Yolculuk Dergisi 80. Sayı

Deli Dolu Bir Dünyaya Yolculuk Moravagine ve Eşlikçisi Yazı:Fatih Balkış


Tuhaf romanların sıra dışı bir dünyası vardır. Okuma eyleminin başından sonuna değin okuru aurasına alan bu metinlerin bizde bıraktığı etki, kimi zaman bulanık bir anda, bir tiyatro salonunda, kimi zamansa yıllar sonra okuduğumuz bir başka romanda gösterir kendisini. Ya da yaşamın kıyısında bir yerlerde, sanki bir düş parçasıymış gibi gelip zihnimizin önüne dikilir. Pek çoğumuzun hatırladığı unutulmaz film karelerini ya da roman sahnelerini hatırlayalım. Kendisini kokusuyla birlikte vareden, amansız bir hastalık gibi zihnimizi kurcalayan, doğası gereği sürekli küllerinden doğan bu bölümler, yaşamın ötekisi, ikizi, ben-değili olan kurmacadan, gerçek hazzı aldığımız anlarda ortaya çıkar. Ve bu hazzın değeri ölçülemez. Arjantinli büyük yazar Borges'in dediği gibi, “Haz almak için okunur kitaplar.” Bu ay ele aldığım ve yazın tarihinin en tekinsiz örneklerinden biri olan, İsviçreli yazar Blaise Cendrars'ın (1887-1961) “Moravagine”i de bize bu sonsuz hazları yaşatıyor. Çünkü roman, düş gücünün gerçekle kaynaştığı bir nehre, insanı çevreleyen düşüncelerin sentezlendiği bir manifestoya ve zamanın, yazarın zihninde özgürleştiği bir alana dönüşüyor. Ama aynı zamanda Cendrars'ın serüven dolu yaşamını aratmayacak kadar da eğlenceli bir roman olduğunu söylemek gerek. Gerçeküstü ve gelecekçi sanatın izlerini taşıyan, yazıldığı dönemin bütün ciddiyetiyle alay eden ve geleceğe övgüler düzen, avangard bir yapıt. Roland Barthes'in modern edebiyat için söylediği, “Bilinç parçalandığı için, biçim de parçalanmıştır.” sözleri, yazılmaya son bölümünden başlanan bu romanı da kapsar şüphesiz. Hem anlatıcının bölünen kişiliği, hem Moravagine'in parçalanmış bilinci, hem de olayların bağlanışındaki yap-boz yöntemi, romanı sıra dışı kılar. Bu kitapta gerçek deliler, aklını kaçırmışlar, dolandırıcılar, mucitler, altın avcıları, fahişeler ve dönemin parçalanmış Avrupa kültürünün bütün tuhaf tipleri cirit atarlar. Akıl hastanesindeki bir doktorun hastasının, Moravagine'in peşine düşmesi ve o andan itibaren yaşadıkları esrarengiz yolculukların, kimi zaman eğlenceli kimi zaman sert bir dille anlatılması romanın bütününü oluşturur. Moravagine, Berlin'de Karındeşen Jack, Moskova'da etkin bir devrimci, Amazonlar'da kabile reisi olurken, Amerika'da altın avcısıdır. Anlatıcı ve Moravagine'in Amerika'ya giden bir gemide arkadaş edindikleri maymunla geçirdikleri zamanlar unutulmazdır. Bu yolculuklar bize kimin akıllı kimin deli, kimin kral kimin soytarı olduğundan emin olamadığımız Kral Lear'ı anımsatır. Ayrıca romanın önemi, hikâyeden değil, anlatının içine yerleştirilmiş eşsiz denemelerden kaynaklanır. Pek çok yazar aşk üzerine yazmıştır, ama hiçbiri Cendrars kadar gerçekçi değildir; Schopenhauer ya da Pavase de kadınlardan yakınmışlardır ama hiçbiri Cendrars kadar öfkeli değildir; pek çok antisemitist yazar vardır, ama o dönemde hiçbiri Cendrars kadar radikal değildir daha. Bunlarla sınırlı kalmaz düşünceler. Yerlilerin yaşamı üzerine James Frazer kadar canlı