
Anadolu Kültüründe Sedir Ağacı Yazı: Hasan Torlak, Fotoğraflar: Faruk Akbaş
Ülkemizde doğal olarak yetişen tek sedir türü, Toros sediri veya katranağacı olarak da adlandırılan Cedrus libani'dir. Bilimsel adını Lübnan'dan almasına, hatta Lübnan bayrağında da betimlenmesine karşın bu güzel ağaç, günümüzde Lübnan topraklarında yok olmaya yüz tutmuştur. Lübnanlılar Avrupa'dan fidan ithal ederek bu ağacı tekrar ülkelerine yerleştirmeye çalışmaktadır.
Kutsal kitaplarda sedir ağacı; büyüklüğün, kuvvetin, şan ve şerefin, kraliyetin, maneviyatın, şiddetin, takdirin, zenginliğin, yayılış kudretinin sembolü olarak kabul edilmiştir. Ağacın cins adı olan Cedrus'un kökeni Arapçada “güç ve kuvvet” anlamına gelen “kedroum” ya da “kedre” ile kozalaklı ağaç anlamındaki “kedros” sözcükleridir. Günümüzde kullanılan “kudret” kelimesinin de aynı kökten geldiği görülmektedir. Anadolu'da halen kullanılan “Dağların kadısı katrandır.” sözüyle sedir ağacı kudretli, yargılayıcı ve takdir edici konumdaki erkeksi bir güçle özdeşleştirilmektedir. Hititler döneminden beri sedir ağacı erkek tanrılarla özdeşleşir. Sedir ağacının kudretli erkek tanrılarla özdeşleşmesinin nedeni çok açıktır; Toros sediri 1200-2000 metre yüksekliklerde yetişir ve bin yıl kadar yaşayabilir, 40 metre boya ve
2 metre çapa ulaşabilir. Çok kar yağan alanları seven bir ağaçtır. Dağlar, Anadolu'da en eski çağlardan beri baş tanrılara özgülenen alanlardır. Bu dağların en üst kesimlerinde yaşayan görkemli sedir ağaçları, simetrik ve estetik görünümleriyle devasa boyutlara ulaşıp, bin yıl yaşayabiliyorlarsa onlarda mutlaka tanrısal bir güç vardır, diye düşünmüş olmalıdır Anadolu insanı.
Hititler zamanında Toros sediri (Cedrus libani) dinsel törenlerde tütsü olarak kullanılırdı. Hititler, tanrıları kaybolduğunda evlerinin önündeki yolda güzel kokulu bitkileri yakarak onları cezp etmeye çalışırlardı. Kral Murşili, kaybolan Bereket Tanrısı Telepinu'yu geri getirmek için (kıtlığı önlemek için) yaptığı duada; “... Sedir ağacının tatlı kokusunu duy, evine, toprağına geri dön… Bunlar seni getirsin…” demektedir. Hititler ayrıca sedir ağacından elde ettikleri sakızı şarap ile karıştırırlar, şaraplarını sedir kokulu içerlerdi.
Yine bir Hitit ritüelinde; sedir ağacından yapılmış bir kaptan, bal ve çeşitli yağların şarap kabına damlatıldığı anlaşılmaktadır. Sedirle ilgili bir Hitit metninde; “Rahip, krala sediri verir… Su kabını alır… Suyu, sedir ağacından kralın ellerine döker.” denmekte, ayrıca Kraliçe Puduhepa'nın, Arinna şehrinin Güneş Tanrıçası'na ettiği bir duada, Anadolu'nun sedir memleketi hâline getirildiği belirtilmektedir. Bu metinden hareketle, Hititlerin sedir ağacına olan sevgileri ve onu tanrıyla özdeşleştirmeleri dolayısıyla Hitit çekirdek bölgesinde doğal olarak yetişmeyen ağacı bu alanlara getirerek diktikleri gibi bir sonuca da ulaşabiliriz. O zaman arkeologlarımıza bir ipucu; sedir ağacının tatlı kokusunu izleyin, o sizi Hititlere ve onların tanrılarına götürecektir. “Sedirin erkek tanrıları” kavramı, Hititlerde tanrı statülerinden biri olup, bu ibare sedir ağacının erkek tanrılarla ilişkilendirildiğini ortaya koymaktadır. Hititler sedir ağacından hem ilaç hem de tütsü elde etmişlerdir.
Hititler döneminde, Anadolu'dan gemilerle sedir ağacı tomruğu ihraç edilmekteydi. Antik çağlarda Toros sediri, gemi yapımında da kullanılan çok makbul bir ağaçtı. Ayrıca sedir ağacından MÖ 1000'lerde çalgı aletleri ve mobilya da yapılırdı. Demir çağında, Ortadoğu'nun süper devleti konumuna gelen Asur devletinin kralı III. Tiglath Pileser yazıtlarında, Suriye seferinde topladığı ganimeti kullanarak kendisine sedir ağacından bir saray inşa ettiğini söyler.
