
Diyarbakır'ın Hikaye Anlatıcıları Dengbejler Yazı: Berna Çetin Akgün, Fotoğraflar: Faruk Akbaş
Bazen coşkun bazen sakin akan su gibidir kültür. Önüne set de konsa, yolu da değiştirilse, üstüne başka şeyler de konsa o su, yatağından vazgeçmez. İnsanlar yaşadıkça kültürler de yaşar; değişir, aşınır ama varlığına devam eder. İnsan, illa ki bir yolunu bulur kültürünü, köklerini yaşatmak, beslemek için. Kürtlerin, yaşadıkları olayları, geçmişlerini, hikâyelerini aktarmakta kullandıkları sözlü kültür de dengbejleri yaratmış, yani hikâye anlatıcılarını. “Dengbêj” sözcüğü deng (ses) ve bêj-tin (söyle-mek) sözcüklerinden oluşan birleşik bir Kürtçe sözcük. Kürt kültürüne ait destanları, aşk hikâyelerini, isyanları, tarihî olayları, herhangi bir enstrüman kullanmadan duygusal bir dille anlatıyor dengbejler. Denbêjlerin seslerini kullanarak yarattıkları yapıtlara “stran” ya da "kilam" deniyor. Yüzyıllar boyu köy köy, şehir şehir gezen bu Kürt ozanlar, böylece sözlü kültürün yaşamasının en önemli unsuru olarak bugün de hikâyelerini anlatmaya devam ediyorlar.
Diyarbakır'da 150 yıllık bir Süryani evi, 2007 yılında Mimarlar Odası tarafından restore edilerek Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi tarafından yürütülen bir proje kapsamında Dengbej Evi'ne dönüştürülmüş. Dengbejler pazartesi hariç her gün burada toplanıp sanatlarını icra ediyorlar. Diyarbakır'ın en çok ziyaret alan yerlerinden biri olan Dengbej Evi'ne günde yüzlerce kişi geliyor. Bazalt taşlı duvarların gölgesinde oturmuş yaşlı dengbejler kilam okuyorlar; biri söyleyip diğerleri dinler gibi değil, sohbet eder gibi sırayla okuyorlar.
Dengbejlik geleneği çok eski bir gelenek, çıkış tarihi bilinmeyen çok eski bir kültür. Dengbejler, Kürtler açısından son derece önemli; çünkü onlar, geçmişte yaşanmış olayları, özlemleri, hayata dair ne varsa hepsini şiirsel bir dille, belli bir usulle, belli bir dille, enstrüman kullanmadan anlatan kişiler. Enstrüman kullanmadıkları söyleniyor ama dengbejler buna itiraz ediyor; “Hepimizin kullandığı bir enstrüman var, o da bizim gırtlağımızdır.” diyorlar. Rehberimiz Metin Özçelik, dengbej kültürüyle ilgili olarak şu bilgileri veriyor:
“Dengbejler hikâye anlatırlarken herhangi bir metne bakmazlar, hikâyeleri kendi akıllarından, hafızalarından söylerler. Bazı hikâyeler saatlerce sürer. Dolayısıyla dengbejlerin güçlü bir hafızası vardır ve olmak zorundadır. Bilinen, tanınan hikâyeler her dengbejde farklı bir kaide ile işlenir. Dengbejler Kürtçeye de çok hâkimdir çünkü bazı hikâyeler dengbejin kendisi tarafından yazılır. Söylenenler salt bir hikâye de değildir aslında, çok güzel şiirsel bir dil vardır anlatımda. Genelde orta yaş ve orta yaş üstündeki insanların icraatını yaptıkları bir sanattır dengbej. Bu kültüre 'dengbejlik kültürü', hikâyeleri okuyanlara da 'dengbej' denir. Hayatla ilgili aklınızda ne varsa hepsi dengbejlerin kilamlarında kendine yer bulur. Geçmişte yaşanmış olan aşklar, Kürt destanları, kahramanlıklar konu edilebilir. Bazen bir özlem anlatılır, bazen bir şehre olan sevgi ya da şahıslara atfen politik söylemler. 1. Dünya Savaşı'ndan, Kurtuluş Savaşı'ndan, Osmanlı döneminden bazı kesitler sunan hikâyeler olabiliyor. Dolayısıyla yelpaze son derece geniş, konular son derece fazla.”
