
Nadide ve Değerli Bir Miras Sakız Ağacı Yazı: Şebnem Türkoğlu Fotoğraflar: Faruk Akbaş
Mastic, chios, pistacia lentiscus… Tarihi yüzyıllar öncesine dayanan, değerli sakız ağacının farklı dillerdeki isimleri. Reçinesi antik çağlardan bu yana hastalara şifa olan bu ağaç, ferahlık veren hoş aromasıyla hem güzellik reçetelerinin hem de mutfakların baş tacı edilmiş. 16. ve 17. yüzyıllarda soyluların gözdesi olan sakız, Osmanlı sarayı ve Cenovalı soylular tarafından güzel kokusu ve dişlere verdiği beyazlık nedeniyle tercih edilirmiş. Dünyadaki en iyi örnekleri Çeşme'de ve Yunanistan'a bağlı Sakız Adası'nda yetişen sakız ağacı geçmişten günümüze değerli ve nadide bir miras.
Sütlü tatlılara, kurabiyelere, kahvelere, likörlere hatta zeytinyağlı ve etli yemeklere, parfümlere ve diş macunlarına eşsiz bir aroma veren damla sakızı, günümüzde Yunanistan’ın Sakız Adası'ndan ithal edilerek sağlanıyor. Mübadele döneminde Yunanistan'dan gelen Türklerin, sakız ağacı hakkında bilgisi olmadığı için ağaçların yetiştiği alanlara tütün ekmesi ve artan yapılaşma nedeniyle, bu kıymetli ağaçların sayısı giderek azalmış. Bugün Çeşme Alaçatı'daki tek eski sakız ağacı bahçesi, 1995 yılında Anıtlar Kurulu kararıyla koruma altına alınmış. Yaklaşık 200 yaşında olan sakız ağaçlarının yaşatıldığı bu bahçe, Alaçatı'daki Sakızlar Restaurant'ın yanıbaşında. İşletme sahibi Güray Tınas'ın ayrı bir özen gösterdiği ağaçlar, çok yaşlı oldukları için hasat edilmiyor. Ama ağaçların su damlası berraklığındaki sakız damlaları, mest eden bir aromaya sahip. Mübadeleyle Girit, Kavala, Karacaova'dan gelen Müslümanların, sakız ağacının değerini bilmediklerini söylüyor Güray Tınas. “Karşıdan buraya gelenler hayvancılık ve tarım yaptıkları için hiçbiri bu ağaçlara ilgi göstermemiş. Bu bahçe de 117 yaşlı sakız ağacıyla Türkiye'deki tek bahçe. Tek tük olarak Ovacık'ta, Çeşme'de ağaçlar var. Önceden bölgenin her tarafı sakız ağaçlarıyla doluymuş. Bahçe koruma altına alındıktan sonra ağaçlarda daha fazla yıpranma olmadı. Ağaçlar yaşlı olduğu için aşağı doğru sarkıyor ve kırılıyor, yine de dibinden büyümeye devam ediyor. Urla'daki ağaçlar da bunlardan alınan çeliklerle üretildi. Dağlarda yabani sakızlar oluyor ama reçinesi mavi. Çam reçinesi gibi. Yeni yeni sakız ağacının kıymeti bilinmeye başladı. Buradaki insanlar artık bahçesinde sakız ağacı olan eve daha fazla para veriyorlar çünkü artık Çeşme'de sakız ağacı kalmadı.” Uzun yıllardır Çeşme'de yaşayanlar da artık bu kaybın farkında. Havadan sudan söz ederken bile sakız ağaçlarıyla bezeli eski günleri özlemle anıyorlar: “Bir zamanlar Çeşme'de toprağı nerede kazarsan kaz sakız kokardı.”
Sakız ağaçları canlanıyor
Sakız ağacını yeniden bir ekonomik değer hâline getirmek için çeşitli çalışmalar da yapılmış. İlk çalışmalar 1958-1959 yıllarında başlatılmış ancak yarıda kalmış. 2000 yılında yeniden başlayan çalışmalar, bu kez TEMA desteğiyle sürdürülmüş ve Çeşme Yüksek Teknoloji Enstitüsü'ne ait bir alanda uygulamalar yapılmış. 2008 yılında gündeme gelen bir projeyle, bu kez TEMA ve Falım sakızları sponsorluğunda, “Sakız Ağaçlarına Sevgi Aşılıyoruz” kampanyasıyla binlerce fidan dikilmiş. 2017 yılına kadar sürdürülmesi planlanan projeyle sakız ağaçlarının ekonomik bir değer olarak çiftçilere benimsetilmesi ve onlar tarafından yetiştirilmesiyle, Türkiye'nin yıllık sakız ihtiyacının karşılanması amaçlanıyor. Bunun dışında İzmir Orman Müdürlüğü ve İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA), sakızlık kurma çalışmalarının yanında çiftçilere fidan yetiştirme tekniğiyle ilgili bilgiler vermeye, broşürler dağıtmaya devam ediyor.
