Yolculuk Dergisi 81. Sayı

Asi, Tuhaf, Yakışıklı Johnny Depp Yazı: Yüce Yöney


Bağımsız filmlerin aranan oyuncusu, karanlık tiplemelerin başarılı aktörü, Tim Burton gibi bir usta sinemacının güvendiği isim, sadece yakışıklılığıyla bile kendinden söz ettiren bir adam… Bütün bu özellikleri bir yana Johnny Depp'i bugün hemen herkes “Pirates of the Caribbean / Karayip Korsanları” filmiyle hatırlıyor ilk anda. Çok sayıda başarılı performansına rağmen, “Karayip Korsanları”na kadar yıllarca pek de ticari olmayan filmlerde oynamayı seçtiği için, bu film, onun sinema kariyerinde bir tür dönüm noktası kabul edilebilir aslında. Çok yüksek bir gişe hasılatıyla yapımcılarını memnun eden filmin ardından devam filmlerinin geldiğini hatırlatmaya gerek var mı? Depp, ticari bir filmle sükse yapmak üzere hareket etmediğini söylüyordu o dönem. Hatta “Karayip Korsanları”nın ilk filminin çekimleri sırasında, yapımcı firmanın yetkililerinin, filmin gişede hayal kırıklığı yaratacağını düşündüklerini anlatıyordu. Onun için ise yeni bir karakter yaratmaktı daha önemli olan. Disney'in animasyon klasiklerini ezbere bilen biri olarak o, muhteşem karakterlerin nasıl yaratıldığına kafa yormuş, her yaştan insanın sevebileceği, klasiklerin büyüsüne bulaşmış bir karakteri var edip edemeyeceğini görmek istemişti. Jack Sparrow'un küçük çocuklar kadar en sıkı entelektüellere de cazip gelmesini amaçladığından söz ediyordu. Amacına ulaştığı da ortada. “Karayip Korsanları” serisinin bu ilk filmi, 650 milyon dolarlık bir hasılat yaptı ve Depp, sevimli korsan Jack Sparrow rolüyle Oscar'a aday gösterildi. Bağımsız filmlerde oynadığı uyuşturucu müptelası ya da çeşitli yitik karakterlerden sonra son derece farklı bir rolde büyük başarı kazanmıştı Johnny Depp. Film, Hollywood'un ona bakışını da değiştirmişti. Bu filme kadar yapımcıların gözünde yetenekli, yakışıklı, dinamik, beğeni toplayan ama belli bir kariyer planına göre hareket etmeyen, hatta kariyerine dair bir planı olduğuna bile inanılmayan bir oyuncuydu. Hollywood'un bildiği, alıştığı aktör tipinin dışındaydı. Avrupa tarzı sanat filmlerine eğilim gösteren, ABD sinema sektörünün kurallarını, işleyişini umursamayan bir oyuncu; elbette ABD'li yapımcılara çok da cazip gelmeyen bir bakış açısıydı onunki. Yine de hem seyircinin hem sektörün takdirini ve sevgisini kazanmıştı. Daha ötesi, Emir Kusturica'nın “Arizona Dream / Arizona Rüyası” ya da Tim Burton imzalı “Ed Wood” veya “Edward Scissorhands / Makas Eller” gibi farklı filmlerde canlandırdığı sıra dışı, tuhaf karakterlerle herkesin zihninde kendine bir yer edinmeyi becermişti. Yapımcıların Johnny Depp değerlendirmesinde bir gariplik yok elbette. Onların baktığı yerden, Hollywood'un standart bakışından görülen, gişe başarısı getirmemiş birçok filmde rol almış bir aktördü o. Kendi ifadesiyle, “gişe başarısı açısından öldürücü” kabul ediliyordu. Ancak Depp, hep kendi bakış açısını korudu; ilgi duyduğunu, sevdiğini yapmaya çalıştı. Ona göre filmlerinin hepsi başarılıydı, çünkü farklı kriterler üzerinden değerlendiriyordu sinemayı ve ticari başarı ya da başarısızlık karşısında farklı tepkiler vermiyordu. Belki de bu bakış açısı dolayısıyla oynadığı filmlerdeki karakterleri seçme şansı oldu büyük ölçüde. Gişe başarısı Hollywood'un gözünde sıfırken, hatta 90'lı yıllarda iş bulmak zorken bile Depp istediği filmlerde oynama şansını buluyordu. Sinemada durduğu yere sahip çıkmak önemliydi onun için ve bu noktadan hareket edince kariyerini bir başarı ya da başarısızlık hikâyesi gibi görmüyordu. Herkesin hayatı gibiydi onun hayatı da. Florida'da geçen ilk gençlik