Yolculuk Dergisi 86. Sayı

Bodrum Kalesi Yazı: Mehmet Ali Kılıçbay


Bodrum'a ister denizden ister karadan gelinsin, insanı ilk çarpan yapı, hem kentin bembeyaz rengiyle hem de minik binalarıyla büyük bir zıtlık meydana getiren devasa bir taş kaledir. Kentle zıtlaşıyormuş gibi görünen bu kale, aslında onunla inanılmaz bir bütün meydana getirerek, Bodrum'un yegâneliğinin tabanını oluşturmaktadır. Bodrum'a karadan varıldığında, denize beyaz dalgalar hâlinde inen kentin, sanki önünü kesen ve onu açıktan gelecek tehlikelerden koruyan bu devasa yapı, gözlere ilk takılan “Bodrumlu” olmaktadır. Onun bu konumu, bu duruşu, kentin hâkiminin kim olduğunun da bir cins ilânıdır. Şehre denizden gelindiğinde de önce bu yapı görülür. Başta asıl boyutlarını ifşa etmeyeceği kadar uzaktan görülmeye başlar, yaklaşıldıkça büyür, büyür ve sonunda Bodrum gözüktüğünde, onun yanında adeta küçük kalır. Daha Karyalılar zamanında anakaraya dolgu bir yolla bağlanan küçük bir ada, çok eski tarihlerden itibaren savunma amaçlı kullanılmıştır. Bu adacık ilk kez, buraya yerleşen Dorlar tarafından MÖ 110 tarihinde tahkim edilmiş, ünlü Kayra satrapı Mausolos tarafından da güçlendirilmiştir (MÖ 362). Fakat bugün kentin ana karakterini veren devasa kale, 15. yüzyılda inşa edilecektir. Yıldırım Bayezid'in 1402'de Ankara Savaşı'nı Timur'a karşı kaybedip arkasından ölmesinden sonra dört şehzadesi arasında başlayan taht kavgası (Fetret Dönemi), özellikle Batı Anadolu'yu savunmasız bırakmış ve bundan yararlanan Rodos Şövalyeleri (askerî bir Hıristiyan tarikatı), Timur tarafından İzmir'deki üslerinden atılmalarını telâfi etmek üzere Bodrum'u ele geçirmişler ve kentin tam karşısındaki Kos Adası'ndaki varlıklarını güvenceye almak ve Ege Denizi'ni denetim altında tutmak üzere, sonradan çok ünlenecek olan Bodrum Kalesi'nin inşasına girişmişlerdir. 1402 yılında başlayan inşaat çalışmalarının başında, ortaçağın ünlü mimarlarından ve aynı zamanda Rodos Şövalyeleri'nden olan Alman Heinrich Schlegelhol bulunmaktadır. 1404 yılında çıkartılan bir Papalık fermanıyla, inşaatta çalışan işçilere, ölümden sonra cennet “garanti” edildiği için, Avrupa'nın her yerinden gayet becerikli işçi ve usta akımı olmuştur. İnşaatta kullanılan malzemelerin büyük çoğunluğu, 14. yüzyılda bir deprem sonucu tamamen yıkılan Mausoleion alanından devşirilmiş, devasa mermer bloklar, harç olmak üzere parçalanmış veya eritilmiştir. Kalenin ana duvar ve surları ancak 1437'de ortaya çıkabilmişlerdir. Ortaklaşa kullanılacak olan kilise, İspanyol biraderler (şövalyeler) tarafından yapılmış ve tarikata mensup her “dil” (yani ulus), kendi kulesini kendi yapmıştır. Bunlar; İngiliz, Fransız, İtalyan ve Alman kuleleridir. En büyüğü, yüksekliği deniz seviyesinden 47,5 metre olan Fransız kulesidir ve her ulus hem kendi kulesini hem de kalenin belli bir bölümünü savunmakla yükümlü kılınmıştır. Osmanlı Devleti kendini toparladıktan sonra, 1453 ve 1480 yıllarında kaleyi kuşatmış ama alamamıştır. 