Karadeniz'in Zanaatkâr İlçesi Devrek Yazı: Şebnem Türkoğlu, Fotoğraflar: Faruk Akbaş

Karadeniz'in Zanaatkâr İlçesi Devrek Yazı: Şebnem Türkoğlu, Fotoğraflar: Faruk Akbaş


Zonguldak'ın bastonlarıyla ünlü ilçesi Devrek, zengin doğası ve yöresel lezzetleriyle keyifli bir gezi vaat ediyor. İlçe yemyeşil ormanları, mesire alanları ve bitki örtüsüyle Karadeniz ikliminin en güzel örneklerini sunuyor. Köknar, meşe, kayın, çam, karaağaç, kestane ve ıhlamur ağaçları; orkideler; orman gülleri ve yabani karanfiller, gezimiz boyunca rengârenk bir şölen sunuyor bizlere. Geniş kapsamlı bir tarih araştırması yapılmamış olan Devrek'te ilk yerleşimin Frigler döneminde olduğu düşünülüyor. Ünlü tarihçi Heredot tarafından Mariandyn olarak adlandırılan yöre, Friglerin yıkılmasından sonra Lidya egemenliğine girmiş; sonrasında Pers, Pontus, Roma ve Bizans imparatorlukları hâkimiyetinde kalmış. 11. yüzyılda Selçukluların egemenliğine giren Devrek, Selçuklular yıkıldıktan sonra bir süre Candaroğulları hâkimiyetinde yaşamış. Ancak Yıldırım Beyazıt'ın, Anadolu'da Türk birliğini sağlamak için Candaroğulları'nın hâkimiyetine son vermesiyle, 14. yüzyılda Osmanlı topraklarına katılmış. Osman Gazi'nin silah arkadaşı Hızır Bey tarafından Osmanlı sınırlarına katıldığı düşünülen Devrek'in, 15.-16. yüzyıllardaki adının Hızır Bey İli (Hızırbegeli) olması bu duruma kanıt olarak görülüyor. Sonradan adı Hamidiye olarak anılmaya başlanan ilçe, bugünkü adını ise 18. yüzyılda almış. İlçenin bugünkü ismiyle ilgili iki söylence bulunuyor. İlkine göre coğrafi yapısı koyuna benzediği için “ağzı yayık koyun” anlamına gelen Devrek konulmuş ilçenin adı. Diğerine göreyse develerin yükünü boşalttığı yer anlamına geldiği için Devrek denilmiş. Devrek'in zengin tarihi ve doğası keşfedilmeyi bekliyor İlçenin tarihî zenginliklerine yönelik henüz arkeolojik bir çalışma yapılmamış. Ama topraklarında birbirinden değerli zenginlikler barındırdığı anlaşılıyor. Kaçak kazıların uzun yıllardan bu yana sürdüğünü öğrendiğimiz ilçede, söylenenlere göre çok sayıda gömü bulan olmuş. Gezimiz sırasında tanıştığımız Devreklilerin anlattığı kaçakçılık hikâyeleri de Devrek'te ciddi bir çalışma yapılmasının gerekliliğini ortaya koyuyor. İlçe merkezinin biraz dışında kalan Bostandüzü Mesire Alanı'ndaki Akçasu Kaya Mezarları'na gittiğimizde, bu kaçak kazıların izlerini, yer yer karşımıza çıkan mezarlarda kendi gözlerimizle de görüyoruz. Piknik alanını geride bırakan ahşap köprüden geçerek yürümeye başlıyoruz. Attığımız her adım bizi ormanlık alana biraz daha yaklaştırırken doğanın zenginliğine hayran oluyoruz. Günübirlik ya da uzun doğa yürüyüşlerine oldukça uygun olan bu ormanlar, ilkbahar ve sonbahar aylarında doğa fotoğrafçıları için de zengin bir görsellik sunuyor. Hem florası hem de faunasıyla oldukça zengin olan Devrek ormanlarında, henüz bir yürüyüş parkuru oluşturulmamış. Ancak profesyonel çalışmalarla pek çok ünlü yürüyüş rotasına güçlü bir rakip olabilir. Anacamptis pyramidalis türü orkideler, adaçayları ve yabani karanfiller eşliğinde, mesire alanındaki