Yolculuk Dergisi 84. Sayı

Halikarnassos'tan Bodrum'a Yazı: Mehmet Ali Kılıçbay


Ege'nin Akdeniz'le birleştiği Gökova Körfezi'nin kuzeyinde yer alan Bodrum, bundan 1300 yıl önce, Yunan anakarasının Pelooennesos bölgesindeki Troizina ve Argos kentlerinden gelen Dorlar tarafından kurulmuştur. Dorlar yeni kentlerini, bugün üzerinde Bodrum Kalesi'nin yer aldığı ve o tarihte karayla bağlantısı olmayan küçük Zephyria Adası'nın üzerinde kurmuşlardır. Daha ileriki tarihlerde, ada, anakara ile birleştirilmiş ve kent, ünlü Salamis Çeşmesi'ni (daha sonra buraya Mausoleion inşa edilecektir) de kapsayacak kadar büyümüş ve bu genişleme esnasında bölgenin yerli halkları olan Lelegler ile Karyalıların eski kentlerini de içine almıştır. Bu süreç esnasında, Karyalıların bölgeye verdikleri ad olan Alosokornoso, Yunan ağzında Halikarnassos'a dönüşmüş ve antik dönemin bu en ünlü Karya kentinin adı hâline gelmiştir. Tarihin babası sayılan, Halikarnassos doğumlu Herodotos, şehrin, altı Dor kentinin meydana getirdiği birliğe üye olduğunu, ancak yurttaşlarından Agasikles'in, Apollon Oyunları'nda kazandığı ödülü, tanrılara vermeyip kendine saklamasından ötürü bu birlikten atıldığını anlatmaktadır. MÖ 5. yüzyılda Perslerin bütün Anadolu'yla birlikte bölgeyi de istila etmeleri üzerine Halikarnassos, bir Pers kenti hâline gelmiş ve ünlü Salamis Deniz Savaşı'nda Yunanlılara karşı savaşmıştır. Tarihin çok ünlü olaylarından biri olarak, Halikarnassos Kraliçesi Artemisia da beş gemiye komuta ederek, bu çarpışmaya Perslerin yanında katılmıştır. Daha sonra Perslerin güneybatı Anadolu'da kurdukları Karya Satraplığı'na (eyalet) dâhil edilen şehir, MÖ 377'de ünlü Mausolos'un satrap (vali) olmasının ardından kısa bir süre sonra Karya'nın başkenti olmuştur. Mausolos'un, başkenti Mylasa'dan (Milas) buraya taşıması, şehrin bütün Ege'nin en görkemli kentlerinden biri olmasına yol açacaktır. Bu ünlü satrap ölünce, onun yerine geçen kız kardeşi Artemisia, antik dünyanın yedi harikasından biri sayılan Mausoleion'u yaptırmıştır. Aslında “Mausolos'un mezarı” anlamına gelen bu kelime, zaman içinde bütün anıtsal mezar yapılarını ifade eden bir cins isim hâline gelecektir. Kelime ülkemizden çıktığı halde, bizim Fransızcadan alınma bir şekilde mozole dememiz ve çoğumuzun bunun Bodrum'daki anıttan kaynaklandığını bilmiyor olmamız garip bir durum oluşturmaktadır. Halikarnassos'un talihi, MÖ 334'te büyük doğu seferine başlayan İskender'in bölgeye gelmesiyle değişmeye başlayacaktır. Bu arada Karya Kraliçesi Ada, erkek kardeşi tarafından tahttan indirilmiştir. Antik dünyanın bu en ünlü kraliçesi, bunun üzerine İskender'le ittifak yapar ve elinde tuttuğu Alinda Kalesi'nden ona yardım eder. (Kraliçe Ada'nın lahdi ve mezarındaki hazine, 1989 yılında Bodrum'daki bir temel kazısı esnasında rastlantıyla bulunmuştur ve bugün Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi'nde, kendine ait salonda sergilenmektedir.) İskender