Çin İçinde Çin Hangzhou Yazı ve Fotoğraflar: Emre Demir

Çin İçinde Çin Hangzhou Yazı ve Fotoğraflar: Emre Demir


Çin deyince akla gelecek ne varsa, hepsi Hangzhou'da büyüleyici bir armoniyle iç içe geçmiş. Çin'in tamamını görme fırsatı bulamazsanız Hangzhou sizler için küçültülmüş bir Çin ülkesi sayılabilir; adeta Çin içinde bir Çin… Çin Seddi'ni görmek için elbette Beijing'e gideceksiniz ama onun dışında kalan, Çin'e özgü tarihî ve doğal mirası görmek için bütün Çin'i gezmenize gerek yok. Zhejiang eyaletinin merkezi Hangzhou'ya gelmeniz Çin hakkında fikir edinmeniz için yeterli. 700 yıl önce Marco Polo'nun geldiği ve "Dünyanın en güzel, en görkemli kenti. Burada keyif alacağınız birçok şey keşfedebilirsiniz, öyle ki kendinizi cennette zannedeceksiniz." notunu düştüğü bir kent Hangzhou. Zhejiang eyaletinin merkezi olan Hangzhou, ekonomisi oldukça gelişmiş bir şehir. Bölge ekonomisinin, başkent Beijing'den daha gelişmiş olduğu tahmin ediliyor. Havaalanındaki Mercedes marka taksiler ve trafikte sürekli karşınıza çıkan spor otomobiller bu durumun ispatı olarak görülebilir. Beijing-Hangzhou arasında kurulan Büyük Kanal'ın güney tarafında yer alan kentin tarihi çok eski zamanlara uzanıyor. 5 bin yıllık kent tarihine, 8 bin yıllık bir medeniyet tarihi de eşlik ediyor. Hangzhou aynı zamanda Çin'in eski başkentlerinden biri, 1127-1279 yılları arasında Güney Song Hanedanı'na başkentlik yapmış, 2007 yılında ise Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü tarafından Kaliteli Yaşam Kenti seçilmiş. Çin genelinde yapılan bir araştırmada ise vatandaşların yaşamaktan en memnun olduğu kent olarak öne çıkmış. Çin'de her şey biraz felsefi Hangzhou'da gezilecek görülecek çok yer var. Gölü, nehri, kasabası, antik kenti, tapınağı, parkı derken gezimize nereden başlayacağımızı düşünüyoruz. Çinli arkadaşımın da yardımıyla Hangzhou'ya gidip, merkeze yarım saat mesafedeki Fuchun Nehri'ne uğramamak olmaz, diyerek nehre doğru yola koyuluyoruz. Fuchun Nehri sadece bölgenin değil, Çin'in en önemli nehirlerinden biri. Sabah ve akşam saatlerinde nehir kıyısı oldukça kalabalık oluyor. Teyplerini alan Fuyanglılar nehir boyunca dizilmiş, geleneksel müzikler eşliğinde sabah sporu yapıyorlar. Bana eşlik eden Çinli arkadaşım, bir yerde halk sporu yapılmasının o yerin gelişmişliğini gösterdiğini söylüyor. Burada spor ve dans iç içe girmiş. Genç veya yaşlı birçok çift, nehir kıyısında dans ediyor. Fuyang halkı, oldukça mutlu ve huzurlu görünüyor. Sanki modern hayatın bütün dert ve tasalarından uzak gibiler. Nehir kenarında taiji yapan kadınlar dikkatimi çekiyor ve taiji hakkında bilgi istiyorum. Çinli arkadaşım, taijinin, kung fu'nun bir çeşidi olduğunu söylüyor. Vücudu esnetmek ve dinlendirmek için yapılan bir spor. İnsanın doğayla uyumunu sağlamak gibi psikolojik bir işlev görmekle kalmıyor, kalp ritmini de düzene sokuyor. Taiji kelimesi, “yüce doruk noktası” anlamına geliyor. Felsefesi ise “harekette ayrışır, hareketsizlikte birleşir” olarak ifade ediliyor. Çin'de spor, dans, felsefe, din, edebiyat, tarih, müzik birbirinden ayrı düşünülemez. Birini, diğerlerinden ayrı olarak değerlendirmeniz mümkün değil. Sanki hepsi, felsefenin ortak parantezinde yer alıyor. Bu nedenle de Çin'de her şey biraz felsefi. Dünyanın başka bölgelerinde dinin gördüğü işlevi, Çin'de felsefe görüyor. Bu nedenle de taiji, müzik eşliğinde yapılan, hem bir spor hem bir öğreti hem de bir dans… Lingyin, Çin'in en büyük tapınaklarından biri Çin deyince akla ilk gelen yerlerden biri de kuşkusuz Budist tapınakları. Hangzhou ve çevresi, bu yönden oldukça zengin. Ülkenin en önemli Budist tapınaklarından biri olan Lingyin Tapınağı, Hangzhou'nun kuzeybatısında yer alıyor. Burası, Budizmin farklı yorumlarından biri olan Zen veya Çincedeki ismiyle Chan okuluna ait bir tapınak. İçinde çok sayıda Budist mağarası bulunan Lingyin, Çin'in en büyük tapınaklarından biri. Lingyin, 328 yılında Doğu Jin Hanedanlığı döneminde, Hindistan'dan gelen Huili adlı bir rahip tarafından kurulmuş ve kuruluşundan bu yana Jiangnan bölgesindeki en ünlü manastır olmuş. Lingyin'de 9 