
Bir Kentin Ruhu Caddeler ve Sokaklar Yazı: Şebnem Türkoğlu, Fotoğraflar: Faruk Akbaş
Anadolu'nun dört bir yanına yaptığı yolculuklara devam eden Yolculuk dergisi bu ay 7. yaşını kutluyor. Türkiye'yi il il, ilçe ilçe gezerek Anadolu'nun saklı güzelliklerini, unutulmaya yüz tutan geleneklerini, zanaatlarını, hikâyelerini paylaşıyor. Yolculuk ekibi olarak bu sayımızda yeni bir yer tanıtmak yerine zamanınızın kısıtlı olduğu gezilerde size yol gösterici olsun diye bir gezgin tüyosuna yer verdik: caddeler ve sokaklar. Rengârenk evlere, büyüleyici mimari eserlere ev sahipliği yapan, kimi zaman bir kültüre yön veren sokaklar ve caddeler, bulunduğu kentin özetini sunar görmeyi bilen gezglere.
Yeni bir şehre gittiğinizde o şehir hakkında fikir sahibi olmak oldukça zaman alır. Kozmopolit bir yapısı mı var yoksa muhafazakâr mı, köklü bir tarihi mi var yoksa bir cumhuriyet kenti mi gibi sorular uzar gider aklımızda. Aslında bir şehrin dokusu, kültürel yapısı hakkında fikir sahibi olmak için, bulunduğunuz şehrin ünlü cadde ve sokaklarında dolaşmanız aklınızdaki soruları yanıtlayacaktır. İşe gidip gelirken, arkadaşlarla buluşmak için geçerken ya da alışveriş yapmak için hemen hemen her gün kullandığımız bu cadde ve sokaklar, yaşadığımız şehrin küçük birer özetidir aslında. Şehrin hemen hemen her noktasından, her özelliğinden bir şeyler barındırırlar. Kimi kozmopolit yapısıyla, tarihiyle, kimi kültür-sanat hayatıyla, kimi de mimarisiyle diğerlerinden ayrılır ve öne çıkar. Kentlere ruhunu işte bu sokaklar ve caddeler verir.
Rüzgârla dost Alaçatı sokakları
Alaçatı; Anadolu'nun bin bir rengini duvarlarına taşıyan evleri, dört mevsim dinmeyen rüzgârı ve rüzgârı selamlayan yel değirmenleri ile her gelenin tekrar buluşmak üzere ayrıldığı bir dost gibidir. İzmir-Çeşme otobanından Alaçatı'ya doğru gelirken, taştan yapıları ve ahşap kolları ile yel değirmenleri karşılar önce. Rengârenk kapıları, duvarları ve pencereleriyle, Arnavut kaldırımlarının iki yanında sıralanan Alaçatı evlerinin sıcaklığı, insana verdiği iç huzuru, bu evlerde yaşayanlarda da görülür. Alaçatı sokaklarında dolaşan rüzgâr ve denizin sesi, beraberinde huzur da getirir. Çoğunlukla beyaza boyanmış olan evleri ya renkli bir kapı ve pencere ya da begonviller süsler. Alaçatı'da ihtiyar yel değirmenlerinin öykülerini dinleyebilir, dar sokaklarda, evlerin taştan duvarlarına hafifçe dokunarak gezebilir ya da kendinizi rüzgârın dansına kaptırabilirsiniz.
Başkentin en hareketli yeri, Yüksel Caddesi
Sokak sanatçıları, bronz heykeller, kitapçılar, küçük pasajlar, barlar ve kafeler… Hangi birinden başlamak lazım Ankara'nın bu en sevilen caddelerinden birini anlatmaya? Araç trafiğine kapalı ama yaya trafiğine sonuna kadar açık olan Yüksel Caddesi, başkentin en hareketli yeri. Kimi zaman bir eylemin, protestonun ev sahibi olarak, kimi zamansa pandomim yapan, kukla oynatan ya da resim yapan bir sokak sanatçısının atölyesi olarak görebilirsiniz onu. Yüksel Caddesi'ne bağlanan Konur Sokak ve Karanfil Sokak da onun vazgeçilmez parçaları. Metin Yurdanur'un 1990 yılında yaptığı İnsan Hakları Heykeli'nin yanından başlayan Konur Sokak; İmge Kitabevi, Turhan Kitabevi gibi Ankara'nın önde gelen kitapçılarına, Mülkiyeliler Birliği'ne, küçüklü büyüklü kafe ve barlara ev sahipliği yapar. Karanfil Sokak ise Ankaralıların başlıca buluşma noktalarından biri olan Dost Kitabevi'ni, kebapçıları, simitçileri ve her türden hediyelik eşya, kıyafet ve takı bulabileceğiniz pasajları ağırlar. Birkaç ay önce tamamlanan restorasyonda eskiden caddenin her iki yanında sıralanan banklar kaldırıldı. Bu sayede cadde, artık daha geniş ve yürümesi rahat bir hâle geldi. Ama ağaçların gölgesinde dinlenen insanlar ya da gitarını kaptığı gibi soluğu Yüksel Caddesi'nde alan gençler de o banklarla birlikte yok oldu. Modern ve rahat bir görünüme kavuşturulmaya çalışılan Yüksel Caddesi, ne yazık ki özgün dokusundan da bir şeyler kaybetti.
