Sanatın Birleştiriciliği Lefkoşa Sokaklarında  Yazı: Eser Keçeci, Fotoğraflar: Faruk Akbaş

Sanatın Birleştiriciliği Lefkoşa Sokaklarında Yazı: Eser Keçeci, Fotoğraflar: Faruk Akbaş


Sanat, içinde yaşadığımız dünyanın acısıdır.” sözü, Kıbrıslı bir sanatçı olarak beni hep çok etkilemiştir. Gerek politik gerekse de jeolojik özelliklerinden dolayı Kıbrıslı sanatçıların, estetik kaygıları kadar yeryüzündeki varlıklarını haykırma çabaları ve bu ceht uğruna, içinde yaşadıkları acı dünyanın sanatsal çabaları oldukça etkilidir. Kuzey Kıbrıslı sanatçılar, ulusal ve uluslararası sınırlar içerisinde her türlü ambargoya rağmen sanatla uğraşıyorlar ve bunun yanı sıra adada sanat farkındalığını artırmak için çaba gösteriyorlar. Lefkoşa, başkent olmanın yanı sıra Kıbrıs sanatının merkezi olma özelliğini de taşıyor. Lefkoşa'nın en büyük özelliklerinden biri, (Berlin Duvarı'nın da yıkılmasından sonra), dünyada iki taraflı tek başkent ve şehir olmasıdır. 7. yüzyıldan bu yana başkent olma unvanına sahip olan Lefkoşa'nın, adanın diğer bölgelerinden sürekli göç almış olması sanatı da etkilemiş ve Kıbrıs'ın dört bir yanında bulunan sanatçılar çoğunlukla Lefkoşa'ya yerleşmişlerdir. Bunun sonucunda geçmişte olduğu kadar günümüzde de, özellikle Lefkoşa Surlariçi bölgesinde birçok atölyeye ve sanat merkezlerine rastlanıyor. Bu atölyelerden kimisi sanat derneklerine kimisi de sanatçıların kendilerine ait. Örneğin, Arap Ahmet semtinde bulunan ve adanın en önemli sanat derneklerinden birisi olarak kabul edilen Akdeniz Avrupa Sanat Derneği'ne (EMAA) ait Turkuaz Sanat Atölyesi'nde; seramik, heykel ve mozaik kursları; alanlarında yetişmiş sanatçılar olan Sinem Ertaner, Vedia Okutan, Serhat Selışık, Sevcan Çerkez, Münevver Tantura ve benim tarafımdan veriliyor. Turkuaz Sanat Atölyesi, aynı zamanda belirli organizasyonlarda, arzu eden sanatçı ve sanatseverlerle ortak etkinlikler yürütüyor. Bunun yanı sıra yine aynı bölgede yer alan Cadı Kazanı adlı atölye, kafe ve barda, Kıbrıs'ın en eski sanatçıları arasında yer alan İsmet Vehit Güney'in yine sanatçı olan kızı Gilgün Güney, atölyesinde hem yağlıboya dersleri veriyor hem de sanatseverleri kafe görünümündeki barında ağırlıyor. Mekân, kimi zaman Rum sanatçılarla Türk sanatçıların buluşma yeri oluyor, kimi zaman da sanat söyleşilerine ev sahipliği yapıyor. Art Studio'da ise yine aynı civardaki bir diğer sanatçı olan Osman Keten'e ait sanat atölyesi ve galerisi bulunuyor. Osman Keten, atölyesinde, bir yandan kendi sanatını icra ederken diğer yandan da yağlıboya dersleri veriyor. Bunların yanı sıra Keten, galerisinin kapılarını bazı etkinliklerde sanatçı ve sanatseverlere de açıyor. Bahsetmeden geçemeyeceğim diğer iki mekân da, çok sevdiğim dostlarıma ait olan atölye evler. Birincisi, girdiği her mekânı sıra dışı yeteneğiyle başkalaştırma yetisine sahip olan seramik sanatçısı Sinem Ertaner'in, her köşesi farklı sanat eserleriyle çevrili olan atölye evi. İkincisi ise seramik sanatçısı, içmimar, mimar ve dansçıdan oluşan dört kişilik bir arkadaş grubunun, şehrin merkezinde kurmuş oldukları atölye ev. Ahmet Özgünel, Uğur Bahçeci ve Batu-Balin Palmer kardeşlerden oluşan kadronun mekânlarına verdikleri isim Hub. Mekânın her odası bir sanatçıya ait ve bir odasında da bu dört sanatçının üretmiş olduğu çalışmalar sergileniyor. Sanat ve kültürel alanlarda yaratıcı ve eleştirel bir ortam yaratmak için Lefkoşa'da kurulmuş önemli bir merkez olan Side Streets de, bağımsız ve özel olan bir başka girişim. Side Streets, sosyal, kültürel ve sanatsal gelişimin yerel, bölgesel, Avrupa ve uluslararası çerçeveler içerisinde ilerlemesine katkıda bulunmayı amaçlıyor. Kültür ve eğitim konuları üzerine çok sayıda çalışmaları olan Side Streets'in direktörü Johann Pillai ve bağımsız sanatçı olmasının yanında kültürel programların geliştirilmesi konusunda çalışmaları olan Amber Onar, Side Streets'in yönetim kadrosunda bulunuyor. Bunların yanı sıra Side Streets etkinlikleri arasında, seçkin uzmanlar ve profesyonellerin gerçekleştirdiği sergiler, projeler, şiir söyleşileri, film gösterimleri, tartışmalar ve seminerler de yer alıyor. Bunların dışında ulusal ve uluslararası çok sayıda etkinliklerde yer almış çok yönlü sanatçı Feridun Işıman'ın Art Studio 110 isimli atölye ve galerisi de, Lefkoşa'da sözü edilmesi gereken mekânlar arasında yer