Dışarıda Deli Dalgalar Sinop Tarihi Cezaevi  Yazı: Berna Çetin Akgün Fotoğraflar: Faruk Akbaş

Dışarıda Deli Dalgalar Sinop Tarihi Cezaevi Yazı: Berna Çetin Akgün Fotoğraflar: Faruk Akbaş


Karadeniz'in en kuzey ucundaki şehri Sinop. Sinop şehrinin kalelerinde, Karadeniz'in deli dalgalarının yaladığı duvarların ardında tarihî bir yapı. Yüzlerce yıl boyunca en azılı suçluları barındıran, kaçması imkânsız, ıslahı garantili bir cezaevi: Sinop Kapalı Cezaevi. Küçük, şirin bir sahil kenti Sinop; her yere yürüyerek ulaşmanız mümkün. Balıkçı teknelerinin hareket kattığı, şehrin simgesi hâline gelen model kotra yapımının renklendirdiği, tarihî yapıları ve doğasıyla kendine hayran bıraktıran sıcacık bir kent. Onun ev sahipliği yaptığı en önemli tarihî yapılardan biri olan Sinop Kapalı Cezaevi, bugün artık suçluları değil turistleri ağırlıyor. Tarihî kalenin içinde yer alan cezaevi bölümü, 1877 yılından 1997 yılına kadar bu görevi yapmış. Sinop kaleleri ilk kez MÖ 2000'de yaşayan yerli kavim Gaskalılar zamanında yapılmış; Grek, Pontus, Roma, Bizans, Selçuk ve Osmanlılar devrinde büyütülerek onarılmış. Kalenin bugünkü sınırlarına MÖ 72 yılında Pontus Kralı Mithridates Eupatour zamanında ulaşılmış ve daha sonraki devirlerde tamirat ve ilaveler yapılmış. Sinop şehir surları, yarımadanın en dar olan boyun kısmını tamamen çevreliyor. Kuzey surları 1800, güney surları 400, doğu surları 500 ve batı surları 273 metre olmak üzere, toplam sur uzunluğu 2973 metre. Sur kalınlığı 8 metre; yüksekliği 25-30 metre arasında değişiyor. Sinop Kapalı Cezaevi, yaklaşık 13 bin metrekarelik bir alanı kaplıyor; 1214 yılında şehrin Selçuklular tarafından alınışının anısına Sultan İzzetin Keykavus tarafından yaptırılan içkale içinde yer alıyor. Bu alan, Hükümdar Keyhüsrev tarafından ana kalenin, kuzeyden güneye inen dik bir surla kesilmesiyle meydana getirilmiş. Bu surlar üzerine savaşa katılan komutanların adının verildiği beş tane burç yaptırılmış. Cezaevini çevreleyen içkale, on bir adet burçla desteklenmiş. Sur bedenlerinin ve burçların yapımı sırasında antik çağ mimari unsurları da kullanılmış. İçkale, yapılışından itibaren aynı zamanda tersane olarak kullanılmış. Tersaneye ait iki büyük kemer sonradan kapatılmış; güney bedende kapatılan kemer çizgisi hâlâ görülebiliyor. İçkale burçları 1560 yılından itibaren zindan olarak kullanılmış. Zindanda ilk yatanlar 1560'lı yıllarda çıkan bir ayaklanmada yağmacılıkla suçlanan İbrahim ve Mehmet adlı iki şahıstır. Zindanların bir başka misafiri ise 1713'te Kırım Hanı Devlet Giray'dır.1 Evliya Çelebi, Sinop zindanını kendisine özgü üslubuyla şöyle anlatıyor: “Büyük ve korkunç bir kaledir. 30 demir kapısı, dev gibi gardiyanları, kolları demir parmaklıklara bağlı ve her birinin bıyığından 10 adam asılır nice mahkûmlar vardır. Burçlarında gardiyanlar ejderha gibi dolaşır. Tanrı korusun, oradan mahkûm kaçırtmak değil, kuş bile uçurtmazlar.” Tarihî Sinop Cezaevi, içkalenin içinde, eski tersane alanındadır. 