Yolculuk Dergisi 84. Sayı

Yaşlanmak mı, İhtiyarlamak mı? Yazı: Feyza Hepçilingirler


Var böyle acımasızlıklarım. Yıllarca arayıp sormamış bir arkadaşımla ilk görüşmemizde, yirmi yıla yaklaşan vefasızlığının öcünü almak, özellikle canını yakmak istediğim için, “İhtiyarlamışsın.” dedim. “İhtiyarlamadım. Yaşlandım.” dedi o da yanıt olarak. Aslında geçen yıllar, herkesi aynı ölçülerde olmasa da yaşlandırıyor ya da ihtiyarlatıyor; ama bu iki kavram arasında fark görüyor olmalılar ki birçok kişi yaşlanmayı kolay kabullenirken, ihtiyarlamaya pek razı olmuyor. Oysa, yaşlanmak için, “yaşı ilerlemek, ihtiyarlamak” diyor sözlükler. Yani, yaşlanmak ile ihtiyarlamak aynı anlamda. Aralarında köken olarak fark var yalnızca: İlki Türkçe, ikincisi Arapça. Hemen her yerde yabancı sözcük kullanmaya meraklı olan halkımız, nasıl oluyor da sıra “yaş” işine gelince yerli malı olanı yeğliyor? Sözgelimi yemek yenen yerleri adlandırırken Türkçe “aşevi”ni, en alt düzeye, yoksullara bedava yemek dağıtılan yerlere layık görüyoruz. Türkçe kökenli olmamakla birlikte, yıllardır kullanageldiğimiz için bizden saydığımız “lokanta” sözcüğünü, “esnaf lokantası” falan derken, yani biraz eli yüzü düzgün; ama pek de kaliteli olmayan yerler için kullanıyoruz. “Restoran” diye söylenmesi ve okunması gerekirken böyle yazmaya bile cesaret edemediğimiz Fransızca “restaurant” sözcüğünü, bu mekânların sahipleri de müşterileri de kaliteli olduğu vurgusuyla algılıyor, öyle benimsiyor. “İhtiyarlık, ihtiyarlamak” sözcüklerinden kaçınılmasında sözcüğün Türkçe kökenli olup olmaması belirleyici değil demek ki! Konu yalnızca algılamaya dayanıyor. Hiçbir sözlükte yazmamasına karşın, ihtiyarlamak, elden ayaktan düşmek, başkalarına muhtaç duruma gelmek olarak algılanıyor. Yaşlanmak, bu yüzden daha yumuşak geliyor kulaklara. Yaşlanmak kaçınılmaz; ama ihtiyarlamak kötü. Oysa ihtiyar, “tercih etmek, seçip ayırmak” anlamındaki Arapça “hiyer” sözcüğünden geliyor. İlk anlamı da “seçme, tercih etme”. Sözgelimi eskilerin kullandığı “ihtiyar-ı sükut”, “susmayı tercih etme” demek. “Geçti sevdalarla ömrüm, İhtiyar oldum bugün” şarkısındaki gibi, “genç” karşıtı, “yaşlı, kocamış” anlamında da kullanılıyor elbette; ama bunun dışında pek çok anlamı daha var. “İhtiyar-ı külfet”, “ihtiyar-ı zahmet” dendiğinde, “zorluğa katlanmak, zahmeti kabul etmek” anlamına geliyor. “Kendi isteğiyle hareket etme, iradesini kullanma” anlamına da geldiğini, Nabi'nin, “Cihana gelmekte gitmekte ihtiyarım yok / Benim, benim diyecek elde bir medarım yok” dizelerinden anlıyoruz. “İhtiyari” sözcüğü de “zorunlu olmayan, insanın kendi irade ve isteğine bırakılmış olan” anlamlarına gelen bir sözcük. “İhtiyari durak” diye bir kullanımı hâlâ var. Hatta, Dokuz Eylül Üniversitesi, Buca Eğitim Fakültesi'nde Osmanlıca derslerine girdiğim dönemde, benden önceki hocanın acımasızlığını biraz olsun gidermek için, bu dersten birkaç yıldır bekleyenleri geçirme kararı almıştım. Bunun için de sözlü sınavda en kolay soruları seçip soruyordum. “Mehtap” sözcüğünü sorduğumda, “'Meh', ay demek; 'tab' da ışık; öyleyse 'mehtap', 'ay ışığı' anlamına gelen Farsça bir bileşik isimdir.” demesini beklediğim yıllanmış bir öğrenci uzun uzun düşünmüş; sonra birden, gaipten bir ilham almış gibi, gözleri parlayarak, “Gökyüzüyle ilgili bir şey olması gerek.” demişti de beni saçımı başımı yolacak hale getirmişti. “Artık bunu bilir. Bilir de bu dersten kurtulur.” umuduyla son bir şans vermek istedim o delikanlıya. “İhtiyari durak” ne demek, diye sordum. Okul Buca'daydı ve gelip geçtiği yolda, okuldan bir önceki durakta kocaman “ihtiyari durak” yazısını her gün görüyordu aslında. Baktım olmuyor, o durağı anımsattım; ama öğrenci yine kara kara düşünmeye başladı. Kendimi tutamayıp, “İhtiyarların inip binmesi için yapılmış olabilir mi?” diye sorar sormaz atmaca gibi atıldı: “Evet, hocam. İhtiyarlar için.” Şaşkın, dalga geçtiğimi bile anlamadığı için ne yazık ki yine kaldı o dersten. Demem şu ki ister ihtiyarlamak diyelim, ister yaşlanmak, olay değişmiyor. Sözcükleri seçip ayırarak yılların eskitmesinden kurtulmak mümkün değil.