Sakız ağacı, yetiştirmesi biraz zahmetli bir bitki ama bir kere bulunduğu toprağa tutununca da kolay kolay yok olmuyor. 20-25 metreyi bulan kökleriyle hem susuzluğa dayanıklı hem de zarar gördüğünde kendini kolayca yenileyebiliyor. Çalı gibi toprağa yakın büyüme eğiliminde olması yüzünden boyu 2-3 metre, nadiren de 5 metreyi buluyor. Yaklaşık 200 yıl yaşayan bu ağaçlar, beş yaşından sonra sakız salgılamaya başlıyor. En yüksek verimi 15 yaşına geldiğinde gösteriyor. Tohumla, çelikle ve çitlembik ya da dişi sakız üzerine aşılama yapılarak üretilebiliyor ama en iyi sonuçlar çelikle alınıyor. Akdeniz kuşağı bitkisi olan sakız ağacı, yaz-kış hep yeşil. Mart sonu, nisan başı civarı salkım hâlinde küçük çiçekler açıyor. Sonrasında rengi kırmızıdan siyaha dönen ufak meyveler veriyor.
Hasat zamanı...
Haziran ayında ağaçların kabukları 10-15 santim aralıklarla, 4-5 santim uzunlukta çiziliyor. Ekim ayına kadar bir-iki ay arayla tekrar bir çizim daha yapılıyor. Aşırı çizimler ağaçların erken yaşlanmasına sebep olduğu için dikkat edilmesi gerekiyor. Ağaçlardan çıkan reçineler hasat edilmeye başlamadan önce, ağacın çevresi temizlenerek, zemini kireçli beyaz toprakla örtülüyor. Çiziklerde belirmeye başlayan damlalar ağırlaşarak bu zemine düşüyor. Ağaçta kalan donmuş reçineler ise özel bir spatula yardımıyla alınıyor. Toprak zeminden elle ya da süpürgeyle toplanan sakızlar, toz, toprak, taş gibi yabancı maddelerden temizlenerek sabun tozu konulan soğuk suda çalkalanıyor. Temiz suda durulandıktan sonra bez üzerine serilerek kurutuluyor. İlk başta tıpkı bir su damlası gibi olan damlalar, kurudukça sertleşerek açık sarı bir renk alıyor ve marketlerden, aktarlardan satın aldığımız damla sakızı hâline geliyor.
Sakız ağacı her derde deva
Sakız ağacının neredeyse her şeyinden yararlanılıyor. Reçinesi antik çağlardan bu yana tıp ve dişçilikte; cila, yapıştırıcı, gıda ve ilaç üretiminde kullanılıyor. Gövde ve dallarından odun kömürü yapılıyor. Gövde kabuğundan sakızlı vernik, dallarından sepet, yapraklarından el ve vücuttaki rahatsızlıklar için krem yapılıyor. Sakızdan elde edilen esansiyel (uçucu) yağ, hem kozmetik endüstrisinde hem de aromaterapi alanında yaygın olarak kullanılıyor. Ağız kokularını yok eden sakızın, rakısı, lokumu, dondurması, reçeli, şekeri, muhallebisi, kurabiyesi, şarabı var. Son zamanlarda sakızlı Türk kahvesi de oldukça revaçta. Balık buğulamalara bile ekleniyor, içme suyuna konuyor. İlk çağlarda kuduz, yılan sokması, mide rahatsızlıkları, bağırsak ve akciğer hastalıklarına karşı kullanılmış. Günümüzde kan basıncını dengelemek, kolesterol ve şeker hastalıkları, kanser ve siroz tedavisinde bile kullanılabiliyor. Yunan ilaç firmalarının da vazgeçilmez tıbbi katkı malzemesi.¹
Ülkemizde Çeşme'yle özdeş bir bitki olan sakız ağacı, zamanı geri almak istercesine canlandırılmaya, yaygınlaştırılmaya çalışılıyor. Fideler dikiliyor, aşılamalar yapılıyor, çiftçiler destekleniyor, halk bilinçlendiriliyor. İster ekonomik değeri isterse de endemik değeri için olsun; yerel yönetimlerin, vakıfların, derneklerin, bireysel çabaların ve özel sektörün desteğiyle sakız ağacı, Çeşme'ye ve Çeşmelilere geri dönüyor.