
Adıyaman'ın Endemik Bitkileri Yazı: Hasan Torlak, Fotoğraflar: Faruk Akbaş
1980'li yılların başında Adıyaman'da bir kıtlık yaşanmıştı. Uzun süre yağmur yağmamış, hayvanları besleyecek ot konusunda bile zorluklarla karşılaşılmıştı. Halk, binlerce yıldan bu yana aktarılan doğa bilgisine dayanarak, endemik bir geven türünden medet ummuş, Nemrut Dağı ve Arsemia antik kenti dolayında yetişen endemik Astragalus lamarckii adlı gevenin kökleri çekiçle ezilerek hayvan yemi olarak ineklere verilmişti. Geven türlerimiz, Anadolu'nun kurak step iklimine uyum sağlamış, genelde dikenli, olağanüstü bitkilerimizdir. Dikenlerinden ötürü evcil hayvanlar tarafından tüketilmeleri olanaksız olduğundan, Adıyaman köylülerinin yaptığı gibi dikenlerinden ayıklanıp işlemden geçirildikten sonra hayvan yemi gibi amaçlarla kullanılabilmektedir. Ormanlar yok edilip otsu bitki örtüsü de tahrip edildikten sonra, erozyonun önlenebilmesi ve doğal yapının kendini tekrar yenileyebilmesi için son şans, alanın gevenler tarafından kaplanarak toprağın korunmasıdır. Görüleceği üzere gevenlerimiz zor zamanların zorlu bitkileri olup, Anadolu insanı ve doğasının sığınabileceği en son ekosistem unsurlarıdır.
Gevenlerden sadece hayvan yemi değil, ilaç, boya ve kâğıt sanayinin hammaddesi olan ürünler de elde edilir. Örneğin yine Nemrut Dağı dolayında yetişen yaygın endemik gevenlerimizden Astragalus nitens'in gövdesinden, Anadolu'da “kitre zamkı” elde edilir. Osmanlı İmparatorluğu döneminde bu madde önemli bir ihraç ürünüydü. Osmanlı'nın dar zamanlarında gevenden elde edilen kitre zamkı satışından elde edilen parayla fakir insanlarımız ayakta kalabilmişlerdi. Kitre zamkı, özellikle ağız içi ve iç organlardaki yara ve iltihapların tedavisinde kullanılmakta olup, boya ve kâğıt sanayinde de yararlanılır. Görüleceği üzere Adıyaman'ın endemik gevenleri yöre insanı için binlerce yıldan bu yana tutunacak bir dal vazifesi görmüşlerdir. Onlar hem toprağımızın hem de Anadolu insanının kara gün dostudurlar. Step iklimi ve İran-Turan bitki bölgesinde bulunan her il gibi, Adıyaman ilimiz de nadir endemik gevenler bakımından zengindir. Bu gevenlerin bir kısmı Kommagene uygarlığının kalıntılarının bulunduğu Nemrut Dağı'na özgüdür. Dağın 1950 metrelerinde yetişen gevenlerden birisi, adını bu uygarlıktan almış olup Astragalus commagenicus olarak bilinir. Her yıl, yeni endemik gevenlerin de keşfine konu olmaktadır Adıyaman ve Nemrut Dağı. Örneğin 2001 yılında çok lokal bir tür olan Astragalus ekici, Gölbaşı ilçesi dolayında bulunmuş, 2009 yılında sadece Nemrut Dağı'na özgü bir geven olan Astragalus altanii keşfedilmiştir. Ancak 2008 yılında Akdağ'da keşfedilen lokal endemik bir gevene verilen isim, hem Adıyaman'ı hem de ülkemizi şereflendirmiş; Astragalus adiyamanensis bilim dünyasına tanıtılmıştır.
Gevenlerimizin Latince cins adı olan “Astragalus”un Türkçe anlamı “yıldızlı gökyüzü gibi”dir. Gerçekten de gevenlere yakından baktığınızda, gece gökkubbedeki yıldızların ışıklarına benzer bir şekilde diken uzantılarının bulunduğunu fark edebilirsiniz. Yani Adıyaman ve özellikle Nemrut Dağı, yıldızlara benzeyen dikenlere sahip gevenlerle donatılmışlardır. Kommagene Kralı Antiochos tarafından yaptırılan Nemrut Dağı heykellerinden biri, Pers kökenli Mitras ile Akdeniz kökenli Güneş Tanrısı Apollon'un birleşmesinden oluşmuştur. Kralın ataları Pers ve Yunan kökenli olduğundan bu iki uygarlığın tanrıları da Nemrut Dağı'nda kaynaştırılmıştır. Pers kökenli tanrı Mitras, gökyüzü ve yıldızların tanrısıdır. Mitras inancında boğa kurbanı en önemli tören olup, betimlemelerde boğanın akan kanından bitkiler ve ekin başaklarının yeşerdiği, dolayısıyla yıldızların tanrısı olan Mitras'ın aynı zamanda bitki ve bereketle de ilişkilendirildiği görülmektedir.