Dengbej kadınlar da var ama sayıları az. Bazıları dengbejliğin çıkışını kadınlara dayandırıyor, kadınların toplumun baskısına olan haykırışlarından ortaya çıktığına inanıyorlar. Metin Özçelik, dengbejlik kültürünün çocukluğundaki hâlini ve bugünlerini şöyle anlatıyor: “1990'lı yıllarda yaşanan göçlerle birlikte bu kültür kendini ifade etme noktasında sıkıntı yaşıyordu. Özellikle kırsal yerlerde, köylerde dengbej divanları kurulurdu, dengbej günleri düzenlenirdi, köyde yaşayan bütün insanlar orada toplanırdı. Biz küçükken dengbejlerin toplandığı o divanda kendimize yer bulamazdık, çok kalabalık olurdu. Bizim gözümüzde dengbejler kahramandı, o kadar insanı toplayan kimdir, diye merak ediyorduk. Özellikle soğuk kış akşamlarında dengbejlik geleneği çok daha fazla yaygındı. Bir günü bulan, sabah başlayıp akşama bitmeyen hikâyeler var. Bazen bu hikâyeler birden fazla kişi tarafından da paylaşılabiliyor. Belli bir ritim var, tamamen şiirsel. Bence Kürtçe kendini en güzel dengbejlerin şiirsel kilamlarında ifade ediyor. Örneğin bir kadını öyle bir betimliyor ki dışarıdan dinleyenler o kadına adeta âşık oluyor, kendini birden hikâyede buluyor. Dengbejlik biraz da bu; kelimelerden hikâye üretebilmek ve bunları ustaca anlatmak, karşındaki insanı etkileyebilmek.”
Dengbejlerin anlattığı hikâyelerin bazıları çok bilinen şiirsel hikâyeler, bazı dengbejler ise kendi kilamlarını oluşturuyor. Çeşitli sebeplerden ötürü Kürtlerin yazılı tarihi pek yok, bu yüzden sözlü edebiyat çok önemli olmuş. Dengbejlerin okudukları kilamlarda hem tarih hem de edebiyat var. Kültürlerinin yok olmamasını, tanıtılmasını istiyorlar; bu nedenle kapıları açık ziyaret etmek isteyenlere. “Dengbejlik projesinin temel amacı; öncelikle bu kültürü korumak çünkü yok olmayla karşı karşıya bir kültür. Dolayısıyla korumak ve imkânlar dâhilinde bu kültürü geliştirmek istiyoruz. Dengbejliğin bir okulu, eğitildiği belli bir mekânı da yok. Projenin temel mantığı da dengbejlerin bir arada bulunduğu bir mekân yaratıp ilgiyi artırmak ve bu kültürü devam ettirecek olanlara imkân yaratmak. Son dönemlerde gençler de gelmeye başladı. Biri dengbej olmak istediğinde, tanınan, kabul gören dengbejler tarafından onaylanırsa, o da artık halk arasında dengbej olarak bilinmeye başlanır. Kendi içlerinde böyle bir sistemleri var.”