görevlinin tarif ettiği yere doğru ilerlemeye devam ediyoruz. Bir süre açık alanda yürüdükten sonra ormanın içine doğru ilerleyen patikaya sapıyoruz. Bu arada yere yakın büyüyen sarı orman gülleri, dikenli sürgünleriyle ayak bileklerimize dolanarak, dikkatli yürümemiz için bizi uyarıyor. İlk başta yanlış yöne gidiyoruz ama mesire alanındaki görevlinin bize katılmasıyla birlikte aradığımız yeri buluyoruz. Bulunduğumuz tepeden kısa bir iniş yaparak karşımıza çıkan keçi yolunu takip edince aradığımız kaya mezarlarını görüyoruz. Söylenceye göre bu mezar aslında üç bölümden oluşuyormuş. İkisinde mezar, birinde hazine varmış ama henüz bulunamamış. Çocukluğunda bu mezarın kemiklerle dolu olduğunu söyleyen bekçi, mezarın muhtemelen hazine için patlatıldığını söylüyor. Nitekim mezarı incelediğimizde kemikler yerine parçalanmış kaya parçalarını görüyoruz. Devrek'te kadın baston ustaları Devrek'in meşhur bir köftecisinde öğle yemeğimizi yedikten sonra ünlü Devrek bastonunun yapılışını görmeye gidiyoruz. İlçeyle özdeşleşen ve ünü ülke sınırlarını aşan Devrek bastonu, hem modelleriyle hem de üzerlerindeki yılan motifleriyle ilgi çekiyor. Kesin tarihi bilinmemekle birlikte 19. yüzyıldan bu yana yapılan Devrek bastonu, aslında yün eğirmeye yarayan bir çıkrık vesilesiyle ortaya çıkmış. Günümüzde yapımı hâlâ sürdürülen bu zanaat, Devrek'in geçim kaynaklarından biri hâline gelmiş. Devrek bastonunu görmek üzere Bastoncular Çarşısı'na gittiğimizde kadın ustaların çalıştığını öğreniyoruz. Sıra sıra dükkânların uzandığı çarşıda Fatime Ayvacı ya da Nihal Korun gibi eşine yardım etmek için başlayanlar da var; Devrek Halk Eğitim Merkezi'nde Usta Öğretici olan Ayşegül Yurttadur gibi ustalar da. Erkekler çoğunlukla atölyelerde çalışırlarken kadınlar boyama ve süslemelerle ilgileniyorlar ama baştan sona tüm aşamaları da biliyorlar. Çarşıda çoğunlukla satışa hazır ya da tamamlanmak üzere olan bastonlar olduğu için tüm yapım aşamalarını görmek üzere Işık Bastonculuk'a gidiyoruz. Devrek bastonuyla ilgili tüm sorularımıza yanıt veren Umut Sarı, atölyelerinde baston yapımını da gösteriyor bize. Devrek bastonu, kızılcık ağacından yapılıyor Devrek bastonu kızılcık ve ceviz ağacından yapılıyor ve üç kısımdan oluşuyor: sap, gövde ve uç. Karadeniz Bölgesi'nde yoğun olan kızılcık ağacı, ağaç kurdu olmaması için kış aylarında, yaklaşık bir metre uzunluğunda kesiliyor. Kesilen dallar iki sene hava alan bir yerde bekletiliyor. Çok sayıda eğriliği olan bu dallar, işlenmeden hemen önce simit fırınlarında, ateşin ısısına göre 10-20 dakika arasında ısıtılıyor. Lifli bir yapısı olduğu için ısıtıldığında esneyen kızılcık ağacının, bu sayede eğrilikleri düzeltilebiliyor. İşleme hazır hâle gelen dallar, tornada kabuklarından temizlenerek yuvarlak hâle getiriliyor. Gövdenin uç kısmına sapı oturtmak için kavela adı verilen bir yuva açılıyor ve ağaç tutkalıyla sap ve gövde birbirine monte ediliyor. Ardından baston, ustanın hayal gücüne göre işlenmeye başlanıyor. Törpünün daha iyi oturması için önce testereyle, verilecek desene göre