Sinemanın Belleği 16. Gezici Festival

Sinemanın Belleği 16. Gezici Festival


Darbelere niçin karşı çıkmalıyız? Yerine konamaz, yeniden üretilemez, taklidi yapılamaz en kıymetli şeyimizi, zamanımızı çalarlar da ondan…” Sırrı Süreyya Önder bu sözlerle anlatıyor 16. Gezici Festival'in bu yılki teması olan “Darbe”yi. 12 Eylül 1980 darbesinin 30. yılı nedeniyle, yok olan hayatlara, kaybolan zamana ve yitirilen değerlere dikkat çekmek isteyen festival ekibi, “Uygun Adım Hayatlar” bölümünde yalnızca Türkiye'den değil, Portekiz, Şili, Arjantin, Brezilya ve Yunanistan'dan da örneklere yer verdi. “Türkiye 2010”, “Özel Gösterimler”, “Kentinde Mülteci”, “Taşrada Var Bir Zaman”, “Kısa İyidir”, “Kuzeyin Sesleri: Simonsson-Nilsson”, “Kısaca Yeni Zelanda”, “Çocuk Filmleri: Slovakya Cumhuriyeti”, paneller ve atölye çalışmalarıyla; Ankara, Artvin ve Ordu izleyicisi festival filmlerine doydu. Elbette festivalin vazgeçilmez bir parçası olan Altın Boğa Ödülleri'ni de unutmamak gerek. Altın Boğa bu yıl da Artvin'de sahibini buldu. Geçen yıl festival ekibinin Ankara'da yaşadığı bir takım sıkıntılar, festivalin Ankara ayağının neredeyse iptal edilmesine neden oluyordu. Bu yıl ise geçen yılın tersi yaşanmışa benziyor. Ankara'nın keyifli sinema salonlarından Büyülüfener'de yapılan açılışa, basının ve davetlilerin ilgisi yoğundu. Ankaralılar, deyim yerindeyse akın ettiler festivale. Festival biletleri günler öncesinden satılmakla kalmadı, sinema salonları en ön sıralara kadar doldu, yer bulamayan ısrarlı izleyicilerse merdivenlere ve sandalyelere doluştu. Beş yönetmen, beş film: Kars Öyküleri 2 Aralık akşamı Derya Alabora'nın ve Ankara Sinema Derneği Başkanı Ahmet Boyacıoğlu'nun sunumlarıyla açılışı yapılan festivalde, beş farklı yönetmenin çektiği beş farklı kısa filmin derlemesi olan “Kars Öyküleri” gösterildi. Filmlerin tek ortak noktası, isminden de anlaşılacağı gibi, Kars'ta geçiyor olmaları. “Moto Guzzi”, on iki yaşındaki bir çocuğun ilk aşkını anlatırken; “Kül”, annesinin ölümü üzerine çocukluğunun geçtiği eve gelen genç bir kadının buhranlarını aktarıyor. “Zilo”, yedi yaşındaki hayalperest bir kızın civciviyle olan neşeli maceralarını; “Açık Yara” ise üniversite öğrencisi bir gencin babaannesinin ölümü üzerine gittiği köyde, ailesiyle ilgili bilmediği sırları öğrenmesini konu alıyor. Bir çiftçinin “Atlet” lakabını nasıl aldığını anlatan “Küçük Bir Hakikat” ise eğlenceli öyküsüyle derlemenin son filmi. “Kars Öyküleri”nin dışında “Türkiye 2010” bölümünde gösterilen bir diğer film, Ankara Sinema Derneği Başkanı Ahmet Boyacıoğlu'nun yazıp yönettiği “Siyah Beyaz”. Ankara'da çekilen nadir filmlerden biri olması nedeniyle de ayrı bir öneme sahip olan film, dostluk, yaşlanmak, bağlılık kavramlarının yanında hayata dair küçük detaylara yer veriyor. Ankara'da yaşayan politikacıların, gazetecilerin, sanatçıların müdavimi olduğu Siyah Beyaz isimli barda geçen film, beş arkadaşın yaşamları etrafında geçiyor. Eşinden ayrılan bir doktor, yalnız yaşayan bir iş kadını, Müzeyyen isimli sümüklü böceğiyle yaşayan ve radyo tamir eden eski bir avukat, 70 yaşında komünist bir ressam ve barın sahibi Faruk; yaşadıkları sorunlardan uzaklaşmak, yalnızlıklarını paylaşmak için bu barda birlikte vakit geçiriyorlar. Film, aslında Ahmet Boyacıoğlu'nun uzun yıllardan bu yana çekmeyi istediği bir senaryonun hayat bulmuş hâli. Tuncel Kurtiz, Erkan Can, Şevval Sam, Taner Birsel, Nejat İşler, Derya Alabora, Muzaffer Özdemir gibi isimlerin rol aldığı “Siyah Beyaz”, günlük yaşamdaki küçük olayların, hayatımızı nasıl değiştirdiğine dikkat çekiyor. Darbe: Uygun Adım Hayatlar “Uygun Adım Hayatlar” bölümündeyse askerî darbeleri anlatan filmler gösterildi. 