
Müziğin Dahi Bestecisi Anjelika Akbar Röportaj: Şebnem Türkoğlu Fotoğraflar: Banu K. Zeytinoğlu İletişim
Piyanist ve besteci kimliklerini muazzam bir uyumla harmanlayan Anjelika Akbar, yüzlerce besteye sahip bir dâhi. Müzisyen ve felsefeci bir babayla, yine müzisyen bir annenin çocuğu olan Akbar, Moskova Tchaikovsky Devlet Konservatuarı ve Taşkent Devlet Konservatuarı'nda özel öğrenci olarak eğitim almış. UNESCO üyesi olarak Türkiye'ye gelindiğinde ise Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuarı'nda yüksek lisansını tamamlamış. 2002 yılında, Vivaldi'nin, “Dört Mevsim” keman konçertolarını piyanoya uyarlayarak çıkardığı albümü, “ilk Türk klasik müzik albümü” olarak literatüre girmiş. Meslektaşı Beethoven gibi doğuştan gelen ve sonradan geliştirilmesi imkânsız olan “mutlak kulak” yeteneği ise bu müzik dâhisinin bir başka özelliği. Sinema, hikâye ve şiir yazmanın yanı sıra birleşik sanatlardan da hoşlanan Anjelika Akbar, birbirinden güzel bestelerinin sırrını şu sözlerle açıklıyor: “Kalbinize öncelikle bir kıvılcım düşer ve daha sonra tüm tecrübelerinizi kullanarak o ilham denilen kıvılcımdan müziği yaratırsınız.”
- Müzisyen bir anne-babanın çocuğu olarak 2,5 yaşında nota öğrenmişsiniz, dört yaşındayken de “mutlak kulak” yeteneğiniz fark edilmiş. Nasıl bir yetenek mutlak kulak?
Mutlak kulak sahibi olan müzisyen, hiçbir referans noktası olmadan duyduğu her sesin hangi nota olduğunu bilir. Bu doğuştan gelen ve geliştirilmesi imkânsız bir özelliktir. Besteci olarak, bu Allah'ın lütfu olan ve bana verilmiş özellikten yararlanıp, yanımda bir müzik enstrümanına gerek duymadan bestelerimi yapabiliyorum; hatta senfoni orkestrası için olanları bile. Çünkü tüm sesleri net olarak içimde duyuyorum ve anlamlandırabiliyorum. Sıklıkla Beethoven'ın sağır iken nasıl beste yapabildiği soruluyor, bunun cevabı basit: Beethoven'ın da mutlak kulağı vardı.
- Bir müzik dahisi olarak görülüyorsunuz. Nasıl gelişti şimdiye kadarki kariyeriniz?
İşin sırrı şu: Ben müziği ve müzikle ilgili gelişmeleri “kariyer” olarak görmüyorum. Sadece aşkla müziğin içinde yaşıyorum. Gelen ilhamlarla duygu ve düşüncelerimi müzik diline çeviriyorum. Akademik olarak, olabilecek her basamağı geçmeme rağmen kendimi müziğin karşısında daimi bir öğrenci olarak hissediyorum.
- “Bestelerimin geniş bir yelpazesi var.” demişsiniz. Ne tür besteleriniz var?
Rusya'da aldığım eğitim sayesinde küçük yaştan itibaren besteciliğin çok farklı türevlerinde çalışmalarım ve tecrübelerim oldu. Solo enstrümanlar, çeşitli enstrümantal gruplar, oda orkestrası, senfoni orkestrası, enstrümantal konçertolar, kantat, koro ile orkestra eserleri gibi türevler için birçok bestem var. Yani kullandığım müzik malzemeleri çok çeşitli ve zengin. Aynı zamanda kullandığım müzik dilleri de farklı. Barok, romantik, post-romantik, neo-klasik, atonal, politonal, poliritmik, 12-ton sistemi gibi farklı zaman ve janrların müzik dilini, bestelediğim eserin içeriğine göre serbestçe kullanıyorum. Ayrıca müzik kadar birleşik sanatları ve özellikle sinemayı çok sevdiğim için belgesel film müziği dalında da zevkle çalışıyorum.
- Bestelerinizi yaparken ilham aldığınız ya da sizi besleyen şeyler oluyor mu?
Beste yapmanın tek önemli unsuru ilhamdır. Kalbinize öncelikle bir kıvılcım düşer ve daha sonra tüm tecrübelerinizi kullanarak o ilham denilen kıvılcımdan müziği yaratırsınız. Akıl bu noktada devreye girer.
- Müziğin farkındalık yaratmak için önemli bir araç olduğunu ifade etmişsiniz. Nasıl bakıyorsunuz müziğe? Sadece araç mı yoksa aynı zamanda bir amaç mı sizin için?
Her zaman söylüyorum; müzik benim için amaç değil araçtır. Ama bunu anlatmak kolay değil. Bu bir manevi yolculuktur aynı zamanda. Notaların arkasında saklı olan müziğin bir ruhu vardır. O ruhu gerçek anlamda idrak etmek, bizi kendi özümüze yaklaştırıyor.
- Batı ve Doğu müziğini nasıl değerlendiriyorsunuz? Eserlerinizde nasıl yer buluyor bu müzikler?
Batı ve Doğu hiçbir zaman sentez olmaz ama kucaklaşma yaşayabilir. “Bach a L'Orientale” albümümde diyorum ki: “İnsanlar birbirleriyle kucaklaşmadan önce müzikleri kucaklaşsın.” İşte Batı ve Doğu müziklerinin bir araya gelmelerinin benim için anlamı budur. Bu yüzden cross-over denilen, genellikle Batı'nın ve Doğu'nun kucaklaşmasını gerçekleştiren deneysel çalışmalarım da mevcut.
