
Ege'de Bir Kazak Vadisi Alaş Kımız Çiftliği Yazı: Şebnem Türkoğlu, Fotoğraflar: Faruk Akbaş
Atların özgürce otladığı, otağların kurulduğu, kısrakların sağıldığı yemyeşil bir vadi… Üstelik de İzmir'de. Kulağa biraz garip geliyor değil mi? Sanki Ege'den, İzmir'den değil de Orta Asya'daki bir yerden bahsediliyor gibi. Doğru da sayılır aslında. İzmir'in Kemalpaşa ilçesinde, gözlerden uzakta, Alaş Kımız Çiftliği adında küçük bir Kazakistan var. Bir Kazak göçmeni olan Şirzat Doğru'nun kurduğu çiftlik, Türklerin ortak kültürü olan kımız ve at üretiminin yapıldığı, otağ kültürünün yaşatıldığı bir yer.
1949 yılında, Doğu Türkistan'da yaşanan olaylar sonucu Türkiye'ye göç etmek üzere 18 bin kişi yola çıkmış. Bu kafilede yer alan Kazak Türklerinden Şirzat Doğru, zorlu bir göç yolculuğuyla Türkiye'ye ulaşmayı başaran 3 bin göçmenden biri. Çinlilerin baskıları ve işkencelerinden kaçan kafile, bu göç sırasında çok sayıda kayıp vermiş. İlk kayıplarını buz tutan Lapnor Gölü'nden geçerken veren kafile, Taklamakan Çölü'ne hazırlıksız girmeleri nedeniyle de susuzluktan telef olmuş. Himalayalar'da ise Çinli askerlerin baskınıyla ve yüksek rakımın yarattığı oksijen yetersizliğiyle çok sayıda çocuk ve yaşlı kaybedilmiş. Göç hikâyeleri National Geographic dergisine de konu olan kafile, Hindistan'da geçirdikleri dört-beş yıl sonunda nihayet Türkiye'ye kabul edilmişler ve kendi istekleri doğrultusunda Konya, Kayseri, Niğde ve Manisa olmak üzere farklı yerlere, devlet eliyle yerleştirilmişler.
Türk dünyasının uğrak yeri
Çiftliğin temelleri ise daha önce hiç okula gitmemiş olan Şirzat Doğru'nun, NATO'nun Deniz Kuvvetleri'nde işe girmesiyle atılmış. Kendisi için bir okul olarak gördüğü NATO'da uzun yıllar çalışan Şirzat Doğru'nun en büyük isteği, Türkiye'de unutulmuş olan kımız ve otağ kültürünü yaşatmakmış. Nitekim uzun çalışma hayatının getirdiği birikimi, şimdi çiftliğin kurulu olduğu araziyi satın almak için kullanmış. Çiftliğin kuruluş hikâyesini şöyle anlatıyor Doğru: “Türkiye'ye geldiğimiz zaman hiçbir sıkıntı çekmedik çünkü dilimiz bir, dinimiz birdi. Bazı farklılıklarımız vardı, onlar da kısa zamanda halloldu. Geldiğimizde bir-iki ana kültürün yok olmaya yüz tuttuğunu gördük. Bunun bir tanesi kımız, diğeri de otağ kültürüydü. Günün birinde imkânımız olursa böyle bir şey yapmaya karar verdik. 38-40 sene çalışmanın neticesinde beş-on kuruşumuzu biriktirdik ve bu araziyi satın aldık. Yaklaşık 300 dönümlük terk edilmiş bir köymüş burası. Türk milleti dışarıdan gelen Türkleri bağrına basıyor, onlara ev veriyor, yer veriyor; Osmanlı zamanından beri bunu yapıyorlar. Bu bizim bir minnettarlık borcumuz olsun, dedik. Yalnız kendi boyumuz değil, bütün Türk boyları katılsın diye, hepsinin ortak noktası olan otağ ve kımız kültürünü yaşatmak için burayı satın aldım. Bu çiftlik kurulalı yaklaşık 24 sene oldu ve şimdi tüm Türk dünyasına ait bir yer oldu. Artık her boydan gelen var.”
Çiftlik kurulduktan sonra kımız üretmek için Avusturya'dan Haflinger cinsi, binicilik içinse Kızılderili atları olarak bilinen Apaçi cinsi atlar getirilmiş. Bu hayvanların yumuşak huylu, çok süt veren, güçlü hayvanlar olduğunu söyleyen Şirzat Doğru, Türklerin atları diğer milletlere göre daha çok sevdiğini belirtiyor. Sakin tabiatlarının yanında sevimli görünümleriyle ilgi çeken bu atlar, çiftliğe gelen büyük-küçük herkesin sevgilisi. Bir midilliden biraz daha büyük olan bu atlar, insanı günlük hayatın stresinden uzaklaştırıyor. Vadideki ormanda ya da çitli alanda atlı gezinti yapılabiliyor. Daha önce hiç ata binmemiş olmanız sorun yaratmıyor çünkü burada temel biniş eğitimi alabileceğiniz gibi isterseniz gezinti sırasında size eşlik edecek Kazak seyisler de bulunuyor.
