Yolculuk Dergisi 87. Sayı

Bombay, Mumbai Ama İlle de Bollywood Yazı: Mehmet Ali Kılıçbay


Hindistan, 1,5 milyarı aşan nüfusuyla dünyanın ikinci en kalabalık ülkesidir. Bu ülkenin, 23 milyondan fazla nüfusa sahip en büyük şehri olan Bombay ise dünyanın en kalabalık ve en geniş alana yayılmış ilk beş kenti arasında yer almaktadır. Bu kadar büyük bir insan kitlesini barındıran bu şehir, aynı zamanda Hindistan'ın finans, kültür, endüstri ve ticaret merkezidir. Öte yandan dünyada en fazla sinema filmi çekilen Hindistan'ın film endüstrisi de burada yer almaktadır. Devasa bir stüdyolar kompleksi hâlindeki Bombay sinemacılığı, Bollywood adıyla bütün dünyada büyük bir üne sahiptir (Amerikan film endüstrisinin merkezi Hollywood'a nazire olarak). Oysa bu dünya kenti, bu metropol, bu megalopolis (dev şehir), macerasına son derece mütevazı bir şekilde başlamıştır. MÖ 4-5 binli yıllarda, Hint Okyanusu'nda, Madagaskar Adası'nın karşısına düşen Yedi Ada adındaki küçük bir takımadanın bir kıyısında, küçük bir uğrak yeri olarak hayata gözlerini açmıştır. Antik dünyanın en büyük coğrafyacısı Ptolemaios (Doğu kaynaklarında Batlamyus olarak bilinir.), MS 2. yüzyılda yazdığı ünlü “Coğrafya” adlı eserinde bu adalardan söz etmekte, Mısır ile Arabistan'a yapılan ufak çaplı ticaretten bahsetmektedir. Bu sıralarda Aşoka'nın önderliğindeki Maurya İmparatorluğu'na ait olan adalar, izleyen yüzyıllarda birçok kereler el değiştirdikten sonra, 1343'te Gucerat'ın (Hindistan'ın batısı) Müslüman sultanlarının eline geçmiştir. Batı Avrupa'nın, keşifler çağında, Afrika'yı denizden dolanarak Hindistan'a giden bir yol bulması üzerine, Uzak Doğu ile Avrupa arasında yüzyıllardan beri karadan kervanlarla süren baharat, ipek ve diğer lüks mallar ticareti, artık denizden yapılır hâle gelmiştir. Kervanların Çin'den veya Hindistan'dan yola çıkarak Avrupa'ya ulaşmaları yıllar alırken ve çok pahalıya mâl olurken, artık deniz yoluyla birkaç ayda Avrupa'ya ulaşılmakta, bunun getirdiği maliyet düşüklüğü, ticaretin hacmini inanılmaz ölçüde artırmaktadır. Hem Hindistan yolunu bulmakta hem de Uzak Doğu ticaretinde erken davranan Portekizliler, Hint Okyanusu'ndaki Baharat Yolu üzerinde son derece stratejik bir konumda olan Yedi Ada'yı ablukaya almışlardır. Gucerat Sultanı Bahadır Şah, 1534'te burayı onlara vermek zorunda kalmıştır. Adalar üzerindeki egemenlikleri 1661'e kadar süren Portekizliler, küçük kentin limanı gemiciliğe çok uygun olduğu için buraya Bom Bahia (iyi koy) adını vermişler, bu ad, sonradan Bombay'a dönüşmüştür. Yerel dillerde çok sayıda söylenişi olan bu adın yerleşik hâle geleni, Mumbai biçiminde ortaya çıkmıştır. Bugün kentin resmi adı Mumbai'dir. 1661'de Portekiz kralının kızının, İngiltere Kralı II. Charles'la evlenmesiyle, burası yeni İngiltere kraliçesinin drahoması olarak Britanya İmparatorluğu'na geçmiştir. İngiltere, bütün