
Köklerini Keşfetmeye Doğru Kocaeli Yazı: Berna Çetin Akgün, Fotoğraflar: Faruk Akbaş
Bir ticaret ve sanayi şehri olarak anılan ve adı geçince gözümüzün önüne dev fabrikalar gelen, üretimi çağrıştıran Kocaeli'ni, başka bir gözle ele almak üzere düşüyoruz yola. Bu kez ekonomiye katkısı, üretim gücü, sanayisi değil okuyacağınız; gezilecek yerleri, doğal güzellikleri, insanı, yaşamı bu satırlardan aktarılacak olan. İstanbul'un yanı başında, şehirlilerin kaçış noktası olan İzmit, tarihinden kalan anılarının yanında, hava ve çevre kirliliğine karşı direnen doğasıyla birkaç günlük bir gezi imkânı sunuyor.
İstanbul'dan çıktığımız yolculuğumuzda ilk olarak Eskihisar'da mola veriyoruz. Osman Hamdi Bey Müzesi ve Eskihisar Kalesi, buradaki duraklarımız. 100. ölüm yıldönümü olması nedeniyle 2010 yılı UNESCO tarafından Osman Hamdi Bey Yılı ilan edilmişti. Dünyaca ünlü “Kaplumbağa Terbiyecisi” tablosuyla bilinen Osman Hamdi Bey, aynı zamanda Türkiye'de müzeciliğin ve arkeolojinin de kurucusu. Tarihî eserlerimize sahip çıkarak yurt dışına çıkarılmasını engellemiş ve kurulan müzelerle bu eserlerin kendi müzelerimizde sergilenmesini sağlamıştır. Bilim insanı, sanatçı ve yönetici kişilikleriyle Osman Hamdi Bey, bugünkü Mimar Sinan Üniversitesi'nin çekirdeği olan Sanayi-i Nefise Mekteb-i Alisi, İstanbul'daki Arkeoloji Müzesi ve Türk-Anadolu uygarlıklarını korumak üzere Âsâr-ı Atika Nizamnamesi kurumlarını oluşturmuş, ölümsüz ve evrensel bir kişiliktir. Osman Hamdi Bey'in yazlığı olan Eskihisar sahilindeki konağı, müzeye çevrilmiş, ziyaretçilerini bekliyor. Köşkün yanındaki müştemilat yapısı da bugün resim atölyelerine ve sergilerine ev sahipliği yapıyor.
Eskihisar sahilinden sonra İzmit’in yükseklerine ilerliyoruz; Eskihisar Kalesi'ne. Ancak büyük bir şaşkınlık içinde kalıyoruz; çünkü kale kapalı! Demir sürgülü bir kapıyla girişi kapatılmış, üzerine de boyayla kapalı olduğu yazılmış. İnsanların sadece yaz aylarında gezdiğini düşünen zihniyete mi yoksa tarihî bir yapıya demir kapı yaptırıp üzerine de çirkin bir şekilde yazı yazan zihniyete mi kızalım bilemiyoruz.
Fotoğraf çekilemeyen şehir
Şaşkınlık, kızgınlık, anlam verememe arasında gidip gelen duygularla Eskihisar'ı geride bırakıp yola devam ediyoruz; Hereke sonraki durağımız. Ancak Hereke, Eskihisar'da yaşadıklarımızı henüz atlatamamışken üzerine tuz-biber ekiyor. Hereke Halı ve İpekli Dokuma Fabrika-Müzesi ile Kaiser 2. Wilhelm Köşkü'nü gezmek istiyoruz. Yan yana iki binaya yaklaştığımızda güvenlik görevlisi gelip fotoğraf çekemeyeceğimizi, saat 12'yi 5 geçtiği için de saat 2'de gelmemiz gerektiğini, çünkü
2 saatte bir gezilebileceğini söylüyor. İki binanın da TBMM Millî Saraylar Daire Başkanlığı'na bağlı olduğunu, Dolmabahçe Sarayı'ndaki birime gidip izin almamız gerektiğini belirtiyor. Peki daha sonra bana verdikleri broşürde niye flaşsız ve tripodsuz fotoğraf ve video çekimi yapılabildiği söyleniyor?! Turizme önem verdikleri konusunda atıp tutanlar, fotoğraf çekimine izin vermedikleri kentleri nasıl tanıtacaklar, bilemiyoruz. Bir yanda fotosafariler düzenleyip kentin görsel arşivini zenginleştirmek için amatör ve profesyonel fotoğrafçılara kucak açan şehirler, bir yanda yasaklarla karşınıza dikilenler… Faruk Akbaş, “İki gündür deklanşöre basamadık.” diye söylenirken, ben de çözüm bulmaya çalışıyorum; belediyeyi, müze müdürünü arayıp yapabilecekleri bir şey var mı soruyorum ama maalesef cevap aynı: “Millî Saraylar'a bağlı, biz bir şey yapamayız.” Çaresiz ben içeri girip geziyorum…