Kommagene Krallığı döneminde, yılın belli dönemlerinde Nemrut Dağı'nın eteğinde toplanan hacılar, etekten zirveye kadar kutsal bir yolculuk gerçekleştirirlerdi. Bu yolculuk esnasında, yollarının üzerinde yıldızlı gökyüzüne benzeyen gevenleri görür, çiçeklerini koklar, belki de dikenlerinin ayaklarını tırmalamasından da ruhani bir haz alarak, gevenlerin Mitras'ın boğasının kanından yeşerdiğini hayal ederek zirveye, tanrıları Mitras-Apollon'a kavuşurlardı. Yol, zorlu, engebeli, dikenli bitkilerden dolayı can acıtıcı olmasına rağmen bu dikenler onlara Mitras'ın yıldızlarını ve Apollon'un kutsal okunu hatırlatırdı. Ne de olsa Tanrı’ya ulaşma, günümüzde örneklerini gördüğümüz gibi antik dönemde de çileli hayata katlanma ve acılardan olgunlaşarak erginlemeye dayanıyordu. Ama en güzel çile herhalde kutsal Nemrut Dağı'na çıkan, sonunda tanrılara ulaşmayla biten muştulu yolculukta, başka diyarlarda yetişmeyen, eşsiz kokuları benzersiz duygular yaşatan tanrısal bitkilere dokunmak, onlarda tanrıları görmek olmalıydı. Endemik bitkili bir dağ, endemik duygu ve düşünceleri de bağrında taşımaktaydı.
Nemrut Dağı sadece gevenlere değil, bu dağa özgü diğer endemik bitkilere de ev sahipliği yapar. Ne de olsa bitkiler, dağın zirvesinde heykeli bulunan, bereket saçan Tanrıça Kommagene’den güç almaktadır. Örneğin; bu dağ dışında yetişmeyen tehlike altındaki acı çiğdem Colchicum paschei; ilk defa bu dağın 2100 metrelerinde keşfedilerek Nemrut Dağı peygamber çiçeği denilen Centaurea urvillei subsp. nimrodis; çok nadir bir glayöl bitkisi olan Gladiolus humilis ve Nemrut Dağı'na özgü kedi nanesi Nepeta sorgerae; akla ilk gelenlerdir. Nemrut Dağı'na özgü olup da bahsetmeden geçilmeyecek olan endemik bitkilerden bir diğeri de yabani soğanlardır. Dünyada sadece Nemrut Dağı'na özgü, bilimsel adını da bu dağdan alan, tehlike altında bulunan bir endemik yabani soğan Allium nemrutdaghense, çok güzel bir bitkidir. Soğanlar antik dönemden beri insanlarımızın hayal güçlerini harekete geçirmiş olan bitkilerdir. Hem Hitit hem de Osmanlı dönemi Anadolu'sunda soğanlar, kötülüklerin uzaklaştırılması ile ilgili büyü uygulamalarında kullanılmışlardır. Günümüz Türk kültüründe de soğan bitkisi, bereketin ve doğurganlığın sembolü olarak kabul edilmekte, düğünlerde bayrak direğinin ucuna soğan takılarak tören yapılmaktadır. Antik Kommagene uygarlığında da Nemrut Dağı'nın endemik soğanları dağın zirvesinde heykeli bulunan Bereket Tanrıçası Kommagene ile ilişkilendirilmiş olabilir. Bununla ilgili kanıtlar, yapılacak arkeolojik kazılardan beklenmelidir. Kim bilir, belki de kutsal hac yolculuğunda Nemrut Dağı'na tırmanan hacılar, yolları üzerindeki endemik Nemrut Dağı soğanını Bereket Tanrıçası'na sunmak için toplamış olabilirler. Yani bu nadir soğanın yok olmadan günümüze kadar gelmesinde bitkinin kutsiyeti dolayısıyla korunması rol oynamış olabilir. Bitkiler nerede o yörenin kültürüne dâhil olmuşlarsa, bitki ile ilgili kültürün kaynağının da orası olduğu yönünde genel kabul gören bir anlayış vardır. Nitekim yabani soğanların Adıyaman'ın da dâhil olduğu Mezopotamya'da ilk olarak kültürel bilgilerde geçmesi, soğanlarla ilgili inançların da bu topraklardan doğduğunu düşündürür. Genel olarak bakıldığında dünyada 600 dolayında türü olan ve soğan-sarımsak olarak adlandırılan Allium'un ülkemizdeki tür sayısı 150’den fazla olup bunların da yüzde 40'ı endemiktir. Diğer bir deyişle dünya soğan türlerinin yüzde 25'i ülkemizde yetişir, dünya soğanlarının yüzde 10'u da sadece Türkiye'ye endemiktir. Soğanın anavatanı olan ülkemiz, soğanla ilgili inanç ve kültürlerin de kaynağıdır.
Nemrut Dağı'nda tespit edilen 50 dolayındaki endemik bitkiden yüzde 67'sinin İran-Turan, yüzde 14'ünün de Akdeniz bitki topluluğuna ait olduğu tespit edilmiştir. Kral Antiochos da İran kökenli Pers, Akdeniz kökenli Yunan atalarından dolayı her iki kültürü bu bölgede kaynaştırmıştır. Farklı bitki toplulukları Anadolu'da kaynaşır, farklı bitki topluluklarından köken alan farklı uygarlıklar da buna paralel olarak birbirine kaynaşır, sarmaş dolaş olur bu topraklarda. Doğal zenginliklerimizden kaynaklanan kültür etkileşiminin, hoşgörünün ve kucaklaşmanın en güzel örneği Adıyaman topraklarıdır.