Başyazı

Başyazı


Dergimiz, yine zengin içeriğine eşlik eden fotoğrafları ve sağlam metinleriyle tam bir keşif yolculuğu sunuyor. Yol alırken, otobüste olduğunuzu unutuyor, iç ve dış yolculuklarınıza yenilerini katıyorsunuz. İstanbul, dünyanın belki en yaşanılası, yaşamaya çağıran, bir o kadar da çelişkilerin iç içe geçtiği, Türkiye'nin sentezlendiği, vazgeçemediğimiz bir kent. Tarihle güncelliğin bir arada yaşandığı bu karmaşık kent, sürprizlerle dolu. Ve biz size bu kenti anlatacağız. Dokusu bozulan bir kent, şehircilik, planlama ve estetikten nasibini alamıyor. Çarpık ve özensiz yapılaşma, kullanılan malzeme, yaşama alışkanlıkları, bu büyük kenti curcunaya çevirmiş. İlk Sakin Şehir Seferihisar'dan sonra bio çeşitliliğiyle özel koruma bölgesi olan Akyaka; restore edilen birçok binası ve karakteristik mimarisiyle Taraklı; yerel yemekleriyle Yenipazar; organik üretimiyle Gökçeada; Sakin Şehir (Cittaslow) ilân edildi. Bu ülkenin güzellikleri, özellikleri ve yitirdikleri anlatmakla bitmiyor. Bir yanımız yaşama; bir yanımız ölüme, acıya, kedere, üzüntüye, felâketlere yakın. Uzaktan saygıyla, son günlerini ise üzüntüyle izlediğim Bursasporlu Nejat Biyediç, efsane şehri Mostar'da aramızdan ayrıldı. Ülkesinin yaşadığı, bütün dünyanın seyirci kaldığı kıyım felâketi ve amansız hastalığı, aristokrat bir ailenin mensubu Biyediç'i son günlerinde hayli zorladı. Yaz sıcaklarının kavuruculuğu akla ilk olarak orman yangınlarını getiriyor. Gelişigüzel bir biçimde ormanların faydalarını sıraladığımızda ne derece etkili olabiliyoruz? Doğayı koruyarak kalkınmanın mümkün olabildiğini kavrayabiliyor muyuz? “İçinde ağaçkakanın yuva yapmadığı yer orman sayılmaz.” deyişine kulak vermek gerekir. Her şeyin erozyona uğradığı bir dönemde sellerin ve çığların önünde kimse duramaz. Birleşmiş Milletler bu yılı, Orman Yılı ilân etmiş. “Biyolojik çeşitlilik, ekolojik denge korunmazsa ne olur?” sorusuna cevap belli. Çeşitlilik ve dengenin korunması, sosyal, kültürel, siyasî yaşamda da dikkate alınırsa, uyum ve huzur içinde yaşar gideriz. "Orada, bir köy var uzakta" diyen Ahmet Kutsi Tecer, Apçağa Köyü'ne işaret etmiş. Uzaklar, gidilemez, ulaşılamaz değil artık. İşte, Eğin mutfağı, çeşitli lezzetleri, geleneksel yemekleri, zetrine denilen baharatıyla sayfalarımızda. Onlar bize, biz onlara ulaşıyoruz. Müthiş yemekleri tatma isteğinizi engelleyemeyeceksiniz. Devrek, kaçak yapıların, kaçak kazıların, kaçakçıların istilâsından bir an önce kurtarılarak yürüyüş parkuruna kavuşturulmalı. Tarih ve doğanın tahribatına göz yumulmamalı. Kadınlar, yöresel yemeklerine, bastonlarına çoktan sahip çıkmışlar. Juliette Binoche, güzel ve iyi oyuncu olarak dikkatimi hep çekmiştir. Paris kökenli, sanatçı bir aileden, sağlam eğitimli. “Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği”, “Chocolat”, “Damage”, “Mavi”, ödülle taçlanan “İngiliz Hasta” da ona yaraşır, Camille Claudel rolü de. Denge ve döngü üzerine kurulan dinamik bir yapı edebiyat. Roman ve öykülerle anlam ve duygu akışına kaptırırsınız kendinizi. Dış dünyada olup biten her şeyle ilgilenir yazar. Okuru boğmadan serpiştirir, yedirir yapıtının içine; havsalamızın sınırlarını zorlar, besler; duygu yoğunluğunu, derinliğini geçirirler insana. Yaşamı, yaşamın içindeki karşıtlıkları karşılayıp, sorgular. Aklın zorladıklarını bir hakikat arayışçısı olarak masaya yatırır edebiyatçı, bizi de çeker bu arayışın ve başkaldırının içine. Edebiyat karşısında gerçekler gizlenemez; edebiyatın çığlığını, isyanını duyarsınız, tarihin anlatamadığını anlatır bize. Yaşayan edebî kimlikler tarihselleşir edebiyatla. Zamana meydan okur. Akışkan hayat ifadesini bulur. Yazarın keşif yolculuğu, okuru da bu keşfin parçası kılar. Işık Gürer'in “Gündüz Düşleri”nin tanıtım yazısını