
Kurmaca Kadınlar Geçidi Yazı: Yüce Yöney
Vivian Ward, Marquise de Merteuil, Gilda Mundson Farrell ya da Regan MacNeil… Herhangi birinin ismi tanıdık geliyor mu? Sanmam. Peki ya Julia Roberts, Glenn Close, Rita Hayworth ya da Linda Blair desem? Aileden biri kadar iyi hatırladığınız isimleri sıralamış olurum değil mi? İlk saydığım isimler bu oyuncuların hayat verdiği karakterler aslında: Vivian Ward, Julia Roberts'ın ünlü filmi “Pretty Woman”daki rol kişisi; Marquise de Merteuil, Glennn Close'un unutulmaz filmi “Tehlikeli İlişkiler”in acımasız kontesi; Gilda Mundson Farrell, Rita Hayworth'ın en bilinen filmi “Gilda”daki karakteri; Regan MacNeil ise Linda Blair'e şöhreti getiren “Şeytan” filmindeki, içine şeytan giren kız çocuğunun adı.
İşin doğrusu, bu karakterleri sadece isimleriyle hatırlayamamış olmak çok normal, çünkü onlar, bizim hafızamıza kendilerine hayat veren oyuncuların o filmdeki performanslarıyla kazınmış durumda. Linda Blair'in “Şeytan” filminde, yatağa bağlanmış vaziyette, yaralar içindeki suratıyla kafasının bedeninin üzerinde 180 derece döndüğü sahneyi hatırlıyoruz biz; ya da “Gilda”da, Rita Hayworth'ın ipek eldiveninin tekini sıyırıp havada çevire çevire kameraya doğru yürüdüğü, Hayworth kadar etkileyici o dans sahnesini… Uzun sözün kısası, görsel hafızamız sözel hafızamızın önüne geçiyor. Sinemanın dili de görsel değil mi zaten!
Sinema dünyasının uluslararası etkiye sahip dergilerinden Total Film, yakın zamanda sinema tarihinin en ünlü 100 kadın karakterini seçince yukarıda saydığımız isimleri ve daha nicelerini anmak, oyuncuların unutulmaz performanslarını ve o performansları simgeleyen sahneleri anımsatmak farz oldu…
Rita Hayworth kadar etkileyici bir güzelliğe sahip bir oyuncuyla başlayalım mesela. Monica Belluci, ünlü İtalyan yönetmen Giuseppe Tornatore'nin 2000 yapımı “Malena”sında, 2. Dünya Savaşı'nda tek başına var olma mücadelesi veren bir kadını canlandırmıştı. Cepheye gönderilen eşinden uzakta olan Malena Scordia'nın, bir kasabada önyargılar, tutuculuk, haset ve ikiyüzlülükle kuşatılan dünyası anlatılırken Belluci, kariyerinin en yaşayan karakterini yaratmıştı. Bu filmde, kasabanın kadınlarının Malena'yı dövüp, saçlarını kestikleri sahne Belluci'nin güzelliğini sergilediği birçok bölüme rağmen en akılda kalıcı sahne olarak yerleşir seyircinin belleğine.
Malena'dan başladık ama vakit geçirmeden derginin oluşturduğu listenin ilk sırasına bakmak iyi olacak. Listenin başında Sigourney Weaver'ın kariyerinin en önemli filmlerinden “Alien/Yaratık”ın başkarakteri Ellen Ripley var. Ridley Scott yönetimindeki 1979 yapımı ilk filmin büyük başarısı sayesinde birçok devam filmi de çekilen “Alien” serisinde, Ellen Ripley'in uzay gemisinin içinde dünya dışı bir yaratığa karşı verdiği mücadeleyi etkileyici bir görsellikle izliyorduk.
Listenin ilk filmini vurguladık ama aslında sıraya bağlı kalmayıp, filmler arasında sıçrayarak bir yolculuk yapmak daha doğru olacak, yoksa mesela ünlü “Rosemary'nin Bebeği” için 24'üncü filme kadar beklemek gerekecek... En az “Şeytan/The Exorcist” kadar ünlü, yine şeytan temalı bu filmi Mia Farrow'un canlandırdığı Rosemary Woodhouse karakteri üzerinden anmak gerekiyor. Woody Allen'ın da filmlerinde sık sık rol verdiği oyunculardan Mia Farrow, sinema kariyerinin başlarında rol aldığı “Rosemary's Baby/Rosemary'nin Bebeği” filminde çok başarılı bir performans ortaya koymuştu. Roman Polanski'nin çektiği 1968 yapımı filmde, Şeytan'ın çocuğunu taşıyordu Rosemary. Farrow'un uzun kariyeri boyunca sergilediği başarılı oyunculuğun birçok rolle hatırlanmasına yol açtığı söylenebilirse de, kocası ve tuhaf komşularıyla birlikte geçirdiği hamilelik sürecinde kafası ve ruhu karışan Rosemary'nin tedirgin ifadesi her zaman onun yüzüyle birlikte yaşadı seyircinin hafızasında.
