
Malatya'nın Endemik Bitkileri Yazı: Hasan Torlak, Fotoğraflar: Faruk Akbaş
Malatya, Malatya bulunmaz eşin…” diye başlayan türküyü dinleyip de yüreği kanatlanmayanımız yoktur. Malatya'nın neden eşsiz olduğunu, türkünün takip eden sözleri açıklar; “Malatya'yı baştanbaşa çiçek bürümüş.” Malatya'nın eşsiz olmasının kökenlerinde, bu yöreye has bitkilerin olduğunu da yöre ozanları hissetmiştir. Çünkü eşsiz renk ve kokulara sahip bitkiler, ozanların kalbinden süzülüp öyle dillenir türkülerde. Havaalanı çevresinde yetişen dört endemik bitkisi gibi kimileri kent merkezi yakınlarında, halkla iç içe yaşayan 300'den fazla endemik bitkisi, bunlar arasında sadece Malatya'ya özgü olanlarıyla yöre, başka yörelerde duyumsayamayacağınız duygu ve hayallere sürükler sizi.
Çoğu hoş kokulu olan adaçaylarımızın yedi endemik çeşidi Malatya'da yetişir. Bu adaçaylarımız hoş kokularıyla yetinmez, yöre insanının başta halk ilacı olmak üzere birçok ihtiyacını da karşılar. Bu bitkilerimizin henüz keşfedilmemiş ve araştırmaya muhtaç kullanım alanlarının olabileceğini de bilim adamları tespit etmiştir. Dünyada bilinen 900 adaçayı türünün 88'i Türkiye'de yetişmekte olup, bunlardan 45'i Türkiye'ye endemiktir. Diğer bir deyişle Türkiye'de yetişen mis kokulu adaçayı zenginliği bu coğrafyayı eşsiz kılmaktadır. Malatya'ya özgü Salvia ballsiana adlı endemik adaçayının içeriğinin araştırılarak etken maddelerinin tespit edilmesi, onun, ilaç, parfüm ve boya sanayi alanlarında eşsiz kullanımlarını da ortaya serecektir. Adaçayları, farenjit gibi ağız ve boğaz enfeksiyonlarında yararlıdır. İsviçreli bilim insanlarının yaptığı son araştırmalarda, bazı adaçayı türlerinin eczanelerde satılan mikrop öldürücü gargaradan daha etkili olduğu tespit edilmiştir. Son yıllarda endemik adaçayları üzerine yapılan araştırmalar, bu bitkilerin antioksidan, antimikrobiyal ve mantar öldürücü etkileri olduğunu ortaya koymuştur. Bu özelliklerinden dolayı adaçaylarımızın gıdalara katılan sentetik koruyucuların yerini alabileceği, dolayısıyla doğal gıda koruyucusu olarak daha organik besinlere ulaşılabileceği belirtilmektedir. Gıda katkı maddeleri yerine konulan adaçaylarımız endemik olacaksa değmeyin keyfimize.
Malatya, bilindiği gibi Fırat'ın eseri olup, Hititler döneminde “Maldiya” olarak bilinirdi. İlin ortasından geçen Fırat Nehri de Hitit döneminde “Puran” olarak adlandırılırdı. Dolayısıyla hem ilin hem de Fırat'ın adı, dört bin yıl önceki isimlerinin devamıdır. Yörede de birçok insan çocuklarına Fırat ismini koyar, işte böyle sevilen bir nehirdir Fırat. Dile kolay, verimli Malatya Ovası'nı Fırat'ın alüvyonları oluşturmuş, bereketli sularıyla da sulamıştır afili nehrimiz bu güzel diyarı; diğer bir deyişle bereketin diğer adıdır Fırat. İşte bu yüzden yörenin endemik bitkilerini keşfeden bitki bilimcilerin de gözbebeğidir. Yöreye özgü olan ve mis gibi kokular saçan endemik adaçaylarından birine bu nehrin adı verilmiştir: Salvia euphratica var. euphratica adlı, büyük ve gösterişli çiçeklere sahip Fırat adaçayı, aynı zamanda hoş kokuludur. Bu bitki Malatya Ovası'na yukarıdan bakan ve Fırat Nehri'ni de gören bir alan olan il merkezine çok yakın bir konumdaki Beydağı'nın kuzey yamaçlarındaki Çamurlu Köyü dolayını her yıl mis gibi kokularla donatır. Malatya kent merkezi çevresinde, adını Fırat'tan alan mis kokulu ve gösterişli çiçeklere sahip Fırat adaçayı, bakalım ne zaman kent merkezindeki çevre düzenlemelerinde kullanılacak? Adı, endamı ve kokusuyla bu ilin tanıtımında ne zaman yerini alacak? Yörenin eşsiz olduğunun en önemli kanıtlarından olan bu bitkinin eşsizliğinin bilinciyle türküler ne zaman söylenecek?