Türk kültürünün taşınabilir evleri: otağlar
Çiftliğin dikkat çeken diğer özelliği ise Türk kültüründe “otağ” ya da “yurt” olarak bilinen taşınabilir evler. Otağlar göçebe hayatının en önemli parçaları. Taşınması ve kurulması da oldukça pratik. Çiftlikteki otağ, orijinaline benzer olarak, keçeden ve ahşap iskeletlerden değil de betonarme olarak yapılmış. Aydınlatma ve havalandırma amacıyla küçük pencereler açılmış; otağın iskeletini oluşturan ahşap çubukları anlatmak içinse boyamalar ve çizimler yapılmış. Gerçek otağlarda ise pencere bulunmuyor; aydınlatma ve havalandırma otağın en üst noktasında yer alan çangrak sayesinde yapılıyor. Çangrak, hem aydınlatma hem baca, hem de otağ iskeletini kilitleyerek bir arada tutma görevlerini yerine getiriyor. Hayatı ifade eden ışık ve havayı sağladığı için çangrak çok saygı görüyor. O kadar ki Kazakistan'ın devlet armasında, Kırgızistan'ın ise bayrağında çangrak sembolü yer alıyor. “Çangrağın aydın olsun.” ya da “Çangrağın mıktı (sağlam) olsun.” gibi iyi dilekler de söyleniyor. Otağlar ihtiyaca göre büyük ya da küçük yapılabiliyor. Büyüklüğü otağı oluşturan kanatlar belirliyor. Kanatlar kuş kanadı gibi açılıp kapanabildiği için bu ismi almış. 360 derecenin kanatlarla eşit olarak bölünmesiyle oluşturulan otağlar, keçe, uvuk denilen ahşap sırıklar ve deve derisinden yapılan çivilerle oluşturuluyor. Bölgedeki hâkim rüzgâr hesaplanarak kurulan otağların girişi ise rüzgârın şiddetinin en az olduğu noktada açılıyor.
Kımızın besin değeri bekledikçe artıyor
Kımız üretimi çiftliğin önemli bir parçası. Çok süt veren Haflinger cinsi kısrakların sütünden yapılan kımızın üretimi biraz zahmetli. Kımızın yapılabilmesi için kısraklar günde yedi-sekiz kere sağılıyor ve sağımdan hemen sonra mayalama işlemi başlıyor. Kısrak diğer canlılar gibi doğumdan doğuma sağılmıyor. Otların en zengin olduğu zamanda, güneşin kendini gösterdiği sıcak aylar olan mayıs, haziran, temmuz ve ağustos aylarında sağılıyor. Bunun dışında sağım yok. Otlar kuruduktan sonra süt sağılmıyor. Anne sütü özelliği taşıdığı için bağışıklık sistemini güçlendirdiği söylenen kısrak sütü, antiseptik özelliğinin yüksek olması nedeniyle pişirilmiyor. Kımızın besin değeri bekledikçe artıyor; bekleme süresinde fermantasyon devam ettiği için aminoasit oranı da buna paralel olarak artıyor. Bu nedenle de kımız dört ay üretilebilmesine rağmen on iki ay boyunca içilebiliyor. Kımız, mayalanmaya bağlı olarak bir miktar alkol de içeriyor ancak bu alkol miktarı inek sütündeki şeker oranı kadar. İçimi sulu kefir gibi olan kımızın sağlığa da oldukça yararlı olduğu söyleniyor. Öyle ki Kazaklar “Kımız içen evin uçuğu bile olmaz.” diyorlar.
Askana denilen lokantada ise Özbek pilavı, Tatar böreği, Uygur mantısı, Kazakların beş parmağı gibi yedi farklı Türk boyuna ait yemekler yapılıyor. Ancak bu yemekleri tadabilmek için önceden rezervasyon yaptırılması gerekiyor. Lokantanın her bir penceresi bağımsız bir Türk boyunu simgeliyor. Biz oradayken kımızla nefis Tatar böreğinin tadına baktık. Mutlaka tadılması gereken lezzetler olduğunu söyleyebiliriz.
Çiftlikte doyasıya vakit geçirmenin püf noktalarını da paylaşmamak olmaz elbette. Lokanta için önceden rezervasyon yaptırıp sonrasında büyük otağda Kazak Türkleri, otağ kültürü ve kımız hakkında verilen bilgileri dinlemek, çiftlikte geçireceğiniz zamanı daha keyifli bir hâle getirebilir.