Sultan Abdülmecit döneminde kurulan Hereke Halı ve İpekli Dokuma Fabrika-Müzesi'nde, eski makineler, fotoğraflar, halı desenleri, ipek üretim tezgâhları sergileniyor. Artık halka satış yapılmayan fabrikada bugün, millî sarayların ve köşklerin perdeleri, döşemeleri ve halıları, geçmişteki desenler ve ipliklerle dokunuyor veya tamirleri yapılıyor. 52 çeşit desenin bulunduğu kataloglarında, her bir sarayda veya köşkte kullanılan desenler ve ürünlerin hangi odada bulunduğu yazıyor. Buna göre gerekli dokumayı hazırlayıp gönderiyorlar. Hereke'de halı üretiminin 19. yüzyıl sonlarında başladığı tahmin ediliyor. İpekli dokumalar ile halı dokumaları olmak üzere iki bölüm var. İpekli dokumaları yapan, sergilenen aletin bugün de çengelleri ve tahtalarının değişmesi dışında aynısı kullanılıyormuş. Bir başka odada kozadan ipeğin üretimi anlatılıyor; boya yapımı ve ipek çekme işlemini gösteren tezgâhlarla birlikte. Hereke halısının özelliği; santimetrekaresinde 6x6 olmak üzere 36 düğüm olması, çift düğüm atılması ve ip çekildiğinde kör düğüm olması şeklinde özetlenebiliyor.
Türkiye'nin 14x29 metre ölçülerinde, 409 metrekare büyüklüğünde ilk büyük halısı da burada dokunmuş; Yıldız Sarayı, Şale Köşkü, Tören Salonu'nda kullanılıyor. Dışarıda sahra çadırı kurulup yekpare yapılmış. Bu halının içeriye konulabilmesi için duvar yıkılmış. 65 kişinin çalıştığı fabrikaya, emekliye ayrılan ustaların yerine yenilerini bulmak zor olmuyor; çünkü Hereke'de halı dokumayı çoğu kişi biliyor. Pek çok desen, çeşit ve büyüklükte halıların sergilendiği odada, üç tür halı çeşidi bulunuyor: ipek, yün ve ipek-yün karışık. Halıların iyi durumda olması için odada yüzde 50-55 beş nem, 23-27 derece arasında da sıcaklık olması gerekiyor.
Fabrikanın hemen karşısında Kaiser 2. Wilhelm Köşkü yer alıyor. Buradaki koltuk, döşeme, halı ve perdeler yine Hereke Halı ve İpekli Dokuma Fabrikası'nda üretilmiş. Alman İmparatoru Kaiser 2. Wilhelm'in şehri ziyareti öncesinde Sultan
2. Abdülhamid tarafından yaptırılan köşk, Yıldız Sarayı'nda üç haftada imal edilmiş, deniz yoluyla parçaları taşınarak, bir günde kurulmuş. Tekne yapım tekniğiyle yapılan ve hiç çivi kullanılmayan köşk daha sonra da pek çok kral, prens, prenses ve sefir ağırlamış.
Fotoğraf çekememe illeti tüm Kocaeli'ne yayılmış durumda. Şehir merkezinde geçireceğimiz ikinci günümüzde, Kasr-ı Hümayun ve Kocaeli Arkeoloji ve Etnografya Müzesi'nde de fotoğraf çekimi yasak. Müze Müdürü İlksen Özbay da kendilerine yeni bir yazı geldiğini, iki fotoğraf çekimine inisiyatif kullanabileceğini söylüyor ve hakikaten üçüncü kareyi gelip makinemden sildiriyor. Bugüne kadar Türkiye'de gezdiğimiz tüm şehirlerin arkeoloji müzelerinde fotoğraf çekmiş olduğumuz için, sadece kazılarda yeni bulunan eserlerin prosedürleri tamamlanmadan çekilemediğini, flaş ve tripod kullanılmadığını biliyoruz. Ancak fotoğraf çekiminin tamamen yasaklanmasına ilk kez tanık oluyoruz. Fotoğraf çekemeden sadece gezip izliyoruz.
Dolmabahçe Sarayı'nın küçük örneği:
Kasr-ı Hümayun
Kasr-ı Hümayun, Saray Müze ve Av Köşkü isimleriyle de bilinen yapı, 14. yüzyılda Osmanlı Sultanı Abdülaziz tarafından yaptırılmış. Neo-klasik, barok ve klasik Osmanlı sanatı üslup özelliklerine sahip iki katlı Kasr-ı Hümayun'un dışı mermer kaplı. Mermer işçiliği ve tavan süslemelerinin güzelliğiyle dikkat çeken köşk, Dolmabahçe Sarayı'nın küçük bir örneği olarak görülüyor. İstanbul dışında bulunan ve günümüze ulaşan tek saray yapısı olma özelliğini taşıyan köşk, 2005 yılında restore edilmiş.