Hint Okyanusu'ndaki en iyi limanlardan biri olan Bombay'ı, İngiliz Uzak Doğu ticaretinin tekelini elinde tutan İngiliz Doğu Hintler Kumpanyası'na kiralayınca, kentin nüfusu on yıl içinde 10 binden 60 bine çıkacaktır. Öte yandan o sıralarda dünyanın en büyük şirketlerinden biri olan kumpanyanın merkezi de buraya getirilecektir. Çok verimli Uzak Doğu ticaretinin merkezi hâline gelen Bombay, o kadar hızlı büyümüştür ki sonunda Yedi Ada'nın tamamına yayılan devasa bir şehir hâline gelmiştir. İngilizler, 1817'de başladıkları imar çalışmalarıyla 435 kilometrekarelik kent alanının tamamını yollar, kamu binaları, kanalizasyon ve su şebekeleri ile düzenlemişlerdir. Bu arada Hindistan'ın ilk demiryolu hattı, Bombay-Thane arasında inşa edilmiştir. O sıralarda dünyanın en büyük pamuk üreticisi olan ABD'de İç Savaş'ın (1861-1865) başlamasıyla, Manchester dokuma endüstrilerini hammaddesiz bırakmamak için Bombay, dünyanın en büyük pamuk ticareti merkezi hâline getirilmiştir. 1869'da Süveyş Kanalı'nın açılmasıyla, artık Asya'nın en büyük limanı olmuştur. 1906'da nüfusu 1 milyona ulaşan Bombay, aynı zamanda büyük bir kültürel, sanatsal ve siyasal merkez hâline de gelmiştir. Hint bağımsızlık hareketinin en önünde yer alan Bombay, Mahatma Gandhi'nin Hint Kurtuluş Hareketi'ni başlattığı şehir de olmuştur. Bombay, bugün Hindistan'ın en büyük şehri olmasının yanında, ülkenin gayri safi millî hasılasının yüzde 5'ini sağlayan devasa bir üretim kapasitesine de sahiptir. Şehir, Hint ekonomisinin endüstriyel üretiminin yüzde 25'ini sağlamakta, deniz ticaretinin yüzde 40'ını ve sermaye hareketlerinin yüzde 70'ini kontrol etmektedir. Ancak Bombay, aynı zamanda Hindistan'ın her yerinden ve dış ülkelerden büyük çapta göç almaktadır. Bu yüzden kentte etnik ve dinsel çatışmaların sıklığının yanı sıra büyük bir yoksulluk hüküm sürmektedir. İhtişamlı binaların ve mahallelerin hemen yanı başında, yüz binlerce insan sokaklarda yatmaktadır. Bombay'ın en ilginç yanlarından biri de, Hint sinema endüstrisinin merkezini oluşturmasıdır. Şarkılı, danslı ve dövüşlü Hint filmleri, hem ülkede hem de dünyanın büyükçe bir kesiminde çok tutulmaktadır. Bütün dünyada en fazla film çeken Hint sineması, bazı yıllar 1000 filmi aşmış olmakla birlikte, son yıllarda yıllık 250 film civarında bir istikrar söz konusudur. Bu filmlerin hepsi, Bollywood (Bombay+Hollywood) denilen stüdyolar bölgesinde çekilmektedir. Sadece Bombay'da 100'den fazla sinema salonuna sahip olan Hindistan, büyük bir film seyircisi potansiyeline sahiptir. Ama Bombay filmleri, başta Orta Doğu, İran, Türki Cumhuriyetler, Rusya ve Çin olmak üzere dünyanın her tarafına ihraç edilmektedir. Mimarisi, farklı kültürleri barındıran çoklu etnik yapısı ve hareketli ekonomik hayatıyla tam bir çelişkiler yumağı olan Bombay, modernliğin ve köhneliğin garip biraradalığını yaşamaktadır.