alıyor. Art Studio 110, aynı zamanda yurtdışından gelen sanatçıların da kişisel sergilerini açmayı tercih ettikleri mekânlar arasında. Ayhatun Ateşin'in atölyesi, yine eski Lefkoşa'nın içerisinde, bahçeli, şirin bir ev. Önceleri kafe olarak da kullanılan mekân, şu anda sanatçı tarafından sadece seramik atölyesi olarak kullanılıyor. Henüz ziyaret etme fırsatı bulamadığım ve en yakın zamanda ziyaret etmek istediğim bir başka atölye de, Kıbrıs'ın yine önemli sanatçılarından Âşık Mene'ye ait Amene Art Ately. Lefkoşa'da bulunan bir başka önemli merkez de insanları sanatın birleştirici, paylaşımcı ve zenginleştirici çatısı altında toplamayı hedefleyen, genç ve dinamik bir dernek olan, EMAA'ya (Akdeniz Avrupa Sanat Derneği) ait Başkent Sanat Merkezi. Yurt içinde ve yurtdışındaki sanatçılarla ve sanat dernekleriyle bağlantı içerisinde olan EMAA, çağdaş sanatlar bağlamında birçok önemli organizasyona imza atmış. Derneğin başkanlığını şu anda fotoğraf sanatçısı Özgül Ezgin sürdürüyor. Başkent Sanat Merkezi'nde yürütülmekte olan en önemli ve güncel projelerden biri, proje koordinatörlüğünü heykel sanatçısı Zehra Şonya'nın üstlendiği ve Avrupa Birliği tarafınca finanse edilen EMAA Etkinlik Merkezi Projesi. Projenin amacı, çağdaş sanat ve eğitim anlayışlarını uygulamak ve yaygınlaştırmak. Proje kapsamında EMAA, ortağı Kıbrıs Güzel Sanatlar Odası ile 2012 yılına kadar çağdaş sanatın anlaşılması ve kültürel yapıda daha yaygın bir hâle gelmesi için atölye çalışmaları sürdürecek. Atölye programlarının bir amacı da iki toplumun sanatçılarını ve sanatseverlerini bir araya getirerek sanat konusundaki paylaşımları artırmak. Söz konusu etkinlikler dört farklı atölye çalışmasından oluşuyor. Bunlar, Kıbrıslı Türk çocukları ve gençleri kapsayacak atölye çalışmaları, Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum çocukları ve gençleri kapsayacak ortak atölye çalışmaları, yetişkinlere yönelik pratik atölye çalışmaları ve engellilere yönelik atölye çalışmaları başlıkları altında düzenleniyor. Birçok önemli organizasyonda yer alan EMAA'nın ilgi çekici olduğunu düşündüğüm Lefkoşa'daki bir başka projesi de UNCOVERED. UNCOVERED, Başak Şenova ve Pavlina Paraskevaidou küratörlüğünde gerçekleşen, Lefkoşa Uluslararası Havaalanı'na sanatsal bir müdahale fikriyle gelişen, uzun soluklu, araştırmaya dayalı bir sanat ve medya projesi. Kurumsal kimliğin görsel olarak oluşturulması ve sürdürülmesi görevini Gökçe Keçeci Şekeroğlu ve Xenios Symeonides'in üstlendiği proje, Rum ve Türk sanatçıların katılımlarıyla gerçekleşecek. 1974 yılının temmuz ayından bu yana ara bölgede, yerel halkın ulaşımına kapalı, terk edilmiş bir halde bulunan Lefkoşa Uluslararası Havaalanı, 36 yıldır Birleşmiş Milletler'in (BM) kontrolü altında sessizliğini koruyor. Lefkoşa Havaalanı bir zamanlar ülkeye giriş ve ülkeden çıkış için merkezî bir kapı olarak kullanılırken, şimdilerde içi boş ve gözden uzak olan yapının terminal binası unutulmaya yüz tutmuş, neredeyse çürümeye bırakılmış bir hâlde bekliyor. BM tarafından korunan bölgede yer alan Lefkoşa Uluslararası Havaalanı'nı çıkış noktası olarak alan UNCOVERED, ada halkını projeye dâhil ederek, adanın her iki tarafından sanatçılarla çalışarak, uzun süredir devam eden belirsiz durumlara dair eleştirel bakış açılarını bir araya getiren çalışma ve içerikler ortaya çıkarmayı amaçlıyor. İkiye bölünmüş bu şehirde, sözü edilmeyen ve belki bilinmeyen daha birçok atölye, dernek ve galeriler yer alıyor. Kuzey Kıbrıs sınırları içerisinde yer alan başkent Lefkoşa'nın toplam nüfusunun 35 bin civarında olduğu düşünülürse, sanatla uğraşan kesimin oldukça fazla olduğu sonucuna varabiliriz. Kıbrıs, her zaman sözü edilip, pratikte tam olarak ne anlama geldiğinden haberdar olmadığımız “sanatın kültürleri, dilleri, dinleri birleştirici özelliğinin” bire bir yaşandığı ada olma özelliğini koruyor. Özellikle 23 Nisan 2003 tarihinden sonra sınır kapılarının Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türklerin serbest geçişlerine açılmasından sonra, sanatsal organizasyonlarla ilk kaynaşmalar başladı. Hiç şüphesiz burada her iki toplumdaki sivil toplum örgütlerinin katkıları hissediliyor. Her ne kadar sanat dışındaki alanlarda söz konusu birleşmelere henüz tanıklık edememişsek de sanatın, üzerine düşen görevi layıkıyla yerine getirmiş olduğunu söyleyebiliriz.