
En Pesten En Tize Uzanan Bir Ses Cem Adrian Röportaj: Şebnem Türkoğlu Fotoğraflar: Banu K. Zeytinoğlu İletişim
Onu ilk dinlediğimde kimi, nasıl birini dinlediğimi anlayamadım. Şarkıyı söyleyen bir kadın mıydı yoksa erkek miydi? Birbirinden farklı ses renkleri vardı; kaç kişi söylüyordu aynı şarkıyı? Yoksa bir kişi mi söylüyordu? Ama tek bir kişi bu kadar farklı ses tonlarına sahip olamazdı. Aklıma bir anda doluşan bu düşüncelerin ve soruların yanıtının anahtarı, radyodaki DJ'deydi. Az önce dinlediğim şarkıyı Cem Adrian'ın söylediğini anons etti. Kimdi peki bu Cem Adrian? Bir insan nasıl bu şekilde şarkı söyleyebilirdi? Sorularım bitmemişti, ilk defa böyle bir performans duymuştum. Ses telleri normalden daha uzunmuş, 4,5 oktavlık bir sese sahipmiş, en kalın erkek sesinden en ince kadın sesine uzanan neredeyse tüm ses renklerini kullanabiliyormuş. Fazıl Say aracılığıyla Bilkent Üniversitesi'nde özel öğrenci olarak eğitim almış. Albümlerindeki şarkıların tamamı ona aitmiş. Yeni albümü “Kayıp Çocuk Masalları”nın çıkmasının ardından Ankara'daki bir konserinin öncesinde, Cem Adrian'la tanışıyorum ve aklımdaki soruları yöneltiyorum.
- Çocukluğunuzdan itibaren müziğe merakınız varmış. Şarkılar yazmış, kaset kapakları tasarlamışsınız. Sonrasında gelen bir DJ'lik deneyimi, Fazıl Say'la tanışmanızın ardından Bilkent Üniversitesi'ne uzanan bir hikâyeniz var. Anlatabilir misiniz bu süreci?
Çocukluğumdan başlayarak müzikal anlamda bir şeyler yapmak istedim, müziğin tasarıma dökülmüş hâliyle de ilgili küçüklüğümden beri sebebini bilmediğim bir istek taşıdım hep. Bu durum, ortaokulda ve lise yıllarında da devam etti. Daha sonra Edirne'de yaklaşık altı yıl süren bir radyoculuk hayatım var. Bu sırada radyoda kayıtlar da yaptım kendi kendime. Sonra herkesin geçmesi gereken yoldan geçtim ve İstanbul'a geldim. Çok yetenekli olduğumu düşündüğüm halde bir-iki yıl boyunca İstanbul'da, bunu insanlara anlatmakta sıkıntılar yaşadım. Daha sonra Fazıl Say'la tanıştım ve Bilkent Üniversitesi'ne özel öğrenci olarak davet edildim. Ondan sonra da hayat biraz değişti; ilk albüm, ikinci albüm derken şu an beşinci albümüm çıktı.
- Vazgeçme noktasına geldiğiniz anlar oldu mu?
Tabii, her insan kadar oldu. Çok yetenekli olduğunuzu düşünüyorsunuz fakat İstanbul'a gelince o kadar da yetenekli olmadığınız söyleniyor ya da insanların tepkisizlikleri size bunu hissettiriyor. Tabii ki vazgeçme noktasına çok geldim ama kolay vazgeçenlerden değilim ben.
- Ses tellerinizin normalin üç katı olduğu söyleniyor…
Öyle söyleniyor ama aslında onun gerçeği biraz daha farklı. Üç katı uzun diye bir şey yok, sadece normalden biraz daha uzun.
- Bu durumun size avantajları ya da dezavantajları var mı?
Dezavantajı aslında yok, avantajıysa oldukça fazla. Bir müzisyensiniz ve diyelim ki üç tane piyanonuz var. Sahnede üçüne de hâkim olabiliyorsunuz. Bir piyanist olarak çok daha fazla şanslısınız. Benimki de buna benzer bir durum. Birçok ses rengim var ve bunları çok iyi kullanabiliyorum. En kalın erkek sesinden en ince kadın sesine kadar, neredeyse bütün ses renkleri sesimde mevcut. Bunları da elimden geldiği kadar iyi kullanmaya çalışıyorum.