Arkeoloji ve Etnografya Müzesi'nde tadilat yapıldığı için eserlerin tümü yerli yerinde değil. 5 binden fazla eserin sergilendiği müze, tarihî gar binalarının bulunduğu kompleksin geçtiğimiz yıllarda restore edilmesiyle oluşturulmuş. Arkeoloji ve Etnoğrafya Müzesi'nde paleolitik, Helenistik, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait eserler sergileniyor.
Kapanca Sokak, İzmit'in sivil mimarisini yansıtıyor
Kurumlarla yıldızımız barışmadı, biz sokakları turlayalım en iyisi, diyerek uzaklaşıyoruz. Arkeoloji Müzesi'nin yakınındaki eski tren istasyonu, küçük ama sevimli binasıyla ilgi çekici. 1873'te demiryolu hattına kavuşan İzmit'teki gar binası neo-klasik üslupta inşa edilmiş.
Kasr-ı Hümayun'un yakınlarında bulunan Saat Kulesi, İzmit Mutasarrıfı Musa Kazım Bey tarafından, Sultan 2. Abdülhamit'in tahta çıkışının 25. yıldönümü nedeniyle 1902 yılında yaptırılmış. Hereke ve Tavşancıl'dan getirilen traverten taşlarla neo-klasik üslupla inşa edilmiş olan kulenin dört tarafında çeşme bulunuyor.
Kapanca Sokak, İzmit'in eski mahallelerinden biri. Eski sıcak mahalle havasını hâlâ koruyan sokakta, sivil mimari örneklerinin yanı sıra Sırrı Paşa Konağı gibi dönemin önemli isimlerinin tarihî evleri de bulunuyor. Restorasyonu devam eden konağı göremiyoruz ama sokakta renkli, çok güzel sivil mimari örnekleri bulunuyor. 19. ve 20. yüzyıla tarihlenen Kapanca Sokak'taki evlerin 32 tanesi koruma altında. Taş, kerpiç, tuğla ve ahşap kullanılarak inşa edilmiş evlerin bahçeleri de ayrı güzellikte. Orhan Cami de sokakta yer alan eski yapılardan biri. 14. yüzyılda Orhan Gazi zamanında, Şehzade Gazi Süleyman Paşa tarafından yaptırılmış olan Orhan Cami, dikdörtgen planlı, taş ve tuğla duvarlı, dıştan ahşap çatılı ve içten küçük kubbeli. Cami içindeki küçük kubbenin ilginç bezemeleri, taşıyıcıları ile silmeler, Abdülmecit dönemi ampir üslup özelliği gösteriyor.
Kocaeli hakkında kısaca bilgi edinmek isterseniz, adresiniz Elektronik Kent Müzesi. Dijital görüntüleme tekniklerinin yer aldığı müzede, altı farklı ekrandan yapılan yayınlarla, sistemdeki bilgi kioskları sayesinde Türkçe ve İngilizce olarak bilgiler aktarılıyor. Müzede, kentin sembolü olmuş Saat Kulesi, Fevziye Cami, Eski Tren Garı, Av Köşkü ve Kapanca Sokak gibi yapılarla gemi maketleri yer alıyor.
Yoğun geçen günü SEKA Park'ta tamamlamak üzere sahile doğru yol alıyoruz. Gün yavaş yavaş batıyor kentin üzerine. Eskiden SEKA Kâğıt Fabrikası olan arazi, bugün dünyanın sayılı büyük parkları arasında yer alıyor. 1936 yılında kurulan fabrika, 2005 yılında kapatılmasının ardından, arazi Kocaeli Büyükşehir Belediyesi'ne devredilmişti. Yapılan çalışmalar sonunda içinde marina iskelesi, iskele, Kâğıt Müzesi, Kent Müzesi, oturma alanları, dinlenme sahaları, ışık kuleleri, koşu, jogging, yürüme bantları, sanat atölyeleri, spor sahaları, festival alanları gibi birçok tesisin bulunduğu, sahili yeşille birleştiren dev bir park hazırlanmış. Işık kulelerinde günü tamamlarken, yorgunluğumuzu açık havada atmaya çalışıyoruz.