Tedirgin edici bir başka yapımda, sinemanın en özgün anlatımlı yönetmenlerinden David Lynch'in “Mulholland Drive” filminde Naomi Watts, Betty Elms ve Diane Selwyn karakterlerinin yüzü olarak görünüyordu beyazperdede. Üzerine sayısız makale yazılan filmin sonuna doğru Laura Harring'in canlandırdığı Rita ile Betty Elms'in nihayet beraber oldukları sahne, filmin dönüm noktasıydı. Betty'nin kontrolünü kaybedip, giderek kendi rüyasının içinde kaybolmaya başladığı bu sahnede, Lynch'in filmin bütün sırrını kilitlediği mavi kutu Club Silencio'da açılacaktır. Filmin düğümlerinin çözüldüğü bu sahne aynı zamanda, muhteşem bir sese sahip Rebekah Del Rio'nun söylediği şarkıyla şekillenen duygusal bir sahnedir. İki sevgili onu dinlerken derin bir duygusallıkla sarsılır, giderek Betty'nin gözlerinde seyirci de denetimini kaybeder. Filmden sonra seyircinin benimsediği Naomi Watts karakterlerinin en önüne yerleşir Betty'nin yüzü.
Seyircinin etkisinden kurtulmakta zorlandığı bir başka yüz ise “Thelma & Louise” filminin final sahnesinde gördüğümüz Thelma Dickinson karakterini canlandıran Geena Davis'in yüzüdür. Uçuruma doğru giden üstü açık arabanın direksiyonundaki Davis'in çaresiz ama özgür ifadesine, yanında oturan Louise Sawyer'ın (Susan Sarandon) aydınlık ve kararlı bakışları eklenir. Filmi izleyen her kadının cesarete ve özgürlüğe ihtiyaç duyduğu bir anda mutlaka hatırlayacağı karakterlerdir Thelma ve Louise.
“Black Swan/Siyah Kuğu” filmindeki rolüyle Oscar kazanan Natalie Portman'ın bu filminde kimlik verdiği Nina Sayers da Thelma ve Louise gibi unutulmayacak bir karakter olacaktır belki, ancak Portman yine de çocukluk dönemindeki Matilda karakteriyle gelecektir ilk olarak seyircinin aklına. Portman'ın “Siyah Kuğu”da tam tersini gösterdiği o masum yüzünün çocuksu dönemiyle etkilediği seyirci için, sadece belleklerde değil kalplerde de yer vardır Matilda karakterine. Luc Besson'ın yönetmenliğinde çekilen “Leon: The Professional/Leon: Sevginin Gücü” filminde soğukkanlı katil Jean Reno'ya profesyonelliğini unutturan küçük kızı öylesine başarıyla canlandırmıştı ki genç Natalie, büyüyüp herkese parmak ısırtacak başka roller üstlendiğinde bile hep Matilda’yla gelir akla. 2004 yapımı Mike Nichols filmi “Closer/Daha Yaklaş”ta, Cliwe Owen, Julia Roberts ve Jude Law'la beraber oynarken üstlendiği Alice rolüyle Oscar'a aday olduğunda bile küçük Matilda'nın geldiği yeri yazıyordu gazeteler. Portman'ın “Daha Yaklaş”taki göz alıcı performansına rağmen, striptizci Alice, Leon'un göz deliğinden onu izlediği kapıya yardım isteyen gözlerle bakan Matilda'nın önüne geçememişti.
Ne yaparsa yapsın ismi her daim klasikleşen bir filmle anılan aktrislerden biri de Audrey Hepburn'dur kuşkusuz. 1961 yapımı olmasından dolayı genç kuşaktan izleyiciler “Breakfast at Tiffany's/Tiffany'de Kahvaltı” filmini görmemiş olabilir ama onlar bile filmin adının karşısına koyulacak on isim arasından Audrey Hepburn'ü seçecektir mutlaka. Film Hepburn'le o kadar özdeşleşmiştir ki, herhangi bir nedenle filmin ismi bir yerde geçerse, ne uyarlandığı romanın ünlü yazarı Truman Capote'un ne de döneminin en bilinen yönetmeni Blake Edwards'ın adı geçer ilk olarak; gerek olmasa bile zarif oyuncunun adı telaffuz edilir daima. Sonradan çekilen birçok filme ilham veren Holly Golightly karakteri, filmin açılış sahnesindeki kıyafetleriyle birlikte yapışmıştır Audrey Hepburn'e. Zengin erkeklere para karşılığı eskortluk yapan Golightly, o sahnede gece kıyafetiyle sabahın erken saatlerinde bomboş sokaklarda Tiffany mağazasının vitrinindeki mücevherlere bakıp “kahvaltı ederken” görünür.
Total Film'in listesinde, Diane Keaton'ın canlandırdığı, Woody Allen'ın filme adını veren karakteri Annie Hall; “The Terminator/Yok Edici”de Linda Hamilton'ın oynadığı Sarah Connor; muhtemelen sinema tarihinin en tanınan kadın karakteri olarak “Gone with the Wind/Rüzgar Gibi Geçti”de Vivien Leigh'le vücut bulan Scarlett O'Hara ve hatta “Finding Nemo/Kayıp Balık Nemo”nun hafıza sorunlu mavi balığı Dory de var. Tüm bu karakterlerin gözlerimizi kapadığımızda hangi sahnelerde şekillendiği sinema açısından önemli tabii, ancak gözünü kapayan için keyifli bir egzersiz olması belki de daha değerli.