kenti kuşatır, yenileceğini anlayan paralı askerlerin komutanı Rodoslu Memnon şehri yakar. Neredeyse tamamen yok olan Halikarnassos, tüm antik dönem boyunca bir daha toparlanamayacaktır. Öyle ki, MÖ 1. yüzyılda buraya gelen büyük Romalı filozof ve devlet adamı Ciceron, onu harabe, boş, insan yaşamayan bir yer olarak tasvir edecektir. Kent veya ondan geri kalan, Roma ve Bizans dönemlerinde küçük bir balıkçı köyü olarak yaşamına devam etmiştir. Bu harap şehir, 11. yüzyılda bölgeyi ele geçiren Anadolu Selçuklu Devleti'nin parçası olmuş, 14. yüzyılda da Osmanlıların eline geçmiştir. Ancak 1402 Ankara Savaşı'ndan sonra Osmanlı'nın içine düştüğü, Sultan Bayezid'in dört şehzadesi arasındaki taht kavgasında oluşan otorite boşluğundan yararlanan Rodos Şövalyeleri, 1415'te bölgeyi ele geçirmişlerdir. Şövalyeler, çok uygun bir liman olan körfezdeki karayla bağlantılı adanın üzerine çok büyük ve sağlam bir kale inşa etmişlerdir. Bu kale, esas itibariyle Mausoleion'un kalıntılarının kullanılmasıyla yapılmıştır. Örneğin İngiliz Kulesi'nin yan cephesinde, bu anıttan kalma bir aslan heykeli, olduğu gibi duvar malzemesi olarak kullanılmıştır. Bu heykel bugün hâlâ duvarda görülmektedir. Şövalyeler, Avrupa'nın her tarafından aldıkları yardımlarla kaleyi sürekli genişletmişler ve güçlendirmişlerdir. Nitekim, Osmanlılar kaleyi 1453 ve 1480'de kuşatmalarına rağmen alamamışlardır. 1453'te İstanbul'un alındığı düşünülecek olursa, aynı tarihte bu kalenin direnebilmesi, onun sağlamlığının göstergesidir. Şövalyeler, bu kaleye İsa'nın havarilerinden Aziz Petrus'un adını vererek Petronium demişlerdir. Bu ad zamanla Bodrum hâline gelecektir. Kanuni Sultan Süleyman, 1522'de altı aylık bir kuşatmadan sonra Rodos'u ele geçirir. Şövalyelerin bu çarpışmadaki cesaretlerini ödüllendirmek için onların hayatlarını bağışlar ama Bodrum da dâhil, Ege adaları ve kıyılarındaki bütün varlıkları Osmanlı'ya geçer. Bu tarihten sonra Bodrum, sünger ticareti sayesinde gelişmeye başlar. 18. yüzyılda burada bazı tersanelerin olduğuna dair kayıtlar varsa da, asıl gelişme Osmanlı donanmasının Çeşme'de yok olmasından sonra, 1770'ten itibaren olacaktır. Yeni bir donanma yapımına girişen Bodrum gelişir ama bölgede ağaç kalmaması üzerine, 1833 tarihli bir fermanla burada artık büyük tekne yapımı yasaklanır. Bu tarihten sonra Bodrum, askerî bir üs olacak, kale de hapishane hâline gelecektir. Fransız zırhlısı Duplex, 1915'te kaleyi ağır bir bombardımana tutmuş; büyük hasar gören kale, 1960-1964 yılları arasında restore edilmiştir. Kaleye sürgün olarak giden, Halikarnas Balıkçısı lâkaplı yazar Cevat Şakir Kabaağaçlı'nın, 1925'te başlattığı mavi yolculuk ve Bodrum sevgisi, bu şehri bugün Türk turizminin yıldızlarından biri hâline getirmiştir. Artık kışın 50 bin nüfuslu, yazın da yüz binlerce kişiyi ağırlayan bu kar beyazı şehrin, iki ünlü anıtı olan Mausoleion ile Bodrum Kalesi'nin tarihini gelecek sayıda görmeye çalışalım.