
Erzurum Kadınlarının Elinden Hereke Halısı Atatürk Üniversitesi Halıcılık Eğitim Merkezi Yazı ve Fotoğraflar: Mustafa Ortauzun
“Köy kızı oturmuş dokuyor halı. Önüne almıştır kaymağı balı
Seni seven oy yiğit neyler dünya malı…
Çık dağlar başına köyün maralı.
Edalı gelin, ballı gelin, sevdalı gelin
Tutaydım elin, saraydım belin, ne güzel gelin…”
Şefika, Neslihan, Aygün, Meryem, Naime, Elif, Hatun, Pınar, Semra, Hediye, Esma, Hacer ve diğerleri… Tezgâhlarının başından kalkmadan, ilmek atışlarını bozmadan, parmakları ile halıya hayat verirken; kimi gözleriyle kimi yüreğiyle kimi avazında saklı sesiyle eşlik ediyor türküye. Gönülden dile, dilden parmaklara yansıyan hikâyenin ilk ilmeği atılıyor böylece…
Dünyaca ünlü Hereke halısı
Erzurum Atatürk Üniversitesi Halıcılık Eğitim Merkezi'ndeyiz. Bu merkez, 1962 yılından beri halıcılık sektöründe hizmet veriyor. Yaşları 15 ila 30 arasında değişen 50 kursiyerle bu atölyede, dünyaca ünlü Hereke halısı dokunuyor. Osmanlı ve Avrupa saraylarını süsleyen, 60 x 60 metre boyutlarında üretilen, Türk düğümü tekniğiyle dokunan, çözgüsü ve atkısı pamuk, dokuması yün olan, kendine özgü bitkisel desenli motiflerden oluşan, santimetrekaresinde 36 düğüm bulunan Hereke halısı, genç kızlarımızın el emeği göz nuruyla dokunuyor. Kursiyerler böylece ev ekonomilerine de katkıda bulunuyor. Alınan bedel bin ilmek üzerinden belirleniyor. Usta dokuyucuların günde attıkları ilmek sayısı, el hızına, maharetine, işi kavrama yeteneğine ve günlük heyecanına bağlı olarak 8-10 bin ilmek arasında değişiyor. Hereke halısında kullanılan motifler şunlar: hatai, lale, gül, penç, karanfil, hançer yapraklar, nar çiçeği, gonca, sümbül, badem, çiçek buketleri, hayat ağacı…
“Kaliteden taviz yok”
Atölyelerde sipariş üzerine de Hereke halısı dokunuyor. Kursiyerler, hem dokunan halı karşılığında ücret alıyor hem de kurs eğitimi sonunda aldıkları belgeyle bu alanda öğretici olarak iş imkânına sahip oluyorlar. Geleneksel el sanatları içerisinde önemli bir yere sahip halı dokuması. Kalitesiyle geçmişten günümüze değerini hâlâ koruyan Hereke halısını yaşatmak ve yaygınlaşmasını sağlamak, merkezin amaçlarından sadece bir tanesi. Günümüzde makine halıları, el tezgâhlarında dokunan halılara nazaran daha fazla rağbet görüyor. Merkezin amacı, yurt içinde ve yurt dışında Hereke halısının var olan ününü yeniden canlandırarak, el halısına olan ilginin artmasını sağlamak. Atatürk Üniversitesi bünyesinde bulunan merkezin vazgeçilmez ilkesi ise şu: “Kaliteden taviz yok…”
Sarıçamdan yapılan ahşap tezgâhlar
Ahşap tezgâhların kullanıldığı bu atölyedeki sarıçam adındaki dayanıklı bir ağaç türünden yapılan tezgâhların da neredeyse elli yıllık bir geçmişi var. Ahşap tezgâhların diğer bir tezgâh türü olan metal tezgâha göre çok fazla parçası bulunduğundan kullanımının daha zor olduğunu belirtiyor atölye çalışanları. Fakat bunun yanında ahşap tezgâhtan çıkan halının kalitesinin çok daha iyi olduğunu ve daha fazla el emeği olduğunun da altını önemle çiziyorlar.