- Yaptığınız müzik çoğunlukla etnik caz olarak görülüyor. Siz nasıl yorumluyorsunuz?
Etnik caz, müziğimin sadece bir kısmı. Yaptığım bir sürü şey etnik caz değil aslında; rock müzikten de pop müzikten de bir şeyler var içinde. Her türlü müzikten bir şeyler var aslında içinde. Kategorize etmiyorum çünkü türkü de söylüyorum piyanoyla. Bunun adı etnik caz oluyor ya da cazvari bir müzik olarak görülüyor.
- Nasıl müzik dinlemekten hoşlanıyorsunuz?
Gerçek müzik dinlemekten hoşlanıyorum, diyebilirim sadece. Radyoda çalan o saçma sapan ticari müziklerden hoşlanmıyorum. Televizyonda dönen o kliplerdeki acayip şeylerden hoşlanmıyorum. Gerçek müzik yapan, kaliteli müzik yapan insanlar zaten belli. Türkiye'de on tane sayamayız, onları dinlemeyi seviyorum. Murat Yılmazyıldırım, Bülent Ortaçgil, Grup Kesmeşeker, Mehmet Güreli, Zuhal Olcay gibi insanlar çok ayrı.
- O zaman şu andaki müzik piyasasını da beğenmiyorsunuz?
Müzik piyasası hiç olmadığı kadar yerlerde.
- Son albümlerinizde yapımcılığı da kendiniz yapıyorsunuz. Bunun özel bir nedeni var mı?
İlk albümün yapımcısı Fazıl Say'dı. Diğer dört albümün yapımcılığını ise kendim üstlendim. Çünkü kendimi en iyi yine kendimin anlayabileceğini düşünüyorum.
- Şarkılarınızın söz ve müzikleri size ait. Bunları yazarken ilham aldığınız şeyler oluyor mu?
Aşk, dünyadaki en büyük ilham kaynağı. Bunun dışında bir kaynak bilmiyorum ben.
- Son albümünüz “Kayıp Çocuk Masalları” nasıl ortaya çıktı?
“Emir” albümü aslında bir aşkın başlangıcı ve en âşık hâliydi benim müziğimin. “Kayıp Çocuk Masalları” biraz daha yalnız kalmakla, aşkın bitme noktasıyla alakalı. Albüm kapağının öyle olmasının nedeni de bu zaten. İnsanın dönüp dolaşıp varacağı yerle yani kendiyle alakalı. Bu biraz yalnızlık albümü.
- Ne bekliyor bu albümde dinleyiciyi?
Ben ses performansıyla ünlü biriyim ama bu bir ses performansı albümü değil. Sadece şarkı söyledim, hatta bazı yerlerinde konuşuyorum. Daha çok bir his performansı albümü oldu. Bütün albümler yayınlandıktan sonra insanın içine çok siner ama bu albüm benim çok içime sindi. Her zaman insan kendini bir adım ileri götürüyor, bu albüm konusunda da içimde çok iyi bir his var. Bir kere bu albümde Murat Yılmazyıldırım var. Benim Türkiye'de en sevdiğim müzisyenlerden biri. Benimle şarkı söylemeyi kabul etti, ben de onun albümünde varım. Aylin Aslım var. Sevgili arkadaşımla çok enteresan bir şarkı yaptık. Şundan çok eminim; albümü ikinci ya da üçüncü kez dinlediklerinde oradaki dünyanın içine girip kalacaklar. Dinleyicilerime teşekkür etmek zorundayım ve onlara kötü bir şey veremem. Narsistçe bir cevap olmasın ama bu albümün onları çok mutlu edeceğine inanıyorum. Beni çok mutlu ediyor, onları da çok mutlu edecek çünkü ticari kaygılardan çok uzak bir albüm.
- Albüm kapağıyla ilgili tepkiler var mı?