1453 yılında İstanbul'un alınmış olduğu ve aynı tarihte kuşatılan Bodrum Kalesi'nin alınamadığı düşünüldüğünde, bu kalenin ne denli sağlam, güçlü ve iyi korunur olduğu daha iyi anlaşılacaktır. Cem Sultan da, kardeşi II. Bayezid'le olan taht kavgasını kaybedince, ilk önce bu kaleye sığınmıştır. Bu sıralarda topçuluğun ilerlemesi karşısında, şövalyeler tahkimatı daha da güçlendirmişler ve bu işi yaparken Mausoleion'dan geriye neredeyse hiçbir şey bırakmamışlardır. Şövalyeler, kaleye İsa'nın havarilerinden Petrus'a izafeten Petronium adını vermişlerdir. Petrus, hem bir havarinin adıdır hem de “kaya” ve “kaya gibi sağlam” anlamlarına gelmektedir. Bu adın seçilmesinde bu anlamın rolü bulunmaktadır. Kale ve kent, Osmanlıların eline geçtikten sonra, zaman içinde kentin antik adı olan Halikarnassos unutularak, yerine Petronium'un bozulmuş hâli olan Bodrum geçmiştir. 1522 yılında Kanuni Sultan Süleyman, Rodos'u ele geçirince, Kos ve Bodrum kaleleri de Osmanlılara geçmiştir. Bu tarihten sonra bir dizdarın komutasındaki bir garnizon tarafından korunan sıradan bir Osmanlı kalesi hâline gelecektir. Kale, Osmanlılara geçtikten sonra kilise camiye çevrilmiş (Süleymaniye Camii) ve bir Türk hamamı ilâve edilmiştir. I. Dünya Savaşı'nda kale, Fransız zırhlısı Duplex tarafından bombalanmış, birçok kule ağır hasar görmüş ve caminin minaresi de yıkılmıştır. Yıllar boyunca yıkık kalan minare, Bodrum Kalesi'ndeki Sualtı Arkeoloji Müzesi'nin en ünlü müdürü Oğuz Alpözen tarafından 1997'de restore ettirilmiştir. Aynı Alpözen, Kayra Kraliçesi Ada'nın mezarından çıkartılan hazineyi de müzeye kazandıran kişidir. Kale, Osmanlıların eline geçmesinden 19. yüzyılın sonlarına kadar, yalnızca askerî amaçlı kullanılmıştır. 1824 Yunan ayaklanması sırasında burada büyük bir garnizon oluşturulmuş ve nihayet 1895'te hapishaneye çevrilmiştir. Bodrum kale hapishanesinin en ünlü ve sonuncu konuklarından biri de, edebiyat dünyasında Halikarnas Balıkçısı unvanıyla bilinen Cevat Şakir Kabaağaçlı'dır. Bu arada Britanya İmparatorluğu'nun Osmanlı nezdindeki elçisi Sir Stratford Canning, 1846'da padişahtan, kalede kazı ve araştırma yapma, bulduklarını İngiltere'ye götürme iznini almıştır. İngiliz elçi, Mausoleion'dan gelme 12 büyük mermer kabartma, bir leopar ile çok sayıda aslan heykelini 1856'da British Museum'a götürmüştür. Kale, 1962'de Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi'ne çevrilmiş, bütün kuleler ve diğer binalar sergi salonları hâline dönüştürülmüştür. Bugün Türkiye'nin ve dünyanın en çok ziyaret edilen müzelerinden biri olan ve defalarca en iyi müze ödülünü kazanan “kale müze”de, Ege'deki çeşitli antik tekne batıklarının yanı sıra sayısız antik eser sergilenmektedir. Bodrum ve kalesi, yüzyıllardan beri birbirlerine bakıp duruyorlar; eğer bu büyük bir aşk değilse, nedir acaba?