tapınak, 72 salon, 18 yazlık ev ve rahiplerin konaklaması için yapılmış 1300'den fazla yurt yer alıyor. Tapınak, günümüzde hem turistler hem de hacılar tarafından sıklıkla ziyaret ediliyor. Tapınaklar birbiri ardına dizilmiş ve her birinin içinden arkadaki tapınağın avlusuna ulaşılabiliyor. Tapınakları birbirine avlu ile merdivenler bağlıyor ve avlularda büyük ateş kazanları yer alıyor. Ziyaretçiler, tapınak içinden temin ettikleri tütsüleri yakarak dilek diliyorlar ve tütsüleri bu ateş kazanlarının içine atıyorlar. Ayrıca tapınağın girişinde yer alan Feilai Feng (Uçan Tepe) adlı doğal mağarada taşlara işlenmiş Buda heykelleri görülüyor. Shihu Gölü, âşıkların buluşma yeri Lingyin Tapınağı'ndan ayrıldıktan sonra Hangzhou'nun eşsiz güzelliklerinden biri olan Shihu Gölü'nü görmek üzere yola çıkıyoruz. Yol sırasında öğreniyorum ki bu göl, ilkbahar ve sonbahar dönemlerinde Wu kralı tarafından dinlenme yeri olarak kullanılmış. Wu ve Yue devletleri arasındaki savaşlar da bu alanda yapılmış. Yue devleti savaş stratejisi olarak bir kanal kazmış. Bu kanalın yapılış amacı, savaş alanının önemli noktalarından biri olan Suzhou'ya ulaşmakmış. İşte bu kanal, günümüzdeki Shihu Gölü'nü oluşturmuş ve ne mutlu ki artık âşıkların buluşma yeri olma özelliğine sahip. Gölün bulunduğu alan içinde iki devlete ait çeşitli emanetler var. Yine o dönemlerden kalma tapınaklar, kuleler ve mezarlar, alanın değişik yerlerinde karşınıza çıkıyor. 1800 yıllık Xixi Ulusal Su Parkı Hangzhou'nun tarihî ve kültürel değerlerini bir arada görmek için en ideal yer olduğunu öğrendiğim Xixi Ulusal Su Parkı, gezinin başından beri aklımdan çıkmayan yerlerden biriydi. 1800 yıllık bir tarihe sahip olan bu park, Çin'deki ilk ve tek ulusal su parkı olma özelliğine sahip. Hangzhou'nun batısında yer alan park, 11 kilometrekarelik bir alanda bulunuyor. Xixi, altı akarsudan oluşuyor. Bunların yanı sıra alana yayılmış çok sayıda göl, bataklık ve havuz var. Geleneksel Dragon Tekne Festivali'ne de ev sahipliği yapan Xixi Parkı'nda, Çin'le özdeşleşen ipek üretimi de yapılıyor. Parkta ayrıca dut, bambu, söğüt, hurma, erik, şeftali ve kavak ağaçlarının arasında dolaşırken, sulak alanlardaki çok çeşitli balıklar da görülebiliyor. Parkın en ilgi çekici kısmı ise çiçek yolu. Uzun ve ince bir yolun iki yanında bulunan onlarca farklı renkte çiçek ve bu çiçeklerin bakımını yapan kadın işçiler… Xixi Su Parkı, âşıklar için de eşsiz bir vakit geçirme yeri elbette. Çin'in çok sayıda popüler aşk filminin unutulmaz sahneleri, bu parktaki göllerde, köprülerde çekilmiş. Çin'in Venedik'i, Antik Wuzhen Su Kasabası Hangzhou'daki gezimin finalini Antik Wuzhen Su Kasabası'nda yapıyorum. Wuzhen için “Çin'in Venedik'i” diyebilirim. Wuzhen, Zhejiang eyaletinin kuzeyinde bulunuyor. Burası, Yangtze Nehri'nin güneyindeki altı antik kasabadan biri. Kasaba, Hangzhou-Jiaxing-Huzhou'dan oluşan geniş bir ovanın üzerinde kurulmuş. 70 kilometrekarelik bir alana yayılan Wuzhen, 12 bini yerleşik olmak üzere 60 bin kişiye ulaşan bir nüfusa sahip. 7 bin yıl önce taş devri döneminde bile burada yaşam olduğu sanılıyor. Çok zengin bir kültür mirasına sahip olan Wuzhen, antik taş köprüleri, patika yolları, ahşap oymaları, su kanalları ve kayıklarıyla görenleri büyülüyor. Wuzhen; geleneksel dükkânlar bölgesi, yerel tarzda evlerin bulunduğu bölge, yöresel yiyecekler bölgesi, geleneksel kültür bölgesi ve yaşam bölgeleri gibi farklı mekânlardan oluşuyor. Burada birbirinden şık restoranlar var. Kalabalık bir grupla gitmişseniz, bu restoranlardaki odalardan birini kapatabilir ve Çin'in her yerinde görebileceğiniz döner tepsili masalarda yemek yiyebilirsiniz. Bu yuvarlak masaların ortasında dönen bir cam bulunuyor. Sipariş ettiğiniz yemekler, bu camın üzerine servis ediliyor. Camın haricinde kalan kısımda ise tabak, bardak ve elbette chopstick'ler yer alıyor. Ne istiyorsanız ve ne kadar istiyorsanız tabağınıza alıyorsunuz. Herkesin cam üzerindeki yemeklere ulaşabilmesi için, cam sık sık döndürülüyor. Hangzhou notlarımızı, Çin'de çok meşhur bir sözle bitirelim: “Gökyüzünde cennet, yeryüzünde Hangzhou!”