Yolculuk Dergisi 83. Sayı

Kısa Hayvan Masalı* Yazı: Fatih Balkış


Öf! dedi fare. 'Dünya da günden güne daralıyor. İlkin bir genişti ki, korktum, koştum ileri, uzakta sağlı sollu duvarlar görür görmez dünyalar benim oldu. Ama bu uzun duvarlar da bir çabuk birbirlerine doğru ilerliyor ki, en son odadayım işte; orada, köşede de kapan duruyor, gide gide kısılacağım kapana.' Kedi: 'Sen de öyleyse yönünü değiştir.' dedi ve fareyi yedi.” Yukarıdaki öykü, Franz Kafka'nın 1910'lu yıllarda kaleme aldığı sayısız denemeden yalnızca biri. Kafka'nın yazma biçemlerinin bütün özeliklerini taşıyan bu metin, bize Kafka'ya özgü karabasanların, metaforların ve umutsuzluğun yer aldığı bir dünyanın bütün korkunçluğunu gösteriyor. Hatta ilk bakışta anlaşılması zor görünen bu kısacık metin biraz irdelendiğinde, günümüzde yaşadığımız ve tedirginliğini içimizde hissettiğimiz kimi iktidar çatışmalarının kusursuz bir alegorisine dönüşüyor. Kafka, sıkça yararlandığı “fabl” türünde kusursuz örnekler vermiştir. “Değişim”le Gregor Samsa'nın hamam böceğine dönüşmesini, “Akademi İçin Rapor”la insanlaşan bir maymunun hikâyesini, “Bir Köpeğin Araştırmaları”, “Yuva”, “Josephine” ya da “Fareler Ulusu”yla “hayvan teması”nı çeşitli boyutlarda ele almıştır. Ancak bu öykülerdeki temalar, onun bütün yapıtlarını birlikte düşünmeyi gerektiren başka temaları da hesaba katmamız gerektiğini duyurur. Bürokrasi, uyanış, güç ve güçsüzlük, nesneye dönüşme, aşılamayan-çizilemeyen sınırlar gibi sayısız ana ve yan tema, bu dünyanın büyüklüğünü hissetmemiz için yeterlidir. “Kısa Hayvan Masalı”ında Kafka'nın bütün eserlerine sinmiş olan iktidar ve onun kusursuz eşlikçisi “bürokrasi” kavramı da irdelenmektedir. Bürokrat için insanca ilişkiler değil, yalnızca nesne ilişkisi vardır. İnsan, evrağa ya da bir sayıya dönüşür. Evrağa, verilen sayı ile belirgin kılınan, ölmüş bir varlık olarak evrağın akışına girer. Resmî dairelerin koridorları renksizdir. Bu koridorlar, öykümüzdeki koridorlardan pek farklı değildirler. Sigara içmek, hatta nefes almak bile yasaktır! Buna karşılık yürek çarpıntısına izin vardır, dahası çarpıntı, olması istenilen bir şeydir. Her türlü umut uçup gider. Kapıdan kapıya gönderilen kişiye suçluluk duygusu aşılanır. Basit bir istek için kapıları aşındıran bireyler, bu isteklerinden dolayı kendilerini suçlu hissederler. “Dava” adlı romanda bir sabah tutuklanan Josef K., ne ile suçlandığını bilmeden romanın sonuna kadar kendini aklamaya çalışır. Onsuz yürütülen kendi mahkemesine son anda katılır. Yasaların önünde bekletilmesi, kapıların önünde beklemeye dönüşür. Kişi o kadar çıkışsızdır ki, ya bu isteğinden vazgeçer ya da bu dönme dolabın girdabında yok olur gider. İşte bizim öykümüzdeki farenin de başına gelen buna benzer bir şeydir. Yasaların önünde bekleyiş “Kısa Hayvan Masalı”nda bir farenin dünyaya olan sitemi anlatılır. Dünyanın günden güne daralmasından şikâyet etmektedir fare. Aslında bu şikâyet, yaklaşmakta olan ölüme başkaldırmaktır diğer taraftan. Ama bu başkaldırı bildiğimiz