
Merhaba,
u ay, sekizinci yılımıza giriş yaptığımız 85. sayımızda, Kâmil Koç'un 85. yılına ilişkin, bugünlere nasıl ulaştığımızla ilgili duygu ve düşüncelerimizi sizlerle paylaşmak istedik. Uzun, meşakkatli ve bitmeyen bir yolculuk bu… Önemli bir emanet… Kâmil Koç, “Benim ismim benimle kâim.” diyerek aramızdan ayrıldı. Onsuz geçen 36 yıl... 18 yıl Murat Gülez; 15 yılı genel müdür olarak, 32 yıl Sena Kaleli, emek verdi. Şirket bir sürü viraj aldı. Kaybettiklerimiz oldu. Başta Kâmil Koç, Fatma Koç, Mithat Çağalı, Samiye Gülez, Alâeddin Yıldız, Selçuk Kıray ve şirketimizin değerli emektarları…
Allah'ın yardımıyla bu ismi koruyabildik, yaşatabildik. Kurda, kuşa yem etmedik. Büyük mücadelelerin üstesinden geldik. Her şeyden önce, “Hiçbir mazeret başarının yerini tutamaz.” diyerek, inanarak, azimle ve kararlılıkla birçok aşamadan geçtik. Her süreçte bir şeyler öğrendik, güçlendik. Şartları zorladık. Var olabilmenin, varlığını sürdürebilmenin yollarını araştırdık, öğrenebilmek için boyun da eğdik, yüz de vurduk. Ama dik durduk.
Şimdi, geçmişimizi, emeklerimizi, gerçekleştirdiklerimizi, koruduklarımızı paylaşabilmenin haklı gururunu taşıyor; hazmedilmiş başarının onuruyla, sürdürülebilir bir başarının tarihini yazmaya soyunuyoruz. Tarih Vakfı’yla birlikte bir kurum tarihi, bir de albüm kitabımızı yayınlamak için yeniden kolları sıvadık. Sena Kaleli'nin başlattığı, benim devraldığım arşiv çalışmamızı kesintisiz sürdürdük. Ankara'ya atanmamla birlikte korumaya çok çalıştığım bu arşiv, ne yazık ki benim kontrolümden çıktığı dönemlerde yeterince sahiplenilmedi.
Bir şirketin kurumsal olabilmesi, tarihe not düşebilmesi, belleğini kaybetmemesi için kayıt ve belge düzenine olan inancım, bu konuda hassasiyet göstermeme neden olmuştur.
Keşke, Kâmil Koç'un özel araçları, birkaç otobüs modeli de ticarî kaygılardan uzak kalınarak korunabilseydi. Kâmil Koç'un özel eşyası çok yoktu. Yazlık, kışlık ikişer takım elbise, iki ayakkabı, annemin onardığı gömlekleri, çoğu hediye kol düğmeleri, tıraş makinesi dışında evde fazla yer işgal etmezdi. Yemek yediği tabaklar, masa örtüsü, fincanı, terlikleri, hediye ettiğim tıraş losyonu gibi eşyalarını ben saklamıştım.
Arşivi taradığımızı duyan, Kâmil Koç Yüzme İhtisas Kulübü’nün o dönemki antrenörü, şimdi sigorta bölümünün sorumlusu olan Mehmet Demirkıran, dönemin basın arşivini getirdi. Ankara'da Hilmi Gökalp, Aptullah Çalışkan, Ayhan Yeşil, Ufuk Aykurt ve Osman Halat'ın arşiv ve sistem konusunda değerli katkıları olmuştur.
Belge teslim ederken, alırken, dökümünün yapılarak tutanağa geçmesi gerektiğini kolaylıkla kavramışlardır. Bir de taşınmaların çok sistemli yapılması gerektiğini bir kez daha anlamış oldum.
Eskiden birlikte çalıştığım, pek çok organizasyon ve mücadeleyi başarıyla gerçekleştirdiğimiz Ufuk Aykurt'un yardımıyla bunlara ulaştık.
Ufuk'a böyle bir çalışma başlattığımızı söylediğimde, eski bir çalışan olmasına rağmen, coşkusu, heyecanı ve katkısı görülmeye değerdi. Bir çırpıda öyle öneriler getirdi ki, bu tarz çalışmaların böyle bir ekiple ne kadar zevkli, işleri kolaylaştırıcı ve verimli olabileceğini düşündüm. Ne kadar çok anı biriktirdiğimizi, ne kadar şevkle çalıştığımızı fark ettik. Kurumdan gelip geçenleri kâh esefle kâh gülerek kâh haklarını teslim ederek andık. “Bâki kalanın şu kubbede hoş bir sedâ bırakmak” olduğunu imledik.
Savruk ve yöntemsiz çalışmaların sonuç vermediği, her şeyin bütçeyle ilişkilendirilemeyeceği, yaratıcı, üretken, verimli çalışmaların amatörce yapılabildiği, belgelerle kanıtlanamayan, arşivle desteklenmeyen bir çalışmanın temelsiz olacağı, emek vererek, başından sonuna bütün süreçlerin içinde yer alarak ve çalıştığınız insanları doğru bilgilendirerek en iyi sonuçların alınabileceği üzerinde durduk.
Bu kitapların, bundan sonraki çalışmalara ışık tutarak, kurumun daha iyi anlaşılmasına ve tanıtımına katkı sunabilmesini diliyoruz.