Sadece adaçayları değil, yörenin diğer endemik bitkileri de bilimsel isimlerini buradan alırlar. Bu ile özgü endemik bir tilkikuyruğu bitkisi olan Alopecurus utriculatus subsp. malatyensis; sadece Darende ilçesine özgü gevenler Astragalus darendensis ve Astragalus malatyaensis (Malatya geveni); Akçadağ dolayında Malatya geveni A. melitenensis; Malatya'nın 50 kilometre doğusundaki Fırat Nehri kenarında yetişen Fırat başıyünlüsü Cousinia euphratica; yine bu ile özgü Malatya kirpi dikeni Echinops melitenensis; çok dar bir alanda yetiştiğinden yok olma tehlikesi altındaki Malatya kantaronu Hypericum malatyanum; yine sadece Malatya'nın bir köyünün asma bahçeleri dışında yetişmeyen ve antik dönem sanat eserlerine de esin kaynağı olan Lotus malatyicus (Malatya lotusu); Beydağı dolayında yetişen Fırat sinirotu Plantago euphratica; Fırat sığırkuyruğu Verbascum euphraticum; Malatya sığırkuyruğu Verbascum melitenense, yöreye özgü eşsiz endemik bitkilerden sadece bir bölümüdür.
Malatya'nın yazılı tarihinin Hitit dönemiyle başlamasına ve Malatya Ovası'nda bulunan Aslantepe ören yerinin önemli bir Hitit yerleşimi olmasına rağmen, yöre tarihi bundan binlerce yıl daha gerilere gider. Malatya'nın 40 kilometre kuzeydoğusunda MÖ 7500'lere tarihlenen Caferhöyük neolitik yerleşiminde yapılan kazılarda, bu çağ insanının, çevresindeki bitkileri kullandığı, buğday ve baklagil tarımı yaptığı tespit edilmiştir. Buğday, bilindiği gibi uygarlığı ve yerleşik hayatı başlatan bitkilerden biridir. Malatya yöresi de buğdayın dünyaya yayılış coğrafyasındadır, yani medeniyeti başlatan buğdayın anavatanıdır bu topraklar. 2000 yılında Malatya'nın medeniyetin merkezinde olduğunun bitkisel bir kanıtı tekrar ortaya kondu; bu sefer arkeolojik bir kazıyla değil, endemik bir buğdayın keşfiyle. Malatya ile Darende arasındaki bir geçitte dünyada sadece bu ile özgü olan Triticum baeoticum subsp. baeoticum var. viridinigrireuteri adlı buğday keşfedildi. Bir neolitik veya antik kentin kazılıp eşsiz eserlerinin gün yüzüne çıkarılması kadar heyecan verici bir keşiftir bu. Neden derseniz, hem yöre hem de Anadolu kültüründe çok önemli yer tutar buğday; devrimci ve çığır açıcıdır. Neolitik ve onu izleyen kalkolitik çağda buğday, küp mezarlar içine konarak ölen kişinin buğday tohumu gibi tekrar doğacak ruhunu sembolize etmiş, Çatalhöyük'te doğurgan ana tanrıça idollerinin içine yerleştirilmiş, Sümer'de başağın iliştirildiği yumurta biçimli resim yazısı “çocuğun doğması” fiili olarak okunmuş, antik Anadolu kültüründe de buğday bu topraklardan Kibele ve Demeter gibi tanrıçaları doğurmuştur. Günümüzde yağmur duasına çıkan Anadolu insanı da çuvallara doldurulan buğdayı suyun içine daldırarak bekletir. Bu uygulama ile yağmurun yağdırılacağına ve bereketin geleceğine inanır. Şüphesiz 10 bin yıl öncesinde Anadolu'da oluşan buğday temelli kültürel uygulamaların devamıdır bu kut törenler.
Yine neolitik çağ Anadolu yerleşim yerlerine bakıldığında, bu yerleşimlerin bitişik nizamda, arı petekleri gibi yapıldığı, kapı ve pencerelerinin olmadığı, eve sadece tavandaki bir delikten girildiği tespit edilmiştir. Bize çok tuhaf gelen bu uygulama konusunda kafa yoran bilim insanları bunun, yakılan ateşten çıkan dumanın, tavandaki tek çıkıştan evi terk ederek sıtma ve diğer hastalıklara neden olan böceklerin eve girmemeleri için yapıldığını, evin içinde yakılan kekik gibi bitkilerin dumanı vasıtasıyla böceklerin kovulduğunu ileri sürmüşlerdir. Malatya'nın neolitik çağ insanı da yörenin endemik kekiklerini kullanarak evindeki sivrisinek ve zararlı böcekleri kovmuş olmalıdır. Bunlardan biri olan Thymus pectinatus, Hekimhan dolayında; Anadolu'da baharat ve çeşitli hastalıklarda ilaç olarak kullanılan T. sipyleus, Darende dolayında; yine kekik olarak kullanılan ve hoş kokulu olan Origanum acutidens, il merkezi yakınlarında yetişmektedir. Günümüz insanı gibi 10 bin yıl öncesinin insanı da bu bitkileri kullanıyordu, ama biraz farkla; bu bitkilerin katkısıyla neolitik çağ mimarisini daha farklı bir şekilde biçimlendirmişti. Anadolu'nun kekik gibi kokulu bitkileri bu özellikleriyle, tarih öncesi ev mimarisinde görüleceği üzere onun hem maddi kültürünün altyapısını hem de yöre türküleri ve sanat eserlerinde görüleceği gibi damıtılmış duygularını da şekillendirmektedir.