anlamda bir karşı koyuş değildir. Sonunda hiçliği barındıran anlamsız devinimlerdir. Fare de bu anlamsız devinimlerde bulunur. Dünyanın geniş ve boş olması onu korkutur ve bu durumu değiştirmek için ileri doğru koşar. İleride sağlı sollu duvarlar görünce çok mutlu olur. Fakat bu duvarlar birbirleriyle birleşmektedir ve fare de giderek kapana kısılmaktadır. Son odaya gelmiştir sonunda ve kapan da onu beklemektedir. Fare kapana kısılıp ölecektir ve buna karşı koyamamaktadır. Derken biri seslenir ona, bir öğüt verir. Kedidir bu: “Sen de öyleyse yönünü değiştir.” der ve fareyi yer. Öykü farenin ölümüyle sonuçlanır. Peki, bu kaçınılmaz sonu hazırlayan etkenler nelerdir? Fareyi ölüme doğru sürükleyen güç, nasıl bir güçtür? Aslında Kafka bu kısacık öyküde öyle bir dünya kurar ki, kahramanları, zamanı ve nedensellik ilkeleri altüst edilir. Anlatıcı olan fare, öyküyü kime anlatmaktadır? Kaçıp geldiği dünya nasıl bir dünyadır? Fare, özgürlüğünü doyasıya yaşayabildiği geniş bir alanla soluklanmaktadır. İstediği gibi devinebilmekte, düşünebilmektedir. Ama hissettiği yalnızlık duygusu onu belli bir düzen duygusuna iter. Bu, onun yaşamı için duvarlardır. Ortada olmaktan çok duvar diplerinde olmayı, oralarda yaşamayı ister. Aynı zamanda bu düzen belirli bir otoritenin de olması demektir. Otorite özlemi içinde olan fare, kendini yeni koşullarında mutlu hisseder ilkin, ama bir bakar ki, şimdi de başka bir sorun vardır. O kadar ilerler ki, gelebileceği son odaya kadar gelir. Asla yeni bir çıkış aramayı düşünemez, duvarların onu sürüklediği yerdedir. Kuşkusuz bu düzeneğin kurucusu kedinin kendisidir. Amaç her biçimde farenin umudunu yitirmesini sağlamaktır. Yalnızlaştırılmış, kapana kısılmış, savunma hakkı elinden alınmış farenin tüm umutları bittiğinde, kedi bu kez fareye yeni bir olanak sunar, yönünü değiştirmesini önerir. Yönünü değiştirmek ve belki de geriye doğru koşmak, fare için bir kurtuluş umududur. Ama fare neden tüm bunlar olurken yönünü değiştirmeyi kendi başına düşünemez? Çünkü farenin içine girdiği düzenek, onun düşünmesini ve akıl yürütmesini engeller. İleri doğru koşuyor olması, geriye dönük tüm düşünceleri unutmasını sağlar. Yeni yollar aramak ve belki de bir fareden beklenebileceği gibi duvarı delmesini beklemek olanaksızlaşır. Fare geldiği yerde mutsuz olduğuna kesinlikle inanmıştır ve kendisini akıntıya bırakır. Bütün umutları elinden alınmış, özgürlüğü nasıl yaşayacağı tanımlanmış, söz hakkı olmayan, düşünmesi biçimlendirilmiş, savunmasız bir fare, kimi ya da neyi temsil etmektedir? Sanırım bu sorunun yanıtı yine Kafka'nın eşsiz biçimi olan “açık yapıt” kavramıyla değişken olabilir. Metnin çok anlamlılığı ve gücü, bu değişken yorumları yapmaya ve izini sürmeye izin verir. Ezen-ezilen, halk-iktidar, yasaklar-özgürlükler, eşitlik-eşitsizlik gibi kavramların gündemde olduğu bu günlerde, bu kısacık metnin yaşadığımız ve tanığı olduğumuz pek çok olayı özetlediğini düşünüyorum. Öyleyse, bütün yapıtlarını gözeterek, Kafka'ya yeniden göz atmanın tam zamanı.