1877 yılında kullanılmaya başlanmıştır. Binanın önünde ek kubbeli bir Osmanlı hamamı vardır. Güneydeki sur duvarlarında iki adet tersane kapısı vardır. Binayı çevreleyen burçlar, Osmanlı devrinde zindan olarak kullanılmıştır. Surların yapımında arkaik, klasik ve Helenistik devirlere ait çok sayıda yapının mimari unsurları kullanılmıştır. Hapishane iki katlı, geniş U şeklinde, kesme taştan, pencere söveleri de kesme taştan yapılmış ve tüm cepheleri sık pencerelerle açılmış bir yapıdır. Giriş, önde merdivenli orta kısmından yapılmış, rahat plana sahip bir yapıdır. Sırtını batı duvarına vermiş ve avluya açık yapının 28 odası mevcuttur. Tarihin en önemli cezaevlerinden biri olan Sinop Cezaevi'nde birçok ünlü tutuklu bulunmuştur.2 1877 tarihinden itibaren hapishane olarak kullanılmaya başlanan bina, o tarihten, cezaevinin yeni binasına taşındığı 6 Aralık 1997 tarihine kadar, uzun burçları, Karadeniz'in dalgaları, zindanları, disiplin odalarıyla en azılı suçluların yattığı, kaçmanın imkânsız olduğu, pek çok yazar, gazeteci gibi efsane isimleri de ağırlayan geçmişiyle, mimarisiyle, anılarıyla tarihî bir mekân. Sinop'un şehir merkezinde yer alan cezaevi, uzun süre “Parmaklıklar Ardında” isimli diziye ev sahipliği yaptı. Kimi dizi oyuncularını kimi de bu efsanevi cezaevini görmek için yapıyı ziyaret ediyordu. Girişte önce zindan gözümüze çarpıyor, 1568 yılından itibaren burçlar zindan olarak kullanılıyor. 20. yüzyıl başlarında zindanda yatan azılı katillerden bazıları, bilgilendirme panosunda şöyle sıralanmış: 15 sene mahkûmiyetle gelen ancak içeride sekiz kişiyi daha öldürerek 118 sene mahkûmiyet alan Arnavut Halil Bey; 130 seneye mahkûm İzmirli Nazif, mahkûmiyeti 200 seneyi geçen Elbasanlı Ramazan, mahkûmiyeti 150 seneyi geçen Kurt Haydar ve sadece bıçağını denemek için adam öldüren nice kanlı katil… 1914-1918 yılları arasında süren 1. Dünya Savaşı sırasında, acımasız bir subay olan Yakup Cemil emrinde bu azılı katillerden, huduttan düşman toprağına girerek, orada çete savaşı yapıp düşmanı içeriden vuracak bir alay oluşturulduğu da panoda yazan bilgiler arasında. Zindanların hemen yanında, mahkûmların görüşe çıktığı küçük odalar bulunuyor. Sağdaki kapıdan surlara doğru ilerliyoruz. Sinop Arkeoloji Müzesi'nde görevli dostumuz Ali Uğurlu rehberliğinde, kaleyi bir uçtan bir uca gezebilme imkânı veren ve muhafızların kullandığı seğirtmeç denilen yoldan ilerliyoruz ve surların tepesinden tüm cezaevini kuşbakışı geziyoruz. Seğirtmeçte ilerlerken bir yandan Karadeniz'in dalgaları, kuşlar, balıkçı tekneleri, cıvıl cıvıl bir yaşam, öte yanda ise demir parmaklıklar, taş duvarlar, hücreler tezat oluşturuyor. Cezaevi binasının bir çatısından öbür çatısına uçup duran güvercinler, özgürlük ve hapis kavramlarını hatırlatıyor. Muhafız yolundaki yürüyüşümüzü tamamlayıp aşağı iniyoruz ve binayı gezmeye başlıyoruz. Bina iki kısma ayrılmış, birinci kısım denize yakın hücrelerin baktığı taraf. Deniz seviyesindeki hücrelere disiplin hücreleri deniyormuş, deniz