12 Eylül 1980 askerî darbesini anlatan “Beynelmilel” ve “12 Eylül” filmlerinin yanında, Şili, Brezilya ve Portekiz gibi ülkelerden de örneklere yer verildi. “Beynelmilel”, 1980 darbesinden sonra sıkıyönetime alışmaya çalışan bir kasaba halkının, çağdaşlaştırılmaya çalışılan bir bandonun ve darbe karşıtı aktivist gençlerin iç içe geçen hikâyelerini aktarıyor. Özlem Sulak'ın yönettiği “12 Eylül” ise askerî darbeyi yaşayan on üç kişiyle yapılan görüşmelerde, darbenin bu insanların hayatı üzerindeki etkilerini sorguluyor. 11 Eylül 1973 yılında Şili'de yaşanan askerî darbeyi anlatan “Kayıp”, Pinochet diktatörlüğü altındaki Şili'de karısıyla birlikte yaşarken, tutuklanarak gözaltına alınan ve sonrasında “kaybolan” bir Amerikalı gazetecinin, karısı ve babası tarafından aranışını anlatıyor. Amerika'nın 1973 yılında Şili'deki darbede oynadığı role de vurgu yapan film, taraf olsun olmasın, darbelerin insanlarda bıraktığı derin yaraları çarpıcı bir anlatımla gösteriyor. Bir taşra öyküsü: “Vavien” “Taşrada Var Bir Zaman” başlığı altında gösterilen “Vavien” filmiyle, taşra hayatının sorgulandığı festivalde; taşranın toplumsal, siyasal ya da mekânsal bir ayrım mı olduğu, hem film boyunca hem de düzenlenen “taşra” konulu panelde ele alındı. Yağmur ve Durul Taylan kardeşlerin yönettiği, Engin Günaydın'ın senaryosunu yazıp oynadığı “Vavien”, bir taşra kasabasında yaşayan bir ailenin kara mizah unsurları barındıran hikâyesini anlatıyor. Mutsuz bir evlilik yapan Celal, karısını öldürerek bir gece kulübünde tanıştığı kadınla birlikte olmak ister. Nitekim yağmurlu bir hafta sonu ailece gittikleri bir piknikten dönerken “kaza” süsü vererek uçuruma yuvarladığı karısı, şans eseri ölmez. Ahlaki değerlerin, kadınlık rollerinin ve kasaba hayatının sorgulandığı filmde, hem Binnur Kaya'nın hem de Engin Günaydın'ın oyunculuğu takdir topluyor. Ancak filmin Ankara'daki gösterimine katılarak seyircilerin sorularını yanıtlaması beklenen Engin Günaydın'ın, geç bir saatte İstanbul'da olmak istemediği için film izlenmeden salondan ayrılması, sinema severlerde bir hayal kırıklığı yarattı. “İllegal”, Altın Boğa'nın sahibi oldu Bu yıl Peru'dan Macaristan'a, Çin'den Estonya'ya, toplam dokuz filmin yer aldığı Uluslararası Altın Boğa Film Yarışması'nda, Altın Boğa Ödülü'nü, kaçıp geldiği Belçika'da, 14 yaşındaki oğluyla yeni bir hayat kurmaya çalışan Tania'nın hikâyesini anlatan “İllegal” aldı. Gümüş Boğa Ödülü'nü, yıllardır görmediği oğlunun ölümünü araştıran bir babanın yolculuğunu anlatan “Chongqing'de Hüzün” alırken; yarışmanın özel ödülünü Tayfun Pirselimoğlu'nun Tarlabaşı'nda perukçuluk yapan ve ölümcül bir hastalığa yakalanmış olan bir adamı anlattığı “Saç” filmi; SİYAD ödülünü ise üç yaşındaki kızının velayetini teyzesinden almaya çalışan bir babanın öyküsünü anlatan “Bibliyotek Pascal” aldı. Altın Boğa'da yarışan ve pek çok festivalden ödüllerle dönen bir diğer Türk yapımı “Çoğunluk” ise hem ezen hem de ezilen tarafından kesitler sunması nedeniyle öhemli yapımlardan biriydi. Otoriter bir babanın oğlu olarak sürekli baskılanan ve bu nedenle de kendi ayakları üzerinde duramayan Mertkan, babasının kendisine çizdiği yolda ilerler. Kendi kararlarını vermekten, uygulamaktan ve hatta düşünmekten yoksun olan Mertkan, babasının ve arkadaşlarının değer yargılarını sorgulamadan kabullenerek, kendisine güvenenleri yarı yolda bırakma pahasına çoğunluğa ayak uydurur. 3-19 Aralık 2010 tarihleri arasında 16.'sı düzenlenen Gezici Festival, yine tadı damaklarda kalan bir organizasyon oldu. Ankaralı, Artvinli ve Ordulu sinemaseverlerin festival filmleriyle buluşmasını sağlayarak; düşünen, sorgulayan zihinlere katkı sağlayan festival, düzenlediği paneller ve atölyelerle de sinemaya olan desteğini sürdürdü. Kalitesiyle, zenginliğiyle sinema severlerin yolunu gözlediği Gezici Festival'in bir sonraki teması, şimdiden merak konusu olmaya başladı bile.