İzmit'in tadı, pişmaniye
Güne tatlı bir başlangıç yapmak üzere İzmit'in simge tatlısı pişmaniyenin peşine düşüyoruz ve Öz Can Pişmaniye'nin üretim tesisine gidiyoruz. Nurcan Ardahanlı, bir yandan bize üretim yapılan alanı gösterirken bir yandan da pişmaniye yapımını anlatıyor. “Pişmaniye, iki ana yarı mamul maddeden ibaret. Bir tanesi şeker hamuru, bir tanesi meyane hamuru dediğimiz, un ve yağdan yapılan bir hamur. Önce şekeri ve suyu şeker kaynatma kazanlarında belli bir dereceye kadar kaynatıyoruz. Kaynattıktan sonra içinden soğuk su geçen soğutma banyolarına şeker dökülüyor ve belli bir dereceye kadar soğutuluyor. Soğutulan şeker, şeker ağartma makinesinde çevrilerek beyazlatılıyor. Burada süreç devam ederken bir tarafta da un ve yağ kazanlarda pişiriliyor. Bildiğimiz un helvasına benzer bir hamur ama daha farklı, ona meyane diyoruz. Yoğrulup halka hâline getirilen şeker, çekme makinelerinin ortasına bırakılıyor. Isıtılan bu hamurdan, o şeker kadar makinenin üzerine konuyor. Sonra ikisini kol yardımıyla incelterek ve çekerek birleştiriyorlar. Sonra on, on beş dakika pişmaniye dinlendiriliyor, soğuyor. Daha sonra arkadaşlarımız tepsilerle alıyorlar, şekillendirme tezgâhlarında metal bardaklarla top top yapıp dolum yapılıyor, Oradan da satışa gidiyor. Kakaolu, kahveli, meyve aromalı, fındıklı gibi çeşitlerimiz de var.”
İstanbul'un yanında, doğal güzellikler
Kocaeli'nin doğal güzelliklerini de anlatmadan geçmek olmaz. Özellikle İstanbul'a yakın olması nedeniyle İstanbullu amatör fotoğrafçıların, gezginlerin, trekking, dağcılık veya kış sporlarıyla ilgilenenlerin uğrak noktası olan kentte pek çok doğal güzellik bulunuyor. Kerpe ve Kefken, Kandıra ilçesinde yer alan iki güzel sahil. Sığ denizi, rüzgârsız sularıyla şirin köyler olmalarının yanı sıra “pembe kayalar” adıyla da bilinen ilginç kaya oluşumlarıyla dikkat çekici. Kerpe'de kayalıkların altındaki mağaralar ve boşluklar, sualtı tutkunları için ilginç görüntüler sunuyor.
Kış turizmi denince de akla Kartepe geliyor. İstanbul'dan yaklaşık 1-1,5 saatte ulaşabileceğiniz Kartepe, kış sporları ve trekking tutkunlarına kolay ulaşılabilir ve keyifli mekânlar sunuyor. Samanlı Dağları'nın en yüksek noktası olan ve 1602 metre yükseklikteki Kartepe'de, kasım ortalarında başlayan kar, nisan sonuna kadar ortalama 1,5-3 metreyi buluyor. 14 pisti ve 42 kilometrelik pist alanıyla kış aylarında kış sporlarının yapılabildiği Kartepe'de, yaz aylarında da golf, atçılık ve trekking yapılabiliyor.
Yuvacık ve Ballıkayalar da Kocaeli sınırları içinde, doğa yürüyüşleri yapılabilecek alanlardan ikisi. Yuvacık, mesire yerleri, irili ufaklı şelaleleri ve turistik tesisleriyle Kocaeli'ne nefes veriyor. Yuvacık Barajı, çevresindeki alabalık tesisleriyle orman ve dere kenarlarındaki piknik alanları, çay bahçeleri, özellikle yaz aylarında halkın kentten uzaklaşıp doğayla bir araya gelebildiği yerlerden biri. Gebze'de bulunan Ballıkayalar Tabiat Parkı ise 1847 hektarlık bir alanı kaplıyor ve 1995 yılında tescil edilmiş. İstanbul'a sadece
65 kilometre uzaklıkta olan Ballıkayalar, dağcılık açısından önemli noktalardan biri. Vadi kireç taşlarının erimesi sonucu gelişen özgün yer şekilleri ile bir karstik boğazdır ve 1. ve 3. derece doğal sit konumundadır. Bölgede yapılan bilimsel çalışmalar sonucunda 74 bitki ailesine ait 247 cins, 403 tür, 7 alt tür ve 6 yan tür olmak üzere 416 alt canlı türü tespit edilmiştir. Bu alt canlı türlerinin 15'i bölgeye ait ve çok ender görülen bitki türlerindendir.1
Bir sanayi, ticaret, üretim şehri olarak tanıyıp bildiğimiz Kocaeli, tarihi, doğal güzellikleri ve çok kültürlü yapısıyla gezginlere çok şey vaat ediyor. Turizme engel zihniyetini kırabilir ve varlıklarına sahip çıkabilirse, daha çok gezgini topraklarına çekebilir.