portreler çizerken, modern hayat üzerine Georg Simmel kadar başarılı söylemler geliştirir. Kuşkusuz romanın ana öğesi “yolculuk” olduğundan, anlatıcının Avrupa'nın başkentlerinde dolanan zihni, bizi Simmel'in metropol insan tipine götürür. “…İç ve dış uyarıcıların hızla ve kesintisizce değişmesinden ve sade bir bakışın tutsaklığı içerisindeki kesintisiz ve umulmadık biçimde artan baskılardan kaynaklanan sinirsel uyarılma…” Simmel'in tanımı, baskı altındaki kahramanlarımızın kimi zaman bilinçsiz davranışlarının ana nedenidir. Bütün bu karmaşık olaylar, kişiler, açıklamalar, anlatıcının zihnini sürekli uyaran sinyaller, onların zihinsel sağlığını da tehdit eder. Büyük kentlerin karmaşası, küçük bireyin üzerinde gezdirilen bir deli gömleği gibidir. Cendrars için kent, labirente, ansiklopediye, bir tiyatroya, gerçekle düş gücünün kaynaştığı bir alana dönüşmüştür artık. Belki de bu romanı Vertov'un “Kameralı Adam” filmiyle birlikte anmak gerekir. Hemen aynı yıllarda çekilen bu film, bizi Rusya'nın hızlı kent yaşamının tam ortasına, neredeyse bir baş dönmesi armağan ederek konuk eder. Çoğu zaman sıralanan nesnelerin, akıldan geçirilen düşüncelerin yoğunluğu bizi de bir okur olarak karmaşaya iter. Bu karmaşa, anlatıcı için önünde sonunda bir sağaltım aracına dönüşürken, okur, otoriter bir dilin kırbaç seslerini duyarak yatışmaya zorlanır. Bu yüzden duygulardan uzak bir dünya betimlenir. Zihnin yapısı ve kavrayışı o kadar hızla ilerler ki, duyguların sonradan gelip bu yapıya ve bağlara yapışması olası değildir. Romanın hemen her noktasında özdeşleşmeyi engelleyen kırılma noktaları bulunur. Bir serüven romanı okurken, romanın rotasını felsefeye, sosyolojiye ve kadınlara çevirmesi ve bunu keskin hamlelerle yapması okuru romandan uzaklaştırır. “Kusursuz flaneur için tutkulu, gözlemci için ahalinin orta yerini, hareketin gel-git noktasını mesken tutmak müthiş bir keyiftir. Evden uzak kalmak, dünyayı gözlemlemek, ama dünyadan saklı kalmak.” Moravagine ve eşlikçisi, Baudelaire'in tanımladığı tipin çok ötesine geçmiştir. Artık yalnızca gözlemlemek yetmez, müdahale etmek gerekir; yolculukları dünyanın merkezlerine, en çalkantılı kentlerine yapılır. Dünyanın bütün gizemlerini çözmeye adarlar yaşamlarını. Edebiyat tarihi, deli işi yolculuklardan geçilmez: “Dante ve Vergilius”, “Don Quijote ve Sancho”, “Kaderci Jacques ve Efendisi”… Tüm bunlar bir yana Moravagine ve eşlikçisi, parçalanmış bilinçleriyle modernitenin kalbine en keskin silahlarıyla saldırırlar. Aklınıza kocaman bir sirk getirin ve bütün gösterilerde aynı anda ve birden çok kişiyle, tek bir kişinin oynadığını düşünün. Deliliğin sınırlarında, ama son derece zekice kurgulanmış bu matrak kitap, bize bir anti-kahramanın bütün doğasını sunuyor. Blaise Cendrars'ın, dilimize Can Yayınları tarafından kazandırılan bu ilk romanının ardından birkaç kitabı daha peşi sıra çevrildi. Ama hem düşünsel hem de teknik anlamda avangard olma özelliğini yitirmeyen “Moravagine”; Avrupa ve dünya tarihi, mekân ve zaman, felsefe ve şiir gibi daha pek çok alanla ilgilenen okurların da mutlaka ilgisini çekecek.