Her halıda bin bir emek
Her halıda başka bir hülya, her tezgâhta başka bir hikâye. Heyecan dillerinde, emek ellerinde. Neslihan, 27 yaşında. 9 yıldır halı dokuyor ve yaklaşık 11 aydır bu atölyede çalışıyor. Konuşurken daha heyecanlı. Halı dokurken bütün beden parmaklara kilitlenmiş. O günkü ruh hâline göre günde 8-9 bin ilmek atıyor. “Rekabet yoktur aramızda. Halıya başlarken heyecan var. En iyisi bizimki olsun isteriz çünkü sonunda satış var. Güzel halı daha tez satılıyor. Bazen tartışmalar da oluyor ama fazla sürmüyor. Bu da tuzu biberi.” diyor.
Semra, 18 yaşında. Yüreğinden geçenler her daim dilinin ucunda: “Halıya ilk başlarken kenarları güzel olur mu, motifleri güzel olur mu, acaba hoca beğenir mi, diye düşünürsün. Halı ilerledikçe daha çok hoşuna gider, motifler ortaya çıktıkça, o işten para kazanacağını düşündükçe keyfin artar. Keyiflenince şarkılar söyleriz, bilmeceler sorarız, yarışmalar yaparız. Halının başında, eğer üzüntülüysem o da benimle birlikte onları yaşıyor gibi geliyor bana. Ortalarında falan daha mutluysam, o da benimle birlikte güzelleşiyor. O da sanki hissediyor gibi. Hani insan bir evden taşınır da sonra gider o eve bakar anılarını hatırlar, ben de öyle. Halıyı çıkardığım zaman neler yaşamışım, sevinçlerim, üzüntülerim hep aklıma gelir. Sevinçli olduğun zaman sanki halı parlıyor yüzüne. Daha güzel dokuyorsun.”
Naime, 18 yaşında. 7 yıldır halı dokuyor ve bir yıldır bu merkezde çalışıyor. Renkli gözleri ile emeğini sergilemek için tezgâh başında düşüncelerini paylaşıyor: “Hayallerimi işlemek isterdim. Kendi tasarımımı yapmak isterdim. Övülmeyi isterdim. O tasarım öyle bir şey olmalıydı ki herkesin gözünde olmalıydı. Bu yapmış denilmeliydi. Şimdi halı dokurken alacağım parayı nereye vereceğimi düşünüyorum.”
Meryem, 21 yaşında ve 4 yıldır bu merkezde. Günde 9-10 bin ilmek atabiliyor. “Heves olmazsa çalışılamaz.” diyor insanın içini dolduran sesiyle. “Psikolojin iyi olacak. Halıya başlarken içimizin güzelliğini yansıtmaya çalışıyoruz. Kafan karışık olunca yanlış dökebiliyorsun. Hatalar yapabiliyorsun. Ama iyi-kötü halıya her şeyimizi katıyoruz. Sıkıntını, derdini burada bırakabiliyorsun. Birine sinirli olduğumuzda hıncımızı bile halıdan alıyoruz bazen.”
Gizemli bir ses yükseliyor birden. Onun da söyleyecekleri var içinde… “Mesela insanlar günlük tutarlar. Benim günlüğüm dokuduğum halıda. Kalem gibi yazıyorum ilmeklerle halıya. Üzüntüm de neşem de halıda yazılı.” Halı tezgâhlarının arasında dolaşırken inceden bir arp sesi eşlik ediyor sanki. Tellere dokunan parmakların ahengi sarıyor etrafı. Dilde söylenmeyen sesler çınlıyor kulaklarda… “Hayallerimi işlerdim. Gündüze gece, geceye gündüz katardım düşlerimde. Renkler konuşur, ben susardım. Uçardı halım mavi gökyüzünde, ben gülümserdim renkler içinde. Halım beni anlatırdı ve ben hiç tükenmezdim böylece.”