yivler açılıyor. İsteğe göre birbirine dolanan iki yılan, baklava, çiçek gibi farklı motifler işleniyor. Bastonların sap kısımları ortopedik, asa, kurt, aslan, at, şahin gibi farklı şekillerde yapılıyor. Kızılcık ağacı, işlemeye dayanıklı bir ağaç olduğu için şekillendirme sırasında zarar görmüyor. Eğe ve sistire yardımıyla ortaya çıkan model, daha sonra boyanmaya ya da yakı kalemiyle yakılarak süslenmeye başlanıyor. Eskiden boyanın dayanıklı olması ve ağaç kurdunun işlememesi için kezzap yardımıyla yapılan boyama işlemi, günümüzde ithal boyalarla yapılıyor. Küçük atölyelerde kezzap hâlâ kullanılıyor olsa da insan sağlığına zararlı olması nedeniyle giderek terk ediliyor. Çoban çentiği çok değerli bir baston Baston ustaları nadir olarak yekpare baston da yapıyorlar. Ancak bunun için uygun dalın bulunması gerekiyor ki bu oldukça zor. Bilen kişiler tarafından uygun şekilde kesilen dalların, baston hâline gelme süreci de diğerlerinden farklı. Yekpare olduğu için torna kullanılamıyor. Bu yüzden de kabuklarından temizlenmesi ve işlenmesi zaman alıyor. Yekpare bastonun kendine has bir asilliği olduğu söyleyen Umut Usta, çoban çentiği denilen başka bir bastondan da bahsediyor: “Çoban çentiği çok değerli bir baston modeli. Günümüzde bunlardan pek kalmadı. Ağaç yaşken üzerine bıçakla ufak izler yapıyor çobanlar. Ağaç bu izleri tamir etmeye uğraşırken kabarcıklar meydana geliyor. Yaklaşık iki senede bastonluk hâle geliyor. Çoban çentiği de kızılcıktan olur ama kazıması zordur. Çok ince iştir. Bıçakla yavaş yavaş kazımak gerektiği için bir-iki ayda ancak kazınıyor. Bunu sistireyle yapamazsınız çünkü çentikleri gider. İşi bittiğinde ise bilenler için koleksiyonluk, oldukça değerli bir baston olur.” “Uzun ömürlü olun, sağlıklı günlerde kullanın.” Orijinal Devrek bastonunun sapı karaca ayağından, ucuysa manda boynuzundan yapılıyormuş. Ama artık günümüzde karaca ayağı yerine ceviz ağacı, manda boynuzu yerineyse plastik ya da kauçuk kullanılıyor. Ünlü Devrek bastonunun gövdesinde ise birbirine dolanan iki yılan figürü bulunuyor. Antik çağlardan bu yana sağlık simgesi olarak kullanılan yılan figürü, “Uzun ömürlü olun, sağlıklı günlerde kullanın.” anlamına geliyor. Karaca ayağından baston yapımının yasaklanmasıyla birlikte sap kısımları, ya ahşap karaca ayağı formunda ya da T şeklinde yapılmaya başlanmış. Bunların dışında çekiç şeklinde, pirinç başlı, madenci bastonu da yapılıyormuş. Zonguldak'taki madenci çavuşları bu pirinç sapları duvara vurarak mesajlaşıyorlarmış. Klasik bir Devrek bastonunun yapımı ortalama iki gün sürüyor ama bazı özel bastonların siparişi bir ayı bulabiliyor. Bu süre, boyasına, verniğine ve modeline göre değişiyor. Genellikle 92-93 santim yapılan bastonların uzunlukları da değişebiliyor. Sekiz-on çeşit yılan modeli kullanılan Devrek bastonlarında, burma, çift yılanlı, baklavalı, çiçekli modeller kullanılıyor. Bunların yanı sıra Antep işi olarak tabir edilen sedef kakmalı ya da gümüş kaplamalı modeller de yapılıyor. Işık Bastonculuk'un satışı yapılmayan özel bir koleksiyonunda gördüğümüz