gel-git yaptığı sırada bu hücreler suyla dolarmış. Küçücük hücrelerin içi bomboş, sadece bir tuvalet deliği var. Diyorlar ki “Burada yemeğini fareyle paylaşmak zorundasın, yoksa seni yer.” Yüksek surlara bakıp kaçış hikâyeleri anlatıyorlar; buraya en azılı suçlular sürgün olarak getiriliyor; sebebi de kaçış şansının hiç olmaması. Ya şanslıysa ve ulaşabilirse surlardan Karadeniz'in deli sularına bırakacak kendini ya da mazgallardan denize karışacak. 20 yıldan fazla burada çalışan emekli başgardiyan Alaeddin Karaahmetoğlu detaya inmiyor ama buraya giren mahkûmların ıslah olmadan çıkmadığını söylüyor. “Buraya gelenler tekerrür suçlu mahkûmlardı, yani birden fazla suç işlemiş, bunu meslek hâline getirmiş kişilerdi. Bir de burası Türkiye'de mahkûmların en iyi ıslah edildiği yerdi. Çünkü kurallar farklı, uygulamalar farklı. Buradaki disipline, kurallara mahkûm uymak zorunda, uymadığında bunun bir bedeli vardır. Siz falaka ya da dayak türü algılayacaksınız ama hiç ona gerek kalmazdı çünkü disiplin hücreleri mevcuttu. Mahkûm, cezaevi disiplin kurulu kararıyla ne ceza aldıysa, disiplin hücrelerinde yedi gün ya da on beş gün, cezasını çeker ve süre sonunda koğuşuna dönerdi. O hücrede mahkûma yatak, yastık, battaniye, sigara, çakmak, pantolon kemeri, ayakkabı bağı verilmez. Kemer ve bağ kendini öldürmesin diye verilmez. Bir de katıksız hapis cezası vardır; yemek verilmez, sadece ekmek ve su verilir. Burada yatan mahkûm bir daha gelir mi? Orayı gören gelmez. Hücreler, zindandan daha berbattır. Sinop Cezaevi'nde söylenmiş bir atasözüdür bu: 'Duvarı nem, insanı gam öldürür.' Bu nem ve rutubet, insanı yattığı süre zarfında mahvediyor. Tüberküloz hastalığına yakalanan çok mahkûmla karşılaştık biz. İdare tarafından hastaneye gönderilir, ilgilenilir ama kapmıştır artık o şifayı.” Azılı suçlular kadar pek çok ünlü ismi de ağırlamış Sinop Cezaevi. 1960 yılına kadar cezaevinde arşiv tutulmadığından, burada yatan ünlüler hakkında detaylı bilgiye ulaşmak oldukça zor. Refik Halit Karay, Mustafa Suphi, Hüseyin Hilmi, Refii Cevat, Kerim Korcan, Zekeriya Sertel, Burhan Felek'in yanı sıra Sinop Cezaevi'yle özdeşleşmiş bir isim olan Sabahattin Ali de buranın mahkûmlarından. Konya'da öğretmenlik yaptığı sırada bir arkadaş toplantısında okuduğu taşlamayla cumhurbaşkanına hakaretten yargılanan ve 1 yıl hüküm alan şair, Konya ve Sinop cezaevlerinde yatmış. Cumhuriyetin 10. yılı nedeniyle çıkarılan afla serbest kalmış. Sinop Cezaevi'nde yattığı sırada yazdığı “Aldırma Gönül” dizeleri şimdi, onun yattığı tahmin edilen hücrenin duvarlarında yazılı. Azılı katillere, yazar ve aydınlara; acılara, çığlıklara, haksızlıklara tanıklık etti bu duvarlar. Dalgaların dövdüğü surların ardında milyonlarca hikâye yaşandı. Şimdi bu duvarlar, bu kapılar, mahkûm yakınlarını değil, gezip görmek isteyenleri, merak edenleri bekliyor sadece; duvarlarda, kulaklarda, kalplerde şu dizelerle: “Görmesen bile denizi / Yukarıya çevir gözü / Deniz gibidir gökyüzü / Aldırma gönül, aldırma…”