Tevrat'ta, Hz. Âdem'in, ölümünden hemen önce Tanrı'dan merhamet yağını dilediği ve bunun için de oğlu Şit'i görevlendirdiği, Şit'in cennet bahçelerindeki iyilik ve kötülük ağacından üç tohum aldığı ve babasının ağzına koyduğu, Âdem gömüldükten sonra tohumlardan birinin sedir ağacına dönüştüğü belirtilmektedir. İncil'de de övgüyle söz edilir sedirden. Bunun nedeni odununun hoş kokusu ve rengi, ayrıca kolay işlenebilmesidir. Görüleceği üzere hem Pagan inancında hem de tek tanrılı dinlerde, gönüllere taht kurmuş bir ağaçtır sedir.
MÖ 2700 yıllarına kadar uzanan kayıtlarda sedir ağacının, saray, mabet, tapınak, baraj, set inşası ile gemi ve mobilya yapımında kullanıldığı, mumyaların tabutlarının bu ağaçtan yapıldığı, mumyalama işleminde ağacın beyaz reçinesinden yararlanıldığı belirtilmektedir. Mısır firavununa yazılan bir mektupta, ağacın yaşadığı yer hakkında, “Orası göğü tırmalayan sedirlerle kaplıdır.” denilerek Toros Dağları tanımlanmaktadır. Odununun yoğun kullanımı ve orman yangınları, bu ağacı Lübnan'da yok eder noktaya getirince bu yok oluş, MÖ 700'lü yıllardaki bir metinde; “Lübnan aç kapılarını, yangın ağaçlarını yutuyor; siz göknarlar feryat edin, zira sedirler öldü ve mükemmel varlıklar mahvoldu.” şeklindeki bir haykırışla dile getirilmiştir. Altay Türkleri için sedir ağacı, Tanrı'ya dua edilecek yerdir. Sedir ağacı antik çağın yedi harikasından biri olan Efes Artemis Tapınağı ile Gordion Kral Mezarları’nın yapımları gibi pek çok alanda kullanılmıştır.
Sümerlerin Gılgamış destanında da adı geçen bir ağaçtır sedir: “Dağ oğlu Enkidu'yu yüreklendirdi Gılgamış / Kırkbeş okkalık balta, otuz okkalık kılıçlar / Ve sediri kesti. Bağırdı Humbaba uzaktan / Korularıma saldıran kim, kimdir sedire dokunan?” şeklinde sedirden bahsedilir. Konya'nın Süberde yöresinde yapılan polen analizlerinde Anadolu'da 8500 yıl öncesine ait sedir polenleri bulunmuştur. Tarihin hemen her döneminde kral mezarlarının, saraylarının, eşyalarının, savaş gemilerinin yapımında sedir ağacından yararlanılmıştır. Görüleceği üzere sedir ağacının MÖ 3000'lerden itibaren yoğun kullanımı, zaman zaman sedir topluluklarını yok olma noktasına getirmiş. Ortadoğu insanının tanrısal bir sevgiyle bağlandığı bu ağacın tahribi ve yok edilmesi, onu sevenlerin yüreğinde derin yaralar açmıştır.
Ülkemizde Cedrus libani var. libani ağacının kabuklarından elde edilen katran, deri hastalıklarında ve deri mantarlarına karşı, antiseptik olarak kullanılmaktadır.
Sedir ağacı, bilimsel adını aldığı, bayrağına da nakşedildiği Lübnan'ın dağlarında hemen hemen hiç kalmamıştır. Tarihî kayıtlarda bahsedilen sedirin en önemli yayılış alanları, günümüzde ülkemizin Toros Dağları'dır. Binlerce yıl öncesinden bu yana Anadolu ve Ortadoğu coğrafyası insanının çok sevdiği, bu sevgisini tanrısal bir boyuta taşıdığı sedir ağaçlarımıza yönelik tarihî bakış açısının da özümsenmesi, onun bir ağaçtan çok daha ötede, insanların hayal güçleri ve kültürünü zenginleştiren bir unsur olarak algılanması sonucunu da ortaya koyacaktır. Sediri gördüğünüzde, önce bir seyredin uzaktan o güzel endamını, sonra dokunun ona, eğer katranı sızmışsa dışarıya, mis gibi kokusunu çekin içinize. Hititlerin de dediği gibi “Sedir ağacının tatlı kokusunu duyun!”. Sedir ağaçlarımız mükemmel görünümleriyle bizlere sadece estetik duygular yaşatmazlar, onlar binlerce yıllık kadim uygarlıkların kültür değerlerini, hayallerini ve inançlarını da günümüze taşırlar.