İstanbul'un kültür mozaiği İstiklal Caddesi
Hani İstanbul için kozmopolit bir şehir denir ya, işte bu tanımlamanın ne anlama geldiğini görmek için İstiklal Caddesi'ne gitmeniz yeterli. Sınırlı araç trafiği ve onu boydan boya geçen ünlü nostaljik tramvayını saymazsak, trafiği dert etmeden rahatlıkla dolaşabilirsiniz bu caddede. Taksim Meydanı'ndan tarihî Tünel'e uzanan caddenin uzunluğu 1,650 metre. Fransızca adı Grand Rue de Pera, Osmanlıca adı Cadde-i Kebir yani “geniş cadde” olan İstiklâl Caddesi bugünkü adını cumhuriyetin ilanıyla almış.
Mimari dokusuyla sizi kendine hayran bırakan, 19. yüzyıla ait yapılarındaki şık veya salaş kafeleri, yerli ve yabancı mağazaları, sanat galerilerini, kitapevlerini, St. Antuan Katolik Kilisesini, konsoloslukları incelerken bir de bakmışsınız ki Galatasaray Lisesi'nin o görkemli giriş kapısının önüne gelmişsiniz. Buraya geldiğinizde ara sokaklarına karışmasanız bile gezmesi saatlerinizi alan İstiklal Caddesi'nin ortasına gelmişsiniz demektir. Caddeden aşağıya ilerlemeye devam ederken, eğer yorulduysanız yanınızdan “çın-çın” sesiyle geçen nostaljik tramvaya binerek Tünel'e kadar etrafı izleyerek gidebilirsiniz. Londra'dakinden sonra dünyanın en eski ikinci metrosu olan Tünel, 1874 yılından bu yana Beyoğlu'nu Karaköy'e bağlamaya devam ediyor
Türk ve Rum mahalleleriyle Bozcaada
Adını toprağının renginden alan Bozcaada'da yerleşim, bağ evleri dışında merkezde yoğunlaşmış. Çoğunlukla pastel renklere boyanmış olan evler, renkli çiçeklerle, yağlı boya yapılmış kapılarıyla sıcacık bir hâl almış. Üzüm bağlarıyla ünlü adanın tamamı doğal ve tarihî sit alanı ilan edildiği için, doğal güzellikleri günümüze kadar gelebilmiş. Bu nedenle yazlık ev yaptırmak ya da eski evleri restore ederek kullanmak isteyenler Anıtlar Kurulu'nun kurallarına uymak zorundalar. Türk ve Rum mahallelerinden oluşan Bozcaada, mimari özellikleriyle de farklı bir doku oluşturuyor. İki katlı cumbalı evlerden ve tek katlı taş evlerden oluşan Türk Mahallesi'ndeki kıvrımlı dar sokaklar, küçük meydanlarda soluklanıyor. Rum Mahallesi'nde ise antik kentlerde görmeye alışkın olduğumuz, her sokağın diğerini dik olarak kestiği ızgara planı göze çarpıyor. Şehrin koşturmacasından uzak, adalı olmak kavramının en güzel yaşandığı yerlerden biri burası. Yeniden hayata dönen bağların lezzetli üzümlerinden yapılan şarapları da adanın ayrı bir keyfi.
Rengârenk evleriyle Odunpazarı
Eskişehir denince akla ilk gelen yer, şehrin eski yerleşim merkezi olan Odunpazarı'dır. Bir Eskişehir gezisinde isteyebileceğiniz pek çok şeyi bulabilirsiniz burada. Tarihî bir semt olmasının ve sivil mimari özelliklerini yansıtmasının yanı sıra birkaç müzeye ve ayrıca kente dair hediyelik eşyalar alabileceğiniz bir çarşıya da ev sahipliği yapıyor Odunpazarı. Semtin en belirgin özelliği olan Odunpazarı evleri, rengârenk boyanmış cepheleriyle, dar, kıvrımlı, taş kaldırımlı sokaklara da canlı bir hava veriyor. Restore edilmiş evlerin çoğunda hâlâ sakinleri otururken, bazıları da müzelere, sivil toplum kuruluşlarına, kafe ve restoranlara, butik otellere ev sahipliği yapıyor. Odunpazarı, sokaklarında keyifle dolanıp, bir kafede kahve içip, ilginç müzelerinde gezip, sevdiklerinize hediyelikler alabileceğiniz, modern kentin hemen yanı başında, sıcacık, keyifli bir kaçış yeri.