Olmaz olur mu. Benim bütün albüm kapaklarım provakatifti, “Emir”de öyleydi. Anlatmak istediğim şeyi insanların gözüne sokmak istiyorum kapaklarda. Nasıl algılanacağını hiç umursamadım ne “Emir”de ne de “Aşk Bu Şehri Terk Etti” albümünde. Ben hem müziğimde hem görsel sanatlarda, ne yapmak istiyorsam onu yapıyorum. İnsanlar ne anlamak istiyorsa onu anlayabilir, benim için hiçbir sakıncası yok.
- Kliplerinizin yönetmenliğini de siz yapıyorsunuz değil mi?
Aslında “Kayıp Çocuk Masalları”nın yönetmenliğini ve yapımcılığını başkasına devrettim ama projeyle ilgili fikirleri de beraber ürettik. Kendi fikirlerimin uygulanmasını seviyorum. Çok yakın arkadaşlarım da var fikirlerimi kavrayabilen. Hümeyra Uçan, Erkan Tatoğlu var. Bunlar hep çalıştığımız isimler. Bunun dışında şimdi Nicholas Dimos isimli bir yönetmen ve yapımcı Aslıhan Bozarslan var. Çok az insana güvenilebileceğimi düşünüyorum bu konuda.
- Daha önce bir filmde yer almıştınız. Gelecekte yer alacağınız farklı bir proje var mı?
Şu anda yok. Zaten konserler hayatımın yüzde ellisini almış durumda. Hayatta en çok önem verdiğim şey özgürlüğüm ve hiçbir şeyin buna müdahale etmesini istemiyorum. İstediğim zaman istediğim yere seyahat etme özgürlüğüm elimden alınıyorsa ve bunu benim kariyerim yapıyorsa buna biraz ara verebiliriz.
- Müzik dışında ilgilendiğiniz bir hobiniz ya da başka bir uğraşınız var mı?
Görsel sanatlardan fotoğraf ve videolarla ilgileniyorum. Kendi videolarım dışında videoyla çok fazla uğraşamadım ama fotoğraf konusunda kesinlikle önümüzdeki sene bir şey yapacağım, bir sergi olabilir. Ama üzerinde biraz çalışmam gerekecek. Çünkü albüm kapakları bu kadar provakatif olan birinin yine oldukça provakatif bir şey yapması lazım.
- Seyahat etmeyi seviyor musunuz?
Sevmesem de ediyorum. Tatil anlamında hiçbir şey yapamıyorum, sadece konser nedeniyle dolaşıyorum.
- Sizin için ideal tatil nedir?
Tek başıma kesinlikle olamaz. Bir yerde de iki günden fazla kalabileceğimi zannetmiyorum. Mümkünse ailemin yanında iki gün kalayım, bir arkadaşımda iki gün kalayım gibi böyle daha rotasyonu geniş, zamanı kısıtlı seyahatlerden hoşlanıyorum. Manzara delisi hiç değilimdir. Benim için tatil demek deniz, kum, manzara demek değil. Benim için tatil demek; evde oturup, televizyonu açıp Adile Naşit filmi izlemektir. Bütün gün evde oturup dışarıdan yemek söyleyerek DVD izlemek, benim için en büyük tatildir. Hiçbir denize, kuma, kara ve dağa ihtiyacım yok.
- Yolculuklarınızda yanınıza mutlaka aldığınız şeyler var mı?
Stüdyo olarak kullandığım bilgisayarımı ve fotoğraf makinemi taşıyorum.
- Gezmek, yol, yolculuk kelimeleri sizin için ne ifade ediyor?
Benim için yol da önemli değil, varacağım nokta da. Gerçekte yolculuk çok önemli. Yolun nereye gittiği önemli değil, yolda olmak zevkli. Çünkü sizi bilmediğiniz bir yere götürüyor. Ben hayatın sürprizlerini seviyorum. Harika valiz hazırlarım, üstüme tanımıyorum bu konuda. Sadece işime yarar şeyler alıyorum çünkü o kadar çok seyahat edince neyin gerekeceğini anlıyorsunuz.
- Eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Yeni albümümün orijinalini alsınlar, internetten indirmesinler lütfen.