fok, flamingo, alabalık, panter, maymun, kuğu ve papağan figürlü bastonlar da canlı renkleriyle ustaların hünerlerini sergiliyor. Pekmezli simit ve beyaz baklava, damakları şenlendiriyor Işık Bastonculuk'tan sonra yine ilçe merkezinde bulunan, Devrek'in tek kilisesini görmeye gidiyoruz. Devrek'teki tek kilise diyoruz ama o da artık kilise olarak kullanılmıyor. Eskiden yoğunlukta olan Ermeni nüfusun bölgeyi terk etmesiyle kilise, işlevini kaybetmiş. 1820 yılında yapıldığı tahmin edilen Devrek Ermeni Kilisesi, önce itfaiye sonra kültür sarayı olmuş. Günümüzde ise Devrek Belediye Sineması olarak kullanılıyor. Kilisenin iç kısmında eski günlerinden izler bulmak pek mümkün değil. Ama dışarıdan bakıldığında aşina gözlere mimarisini hâlâ belli ediyor. Bunaltıcı yaz sıcağında biraz nefes almak biraz da dinlenmek üzere Devrek'in ünlü yöresel lezzetlerini tatmaya gidiyoruz. Pekmezle yapılan simidi ve beyaz baklavasıyla öne çıkan Devrek lezzetleri, Devrek Merkez Dedeoğlu ve Çolak Pehlivan Köyleri Tarımsal Kalkınma Kooperatifi'nde hayat buluyor. Devrekli 28 kadın tarafından kurulan kooperatif, hem Devrekli kadınlara gelir sağlıyor hem de Devrek'in yöresel lezzetlerini yaşatıyor. Saniye Uysal ve Hülya Ardıç'ın anlattığı 50 katlı beyaz baklava, sirke ve yoğurttan hazırlanan bir hamurla yapılıyor. Neminin gitmesi için bir gün önceden havalandırılan nişastayla açılan katlar, tek tek kurutuluyor. Kuruyan yufkalar tepsiye yerleştiriliyor ve her üç katta bir içine ceviz serpiliyor. Taş fırında sadece altı pişirilen baklava, üstü kızarmadan fırından çıkarılıyor ve üzerine şerbeti dökülüyor. Yine kooperatifte yapılan ve satılan Devrek ekmeği de dayanıklılığıyla ünlü. El yapımı mayadan, tam buğday unuyla yapılan Devrek ekmeği, taş fırınlarda pişiriliyor. Hazır maya kullanılmadığı için uzun süre bozulmadan kalabilmesi de en önemli özelliği. Ekmek ve baklava dışında kooperatifte mantı, cevizli kömeç, tarhana ve erişte de yapılıyor. Yöresel lezzetler turumuza Devrek simitçileriyle devam ediyoruz. Pekmezle yapılan Devrek simidi benzerlerinden farklı. Eski simit ustalarından Gül Kadir'in fırınında, Alim Güneş, Mehmet Yıldız ve Muharrem Işık, Devrek simidinin yapılışını anlatıyorlar bize. “Sert undan yapılan mayalı hamur, şekil verildikten sonra önce suyla seyreltilmiş pekmeze batırılıyor, ardından da kavrulmuş susama bulanıyor. Eskiden nohut mayasından yapılıyordu ama şimdi hazır mayayla yapılıyor.” Fırından çıkarken elimize koca bir torba dolusu simit tutuşturmayı da ihmal etmeyen ustalar, simitleri kaşarla yememiz gerektiğini de ekliyorlar. Devrek'in ünü yurtdışına yayılan bastonları, yöresel lezzetleri, yardımsever ve çalışkan insanları, güzel anılarla, yeni dostluklarla ayrılmamızı sağlıyor. Karşılıklı telefon numaralarımızı alıyor, yine görüşmek üzere birbirimize sözler veriyoruz. Zonguldak'ın bu güzel ilçesine yolu düşenleri, bahar aylarında büyüleyici renklere bürünen engin ormanlar ve gizli kalmış zengin bir tarih bekliyor. Dostlarınıza hediye etmek için ünlü Devrek bastonlarından almayı da unutmayın.