Bir geleneğin izinde, Arap Şükrü Sokağı
Bursa'nın eğlence hayatına yön veren Arap Şükrü'den ismini alan bu ünlü sokak, evlerle iç içe yaşıyor. Bugün birçok meyhaneyi barındıran sokak, geçmişte bir uçtan bir uca uzanan Müslüman ve Yahudi esnafların dükkânlarına ve yine bu esnafların ailelerine ev sahipliği yapıyormuş. 1893 yılında Selanik'te doğan Arap Şükrü'nün, Bursa'daki Sakarya Caddesi'nde açtığı bir dükkânda, Bursa civarından atlarla gelen müşterilerine kuru fasulye, pilav, işkembe çorbası pişirerek ünlenmesi ve sonrasında işleri büyütmesiyle dillere destan Arap Şükrü geleneği doğmuş. Aynı sokakta meyhane işleten Yahudi komşularından da balık kültürünü öğrenen Arap Şükrü, yaptığı lezzetli balıklar, mezeler ve yemeklerle anılmaya başlamış. Kendi izinden giden oğlu Yılmaz Değişmez de babasının oluşturduğu eğlence kültürünü ve damak tadını sürdürüp geliştirmiş; Türkiye'nin dört bir yanından adını duyarak gelen ünlü isimleri, ünlü fasıllarıyla ağırlamış. İstanbul'un Nevizade'sine benzetilen Arap Şükrü Sokağı şimdilerde küçük esnaf dükkânları yerine Arap Şükrü geleneğini sürdüren Bursa'nın ünlü meyhanelerine ev sahipliği yapıyor. Bursa'ya yolunuz düştüğünde Arap Şükrü'nün torunlarının sürdürdüğü bu kültürü siz de yaşayabilirsiniz.
Daracık sokaklarıyla Cumalıkızık
Cumalıkızık, Uludağ eteklerindeki beş Kızık köyünden biri. Osmanlı dönemine ait sivil mimari örnekleri nedeniyle en eski Osmanlı köyü olarak yoğun ilgi gören Cumalıkızık, üç katlı evlerinin yanında kaldırımsız, taş döşeli, daracık sokaklarıyla da turistlerin hayli ilgisini çekiyor. Bazıları neredeyse karışla ölçülecek genişlikte olan bu dar sokakların en bilineni ise Cin Aralığı. Genişliği sadece 60 santim olan bu yerin bir de öyküsü var: Yunanlıların Cumalıkızık'ı işgali sırasında konulan bu isim nedeniyle Yunan askerleri burada cin olduğunu zannettikleri için köyün lanetli olduğunu düşünürlermiş. Bu nedenle köylüleri kovalarken bu aralığı ya görmez ya da zaten lanetli olduğunu düşündükleri için girmezlermiş. Oysaki bu aralık doğrudan dağda baskın için haber bekleyen eşkıyalara kadar gidermiş. Köylülerin bu sokaktan geçip eşkıyalara haber vermesiyle Yunan askerleri gafil avlanmış ve köy kurtarılmış.
Son yıllarda giderek turistik hâle gelen Cumalıkızık'a haziran ayında gelirseniz eğer Ahududu Şenliği'ne katılmayı, lezzetli gözlemesinden ve ev yapımı yöresel ürünlerinden tatmayı da unutmayın.
Vazgeçilmez İzmir keyfi, Kordonboyu
Güneş batmaya yüz tuttuğunda, tatlı imbat rüzgârı eşliğinde Kordonboyu'nda yürüyüş yapmak İzmir'de bir gelenektir. Birbirinden süslü faytonların, şehre yeni gelenleri ve sevgilileri gezdirdiği Kordon'da, yeşil alanlar üzerinde dinlenen, eğlenen insanları, genç kızlara fal bakan Romanları, bisiklete binen gençleri, oltalarıyla balık tutanları ve spor yapanları görebilirsiniz. Günün hemen hemen her saati kalabalık olan bu alan, saatin ilerlemesiyle birlikte akşam piknikçilerinin de eşliğinde şehrin en hareketli yerlerinden biri hâline geliyor.