yıllarında müziğe ilgi duymuş, “Kids” adlı bir müzik grubu bile kurmuştu. Hayatının müzik üzerinden şekilleneceğini düşünüyordu o sıralar ama hayat her zaman olduğu gibi kendi bildiğini okudu, grubu bir süre sonra dağıldı. Depp de rock müzisyenliği hayallerini geride bırakarak şansını oyunculuk alanında denemeye karar verdi. Müzikle ilgili gönlünden geçen fırsat belki hiç çıkmadı karşısına ama “Sweeney Todd: The Demon Barber of Fleet Street / Sweeney Todd: Fleet Sokağı'nın Şeytan Berberi” adlı müzikal filmde şarkı söyleme şansı buldu Johnny Depp. Çok iyi bir performans gösterdiği filmin ardından, yönetmeni Tim Burton'ı “şarkı söylemeye çalışmama izin verecek cesareti gösteren tek insan” olarak tanımlamıştı o dönem. “Hayatımda ilk defa şarkı söyledim. Duş alırken bile hiç şarkı söylememiştim, mahcup olmaktan korkardım. Ama ilk korkum geçer geçmez eğlenceli gelmeye başladı. Bir gün tekrar yapar mıyım? Yo, işte ondan şüpheliyim.” İlk oyunculuk çalışmaları içinde “Nightmare on Elm Street / Elm Sokağı'nda Kabus” ve Oliver Stone'nun “Platoon” filmindeki küçük rolleri saymak mümkün. Yeteneğinin dikkat çekmeye başladığı ilk rol ise bir dizi filmdeydi. “21st Jump Street” adlı televizyon dizisinde gizli dedektif Ted Hanson rolünde gayet başarılı olmuştu. Birçok söyleşide en iyi yapabildiği işin oyunculuk olduğunu ama aslında müzik alanında başarılı olmayı daha çok istediğini söyleyen Depp'in, oyunculuk anlayışı da tipik Amerikalı kriterlerinin dışında. Dergilerin, gazetelerin sık sık yer verdiği sıralamalara, özellikle sinema alanında “en iyi” gibi kavramlara inanmıyor. “İşini iyi yapanlar ve yapamayanlar vardır. Bunların içinde sanırım en kötüsü, işini iyi yaptığını sananlar! Belki de ben bu sonuncu kategoride olanlardanım.” Depp'in kendini “işini iyi yaptığını sananlar” kategorisine sokmasının nedeni, canlandırdığı karakterlere kendi bakış açısını öne çıkararak kimlik kazandırmaya çalışması, kendi oyunculuk anlayışına sadık kalması elbette. Oyunculuktan, kendi çizgisini yansıtabilmekten keyif aldığı ortada. Aktör olmayı, “çocuklara göre bir iş” olarak tarif etmesi boşuna değil. “Oyun oynamak gibi, bir raddeye kadar da eğlenceli. Sorumsuzca sorumlu olmak harika bir iş.” Zaman zaman oyunculuğu kadar özel hayatıyla da gündeme geldiği oldu Johnny Depp'in. Sherilyn Fenn, Jennifer Grey ve Winona Ryder gibi oyuncularla olan ilişkisi magazin basınının hep ilgisini çekti. Winona Ryder'ın ismini dövme olarak yaptırması ve ayrıldıktan sonra iki harfin üzerini kapatarak “Wino” hâline getirmesine kadar her hareketi haber oldu; en azından Hollywood'un en yakışıklı aktörleri arasında yer alan Depp'in resmini basmak için vesile oldu diyelim. Ancak hiçbir ilişkisi Kate Moss'la olan beraberliği kadar konuşulmadı. Başından sonuna bu ilişkiyi takip etti basın. Uzun süredir ise bu yönde sansasyonel hiçbir haber yapılamadı hakkında. Aksine, filmleri dışında, sık sık ünlü şarkıcı/oyuncu Vanessa Paradis'le olan mutlu evliliğinin örnek olduğu haberlerle düşüyor basına. Verdiği röportajlarda laf dönüp dolaşıp aile ilişkilerine geliyor. Depp filmleriyle ilgili konuşurken bile çocuklarını, onlarla geçirdiği zamanı anlatıyor. Oyunculuk eğitimi almamış bir aktörün sıra dışı karakterlerle dolu ilginç kariyeri de tıpkı evliliği gibi yolunda gidiyor. Ve o bunun farkında. Ne mütevazı ne de abartılı bir duruş sergiliyor Johnny Depp. Bir söyleşisinde kendisine sorulan soruya karşılık verdiği cevap durumu yeterince anlatıyor olsa gerek... Muhabir: Kendi kuşağınızın en iyi oyuncularından biri olarak gösteriliyorsunuz; bu görüşe katılıyor musunuz? J. Depp: Diğerleri kim?