunan alanların daha etkili bir şekilde yönetilmesi. Bu durumda almamız gereken daha epey yol var. WWF-Türkiye'nin, Çevre ve Orman Bakanlığı ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) ile birlikte yürütmekte olduğu projeler, ülkemizin bu hedefe ulaşmasına katkıda bulunmayı amaçlıyor.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 2006 yılında aldığı bir kararla, içinde bulunduğumuz 2011'i, Uluslararası Orman Yılı ilan etti. “İnsan İçin Ormanlar” sloganının benimsendiği bu yılda bütün dünyada ormanların daha etkili bir şekilde korunması, daha iyi yönetilmesi ve sürdürülebilir bir şekilde geliştirilmesinde insanın oynadığı önemli rol vurgulanıyor.
Gerçekten de ormanların hayatımızdaki önemi, belki de farkında olduğumuzun çok çok ötesinde. Beslenme, barınma, sağlık gibi temel ihtiyaçlarımızın karşılanmasında önemli rol oynayan ormanlar, kısaca “biyolojik çeşitlilik” olarak andığımız bitkiler, hayvanlar ve diğer canlılar için üreme ve yaşama ortamı sağlarken, gezegenimizin oldukça hassas iklimsel ve çevresel dengesinin belirli bir istikrar içinde devamında da önemli bir paya sahip. Kısacası yeryüzünde yaşayan 7 milyar insanın varlığı, geleceği ve refahı; büyük ölçüde ormanların varlığına, sağlığına ve devamına bağlı.