Seyithan Şimşek ve Tahsin Türk, o gün dinlediğimiz iki dengbej. Seyithan Şimşek, Diyarbakır şivesindeki değişimle Seytani Boyakçi olarak da biliniyor; boyakçi, ayakkabı boyacısından geliyor. Gırtlağıyla yaptığı namelerle, uzun, içli, aşk konulu bir kilam dinliyoruz ondan; hikâyesini daha sonra anlatıyor: “Bir genç, bir kıza âşık oluyor. 'Kızı bana ver.' diyor babasına, o da 'Hadi ulan!' diyor. Oğlan da gidiyor, dağlara çıkıyor. Çayırlara kırlara çıkıyor, saz çalıyor Mecnun gibi. Sonra buraya geliyor. Çeşmenin orada oturup mendilini açıp ekmeğini yiyor. Sonra mendilini bağlıyor. Bağladıktan sonra sazını alıp kızın adını sayıklamaya başlıyor. Kızın babası 'Kalk, kızımı sana vereceğim.' diyor ve onları nikahlıyor. Sonra aradan iki gün geçiyor, başka bir köydeki kızın kardeşi ve eşinin düğününe gidiyor, sazla beraber. Kızın babası diyor: 'Benim bir şartım vardır; benden başka, benden habersiz birisine saz çalmayacaksın.' Bakıyor ki oğlanın sazı düğünde yetim kalıyor, baba diyor: 'Bunlar bizim akrabamızdır, sana izin veriyorum.' Gidiyor iki gün iki gece çalıyor düğünde; üçüncü günün gecesi haber geliyor ki karısı hasta. Oğlan kalkıp geliyor, yetişene kadar kız can veriyor. Oğlan gördüğü zaman kızı kefende, düşüp bayılıyor. Gözünü açıyor sonra 'Götürün beni mezarın başına.' diyor. Oğlan başlıyor söylemeye, söylüyor, söylüyor… Hakiki âşıktır.”
Seyithan Şimşek, “Aşk, üzerine, dert üzerine söylüyoruz.” diyor ve anlatıyor geçmişteki dengbejlik kültürünü: “Eskiden ağalar, beyler vardı, onların dengbeji vardı, divan kurarlardı. Mesela bu balkonun diğer yanına kadar büyük bir odada 50-60 kişi otururdu, dengbej başlardı. Akşamdan başlardık, sabaha kadar türkü söylerdik Kürtçe. Dengbejler bizim kültürümüzdür, bizim dilimizdir, tarihimizdir, ana dilimizdir. Eskiden telefon yoktu, televizyon yoktu, radyo yoktu, teyp yoktu, pikap yoktu, sadece dilimizle söylüyorduk. Eskiden dengbejler vardı, biz de onlardan aldık. Ama bizden sonra şimdiki gençler gelmez, yanımızda oturmaz. Bizim bu bestemizi bizden almazlar. Ne diyor: 'Yiğit ölür nam kalır, at ölür meydan kalır.' Biz öldükten sonra dengbejlik de kalmaz. Biz istiyoruz gençler gelsin, biz söylediğimiz zaman tek tek kulağınıza girsin, onlar da bizden sonra söylesin. Ben yedi yaşımda başladım. Anam da dengbejdi, babam da dengbejdi, kardeşim de dengbejdi.” Yaşını sorduğumda, “75-80 arası.” diyor Seyithan Şimşek; çocuklarından hiçbiri onun sanatına gönül vermemiş, zaten Kürtçe de bilmiyorlarmış.
Tahsin Türk ise 10 yaşından beri söylüyor. “Dengbejlik bizim Kürtlerin kültürüdür. Şimdi şehirlerden dengbej çıkmaz. Hayatta çıkmamıştır, çıkmaz. Dengbejler köylerden çıkıyor çünkü şehirlerde cemaat yoktur. Herkes ya evinde oturuyor ya da kahvede oyun oynuyor. Dengbejlik çok büyük bir meslektir, yalnız insana beyin lazımdır. Ben mesela tek bir kilamı üç saatte söyleyebilirim. Dengbejlik beyindir, beyin olmazsa olmaz, bir de ses lazımdır. O da olmazsa olmaz.” sözleriyle anlatıyor kültürünün özelliklerini.
Çeşit çeşit dilin konuşulduğu, farklı dinlerin buluştuğu Diyarbakır'da, eski bir Süryani evinde Kürtlere ait bir sözlü kültüre tanıklık ediyoruz. Ülkenin doğal, kültürel, mimari tüm mirasları gibi dengbejlik kültürünün de korunmasını ve bu son yaşlı dengbejlerin de kendi atalarından aldıkları miraslarını, kendilerinden sonra geleceklere devretmesini diliyoruz.