Yolculuk Dergisi 82. Sayı

KENTTARİHİ Yazı: Mehmet Ali Kılıçbay Flamenkonun Şehri Sevilla


İspanya'nın en güneyinde yer alan ve hem Atlantik Okyanusu'na hem de Akdeniz'e kıyısı bulunan Andalusya'nın adı, bu bölgede 5. yüzyılda yalnızca on yıl kalmış bir Germen kabilesi olan Vandallardan gelir. 711 yılında Tarık bin Ziyad komutasında burayı zapteden Müslüman Araplar da Vandalusya olan bu adı, el-Andalus hâlinde benimsemişlerdir. Biz de onlardan alarak bu bölgeye Endülüs adını verdik. İşte İspanya'nın bu en sıcak ve en renkli bölgesi olan Endülüs'ün en önemli kenti de her zaman Sevilla (Arapçası İşbiliyye) olmuştur. Şehrin başlangıcı, MÖ 8. yüzyıla kadar geri gitmektedir. Efsaneye göre Sevilla'yı bölgede yaşayan Tartessos halkı kurmuş ama kent Anadolu'dan, Eski Yunan coğrafyasından ve İspanya'nın diğer yerlerinden gelen insanlarla kalabalıklaşmıştır. MÖ 6. yüzyıldaki büyük Yahudi sürgününden sonra çok sayıda Musevi'nin kente gelmesiyle, Sevilla, Batı dünyasındaki en büyük Yahudi yerleşimlerinden birini meydana getirecektir. Bu kentin ilk adı olan İspal veya Spal, zaman içinde değişecek ama aslını koruyarak zamanımıza ulaşacaktır. MÖ 3. yüzyılda Kartacalıların, sonra da Romalıların eline geçen şehir, Hispalis adını almış ve yeniden inşa edilmiştir. Roma egemenliği döneminde hep güney İspanya'nın en önemli kenti olarak kalan Sevilla, büyük Germen istilaları döneminde, MS 5. yüzyılın başında önce Vandalların, sonra da Vizigotların eline geçecektir. Yaklaşık yüz elli yıl sürecek Got egemenliği döneminde Sevilla, büyük bir kültür ve din merkezi hâline gelmiştir. Müslüman birliklerin Güney İspanya'ya ayak basmalarından birkaç ay sonra, Musa ibn Nusayir, Sevilla'yı fethetmeyi başarmıştır. Ancak başkenti Kurtuba (Cordoba) olan Emevi Emirliği'nin 756'da kurulmasından sonra, Sevilla, merkeze karşı devamlı isyan hâlinde olmuş ve bütün isyanları ağır bir şekilde bastırılmıştır. Bu arada 844 yılından itibaren başlayan Viking saldırıları da kente büyük zarar vermiştir. Ancak şehir, çok uygun konumundan ötürü, bu olaylara rağmen ekonomik ve kültürel bakımdan gelişmesini sürdürmüş ve Endülüs'ün en önemli kenti olma özelliğini kimseye kaptırmamış. Nitekim, Endülüs İslam sanatının en güzel örnekleri bu kentte yapılmış ve birçok ünlü İslam ve Musevi düşünür bu kentten çıkmış. Fakat 11. yüzyılda Endülüs'teki Müslüman egemenliği, taife adı verilen küçük emirliklere bölünmüştür. Kendi aralarında sürekli savaşan bu beyliklerin içinde Sevilla öne çıkmış ve civar bölgeleri ele geçirerek en büyük taife emirliği hâline gelmiştir. Kuzey İspanya'daki Hıristiyan prensliklerinin Müslüman İspanya'ya karşı olan harekâtları, 13. yüzyıldan itibaren giderek etkili hâle gelmiştir. Bu bağlamda Kastilya Kralı III. Fernando, 18 aylık bir kuşatmadan sonra 1248'de Sevilla'yı ele geçirince, Endülüs'teki Müslüman varlığı, 1492'de Kırnata'nın (Granada) düşmesine kadar sürekli bir geri çekilme hâline girecektir. Sevilla, çok uygun limanı sayesinde, Amerika kıtasına yönelik seferlerin merkezi hâline gelecek ve örneğin Amerigo Vespucci veya Magellan gibi ünlü denizciler buradan yola çıkacaklardır. Öte yandan İspanyolların Amerika kıtasını talan etmeleri sonucu elde edilen servetler de bu limana gelmektedir. Böylece Sevilla, 1503'te dünyanın ilk borsalarından birini kurmuş, kent müthiş büyümüş ve önemli yapılarla donanmıştır. 200 bine ulaşan nüfusuyla Sevilla, 16. yüzyılda dünyanın en büyük şehirleri arasındaki yerini almıştır. Ancak Guadalkivir (Arapça Ued el-Kebir: Büyük Vadi) Nehri'nin tabanının kumla kaplanması, Sevilla limanına büyük tonajlı teknelerin yanaşmasını engelleyince, Amerika ticaretinin merkezi, Cadiz'e kaymıştır. Kent, bu durumda ağır bir ekonomik kayba uğramış, bunun yanı sıra 1492'de Granada'nın düşmesiyle, sonuncu Müslüman siyasal varlığı sona ermiştir. Bu durum üzerine Sevillalılar da dâhil, Endülüs'teki Yahudi ve Müslümanların ya din değiştirmeye ya da göçe zorlanmaları, hem Endülüs'ü hem de Sevilla'yı çok önemli bir insan kaynağından mahrum bırakmış, sonuçlarıysa 16. yüzyıldan itibaren giderek artan bir şekilde ortaya çıkmıştır. Fakat Sevilla teslim olmamış, okyanus ticaretinden büyük bir endüstri kurarak yararlanma yoluna gitmiştir. Kentte kurulan tütün, dokuma, porselen, silah gibi endüstrileri dünya çapında üne kavuşmuş ve bu yeni zenginlik Sevilla'nın büyük bir üniversite kenti olmasına da olanak vermiştir. Sevilla'nın bu endüstrileşmesi, onu diğer Endülüs kentlerinden farklılaştırmış ve bölgedeki kentlerden çok Kuzey Avrupa'nın sanayi şehirlerine benzer hâle getirmiştir. Sevilla'nın hem kozmopolit bir insan varlığına sahip olması (Müslüman ve Yahudilerin bir bölümü din değiştirerek varlıklarını sürdürmüşlerdir. Ayrıca kentte önemli bir Çingene topluluğu yaşamaktadır.) hem de bir işçi şehri olması, onun 1936-1939 İspanya iç savaşında Cumhuriyetçiler'in safında Franco güçlerine karşı sıkı bir mücadele vermesine yol açmış ama kent işgâlden kurtulamamıştır. Sevilla, bugün artık şanlı geçmişiyle, Müslüman, Yahudi ve Hıristiyan mimarî eserleriyle büyük bir endüstri, kültür ve turizm kentidir ama asıl ünü flamenko müziği ve dansından gelmektedir. Flamenkonun kaynağı Sevilla'nın Triana adlı mahallesidir. Şehrin Çingene mahallesi olan bu bölge, kentin farklı kültürlerini bir arada bulunduran ve karşılıklı etkileşimlere açık ortamında, ana tabanı Çingene müziği ve dansı olan flamenkoyu ortaya çıkartmış ve bugün İspanya denilince ilk akla gelen öğe hâline getirmiştir. UNESCO tarafından 16 Kasım 2010'da “Maddi Olmayan İnsanlık Mirası” içine alınan flamenko, Hint kökenli Çingene ezgilerini barındırmasından ötürü, Türk-arabesk müziğinin içinde de epey büyük bir yere sahiptir.