Zamanın donduğu sokaklar: Beypazarı
Ankara'nın hemen yanı başındaki Beypazarı, başta Ankara olmak üzere İstanbul ve Eskişehir gibi civardaki illerden gelen şehir kaçkınlarının buluşma yerlerinden biri. Kimi Selçuklu kimi Osmanlı zamanından kalan ve yüzlerce yıldır yaşayan konaklar, Arnavut kaldırımlı sokaklar ve bürgü denilen örtülerine sarılmış kadınlar, sanki bambaşka bir zamanda yaşıyormuş gibi hissettirir bu ilçeyi ziyaret edenlere. Beypazarı'nın en hareketli yeri ise Alaaddin Sokak'tır. Beypazarı'na dair aradığınız ne varsa bu sokakta bulabilirsiniz. Yol boyu sıralanmış tezgâhlarda ev yapımı tarhanalar, makarnalar, yapraklar, baklavalar, cevizli sucuklar, havuç suları gibi yöresel ürünler, siz daha istemeden ikram edilir. Pansiyon ve restoran olarak işletilen konaklarda, saray mutfağının izlerini taşıyan lezzetli Beypazarı yemekleri yapılır. Birbirinden hünerli ustaların ellerinde hayat bulan gümüş telkari takılarsa en güzel hediyelik eşyalardandır.
Labirent gibi sokaklarıyla Diyarbakır
Surlar şehri Diyarbakır, taşlarla örülü tarihiyle ağırlar ziyaretçilerini. Diyarbakır'ın evlerinde, sokaklarında, inançlarında ve yaşamında hep taşların izi görülür. Bir zamanlar, Ermenilerin, Süryanilerin, Kürtlerin ve Türklerin bir arada yaşadığı sokaklarında, bazalt taşından yapılan renkli badanalı evler sıralanıyor. Şehri bir labirent gibi çevreleyen dar sokaklar, çocuklarla birlikte daha da şenleniyor. Kentin etrafı surlarla çevrili olduğu için evler birbirine yakın yapılmış, bu sayede yaz aylarında çok sıcak olan şehirde gölgelik ve serin alanlar oluşturulmuş. Bazalt taşıyla hayat bulan şehir, binlerce yıllık geçmişinden gelen izleri mimari eserlerine, kiliselerine, camilerine, sokaklarına ve evlerine taşımış.
Müzesiyle özdeş İnönü Sokağı
İnönü Müzesi nedeniyle bu ismi alan İnönü Sokağı, hem dokusu hem de orada yaşayan sakinleriyle keyifli bir İzmir durağı. Cumbalı Rum evlerinin merdivenler boyunca karşılıklı olarak sıralandığı sokakta, artık unutulan kapı önü sohbetleri, sıcak ve samimi mahalle yaşantısı hâlâ devam ediyor.
Osmanlı izleri Birgi sokaklarında
İzmir'in Ödemiş ilçesine bağlı, eski bir Osmanlı kasabası olan Birgi, onu görmeye gelenleri şefkatle saran doğasıyla huzur verir. Tarihi boyunca Lidya, Helen, Pers ve Romalıların hâkimiyetine giren Birgi, günümüze kadar korunan yapısıyla turistik açıdan oldukça çekici, tipik bir Osmanlı beldesi. ÇEKÜL Vakfı ve Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi işbirliğiyle restore edilen Birgi, bakımlı ahşap evlerin ve yüzlere yıllık camilerin, konakların sıralandığı sokaklarıyla kendinizi bir açık hava müzesinde geziyormuş gibi hissetmenizi sağlıyor. Cumbalı ahşap evlerin sıralandığı Arnavut kaldırımlı dar sokaklar, bir bardak koruk eşliğinde soluklanabileceğiniz yerlere çıkıyor. Mimarisi ve işlemeleriyle büyüleyen ünlü Çakırağa Konağı'nı, Birgivi Mehmet Efendi Medresesi'ni, Aydınoğlu Cami'yi ve Bizans yapısı Kule'yi gezerken insanı sağaltan havasından da doya doya solumayı unutmayın.
Baltık mimarisiyle Kars sokakları
Kristal kar tanelerinin telaşsızca süzüldüğü Kars, en güzel hâliyle ağırlar kış aylarında misafirlerini. Ruslardan miras Baltık mimarisi, geniş caddelerinde, kaldırımlarında, taş binalarında belli eder kendini. Hekim Evi, Defterdarlık binası, Sağlık Müdürlüğü binası, eski Vali Konağı ve Tuncer Güvensoy Evi ise Baltık mimarisinin Kars'taki en çarpıcı örnekleridir. Büyük şehirlerde görülmeyen bu ferah sokaklar, karın güzelliğiyle daha çarpıcı bir hâl alır. 1877-1878 yılları arasında, şehirde bir imar çalışması başlatan Ruslar, bugünkü Yusufpaşa, Ortakapı ve Cumhuriyet mahallelerinin kentin merkezini oluşturduğu yeni bir şehir planı kurmuşlar. Kars'ın birbirine paralel iki ana caddesi olan Cumhuriyet ve Faik Bey caddelerini dik kesen sokaklarla, düzenli bir kent yerleşimi sağlanmış. Bu sayede kent içinde her yer yürüyerek, kaybolmadan gezilebiliyor.