- Ne tür müzik dinlemekten hoşlanırsınız? Kimleri dinlersiniz?
Öncelikle klasik müzik dinlerim. Onun dışında dünya müziği, her türlü folklorik müziği severim. Genel olarak müzikler arasında ayrım yapmam ama farklı ruh hâlinde birbirinden farklı müzikleri dinleyebiliyorum.
- “Likafoni” ismini verdiğiniz yeni bir albümünüz çıktı. Likafoni'nin anlamı nedir?
Küçüklüğümde ismimi telaffuz edemiyordum. Anjelika demek yerine kısaca “Lika” diyordum. O zamandan beri ailem, dostlarım ve hocalarım bana Lika demeye devam etti. Yeni albümü oluştururken bu sefer besteci kimliğimle değil, piyanist kimliğimle bir çalışma yapmak istedim ve küçüklüğümden itibaren etkilendiğim bazı klasik müzik eserlerini bir albümde toplamaya karar verdim. Likafoni kelimesinin ikinci kısmı olan “-foni”, “sesler” anlamına geliyor. Müzik terimi gibi duran bir kelime aslında ama “Lika'nın sesleri” anlamına geliyor.
- Nasıl parçalar yer alıyor albümde?
Albümde S. Rachmaninov, G. Sviridov, A. Khachaturian, P. I. Tchaikovsky, A. Scriabin gibi Rus bestecilerin yanı sıra J. S. Bach, J. Brahms, F. Chopin'in eserleri de yer alıyor. Bu klasik eserleri sadece klasik müzik severlerin değil, aynı zamanda bu tarz müziğe mesafeli bakan insanların da kolaylıkla dinleyip sevebileceklerine inanıyorum. Albümde solo piyano eserleri dışında piyano-çello düetleri de var. Bu eserlerde bana çellist Rahşan Apay eşlik etti. Albüme A. Piazzolla'ya ait iki tane ünlü tango dâhil ettim. Onlardan biri olan Libertango içinse bir senaryo yazdım ve klip çektirdim.
- Bu klibin sadece internette yayınlanıyor olmasının özel bir nedeni var mı?
Tabii ki bir nedeni var. Libertango eseri, enstrümantal bir eser. TV kanalları ise söz içermeyen klipleri yayınlamıyor. Tek kullanılabilecek mecra, her an ulaşılıp seyredilebildiği için internet. Fakat elbette çıktığım TV programlarında klip yayınlanıyor.
- Müzik dışında ilgilendiğiniz bir hobiniz ya da uğraşınız var mı?
Yemek yapmayı, hikâyeler ve şiirler yazmayı seviyorum. Ayrıca kurucusu ve genel yayın yönetmeni olduğum www.bilincliinsan.com (www.bilinclianne.com) siteleri var.
- Yeni yerler görmeyi, gezmeyi sever misiniz?
Çok seviyorum. Hatta gidemediğim zamanlarda hayal kurup en azından bu şekilde “geziyorum”. Rüyalarımda bile birçok ülkeye ve şehre gidiyorum.
- Nerelere gitmeyi seversiniz?
Doğu ülkeleri beni çok etkiliyor. Ama Batı'da da sevdiğim yerler var. Hindistan, özellikle Himalaya bölgesi ve Tayland favorilerim arasında. Ayrıca Mısır'a ve Euro Disney'e tekrar gitmek istiyorum.
- Bu yerleri tercih etmenizin özel bir nedeni var mı?
Açıkçası tam olarak beni bu yerlerde çekenin ne olduğunu ifade edemiyorum. Belki de tam da bu dile getiremediğim unsur, bu yerleri benim için çekici kılıyor.
- Gittiğiniz ülkelerde ya da şehirlerde özellikle gezmeyi tercih ettiğiniz yerler ya da yapmaktan hoşlandığınız şeyler var mı?
Öncelikle gittiğim yerlerin kültürel ve sanatsal faaliyetlerini öğrenmekten mutlu oluyorum. Ayrıca yerli insanların yaşadıkları, yemek yedikleri, gezdikleri yerleri mutlaka gezerim. Elbette yeni tatlar, özellikle de tatlılar, özel olarak merceğim altındadır.
- Yalnız mı yoksa arkadaşlarınızla ve ailenizle mi gezmeyi seversiniz?
Yalnız değil, öncelikle ailemle ve sevdiğim arkadaşlarımla gezmeyi seviyorum. Çünkü öyle bir karakterim var ki, beğendiğim şeyleri anında yakınlarımla paylaşmam gerekiyor. Tek başıma gezersem duygu birikiminden patlarım herhalde.
- Unutamadığınız keyifli bir gezi anınız var mı?
Nepal'de, Dwarikas Oteli'nde karşılaştığım bazı kişilerin Hindistan'daki Tac Mahal'de konser vermemi teklif ettikleri an, benim hâlâ unutamadığım bir anı olarak aklımda kaldı. Maalesef konser bazı teknik sorunlardan dolayı gerçekleşemedi ama bunu hatırlamak bile güzel.
- Yolculuklarınızda yanınıza ne alırsınız?
Yastığımı, evde yapılmış ve şeker içermeyen bisküvilerimi, gözlüğümü, kitabımı, fotoğraf makinemi ve video kameramı alırım. Geri kalanlar duruma göre değişir.
- Yol, yolculuk, gezmek sizin için ne ifade ediyor?
Aslında yol manevi bir anlam taşır. Çok sevdiğim bir söz var: “Bir yolculukta yolcu da yollar da yürür.” Her an değişiyoruz. Gittiğimiz yollar da böylece değişmiş oluyor. Her an yeni bir keşif ve heyecan, bin kere geçtiğimiz yollarda bile…