
Slav Ülkesinde Bir Türk Toprağı Gagavuzya Yazı: Seda Meşeli, Fotoğraflar: Xavier Allard
Eski Sovyet Bloğu ülkelerinden Moldova'da kâh otobüse binip kâh otostop çekerek, en çekici karelerin peşinde ülkeyi boydan boya dolaşıyorum. Güneye doğru ilerlediğimde, sohbet ettiğim şoförlerin Türkçe bilme oranı şaşırtıcı biçimde artıyor. Önceleri anlam veremediğim bu karmaşık durum, ancak Komrat'a vardığımda açıklığa kavuşuyor. Burası Gagavuzya adındaki Türk bölgesinin başkenti ve halkın konuştuğu dil de doğal olarak Türkçe.
Gagavuzya (ya da Gagavuz yeri), Romanya'nın güneyinde, Ukrayna sınırına komşu olan Moldova'nın özerk bir bölgesi. Özelliğiyse Osmanlı İmparatorluğu kurulmadan çok önce, ortaçağda bu bölgenin iskân edilmiş olması. Gagavuzlar Türkçe konuşuyorlar, fakat Müslüman değiller. 120 bin kadarı Gagavuz olmak üzere sadece 160 bin kişinin yaşadığı bu küçük bölgeyi görünülesi kılansa, etkileyici doğası ve eşsiz tarihi.
Küçük başkent Komrat'ın şehir merkezi, Lenin Bulvarı boyunca birkaç yüz metre uzanıyor. Burada ilk gözüme çarpanlar; bir Ortodoks kilisesi ve Türkiye tarafından finanse edilen bir üniversite ile kütüphane. Lenin heykelini de es geçmemek gerek elbette. 23 bine ancak varan toplam nüfusuyla şehirden çok, ufak bir köyü andırıyor. Bulvarda şöyle bir gezintiye çıkıyorum; “babuşka”lar (yaşlı kadınlar) kaldırımların üzerlerine serdikleri sebzeleri satmakla meşguller, genç kızlarsa her renkten mini etekleriyle salına salına bir aşağı bir yukarı volta atıyorlar. Bu sırada delikanlılar, Lada marka motosikletlerini altlarına çekip kızların çevresinde turluyor, yanlarına sokulduklarında ise motorlarının gazına daha bir şevkle basıp caka satıyorlar.
Akşam oluyor ve bir gezgin web sitesi sayesinde önceden iletişime geçtiğim kişilerle, soğuk birer bira eşliğinde bu sefer yüzyüze tanışıp laflamak için şehrin merkez barında buluşuyoruz. Beş yıldır Komrat'ta yaşayan bir üniversite öğrencisi olan İzmitli Onur'la tanışıyorum. Türkiye'de girdiği üniversite sınavında istediği başarıya ulaşamamış. Ülkesinde okumayı arzuladığı bölüme eşdeğer bir eğitim şansı da sunulunca biraz çekinerek de olsa kabul etmiş Moldova'ya gelmeyi. Gagavuzya'ya okumak için gelinceye dek böyle bir yerin varlığından bile haberi yokmuş. Daha önceden adını bile duymadığı Gagavuzya'ya ulaştığında, Doğu Avrupa'nın ortasında Türk kültürünün bir parçasını bulduğu için hem çok şaşırmış hem de çok sevinmiş. Diğer Türk arkadaşlarıyla bir araya gelip bir müzik grubu kurmuşlar ve bu küçük şehrin monotonluğunu biraz olsun kırmak için Komrat'ın çeşitli kulüplerinde çalmaya başlamışlar.
Şehrin gündelik yaşamına aşina olup tanışıklıklarım arttıkça, Gagavuzya'da yaşayan tek Türk'ün Onur olmadığını anlıyorum. Türkiye’den yüz civarında kişi yaşıyor bu topraklarda… Gagavuzya'nın özel durumu, Türkiye'den gelenlerin bir değişim programı vasıtasıyla burada okumalarına imkân veriyor. Aynı şekilde yirmibeş Gagavuz da okumak için İstanbul'a gönderilmiş. İki ülke arasındaki karşılıklı etkileşim bununla da sınırlı kalmamış. Türkiye, Gagavuzya'ya, yol ağının geliştirilmesinde kullanılmak üzere 35 milyon dolar destek sağlamış. Ama biz şimdi Gagavuzya halkına geri dönelim.
Gagavuzların tarih sahnesine ilk çıkışları 13. yüzyılda Bulgaristan'ın Varna şehri dolaylarında gerçekleşiyor. Köklerinin nereye dayandığı tam olarak belli değil. Ortaçağda Hazar Denizi ve Karadeniz'in kuzeyindeki bozkırları boydan boya aşarak Balkanlar'a ulaşabilmiş bir Oğuz boyundan geldikleri, kabul gören varsayımlar arasında. Köklerine dair bir başka görüşse Anadolu Türklerinin torunları oldukları... Bu görüş geçerliyse şayet, Gagavuzların Selçuklu topraklarından geldiğini söylemek yanlış olmaz.
Gagavuzların dinî kökenlerine dair bilgiler de tarihçiler tarafından araştırılıp doğrulanmaya muhtaç. Tuna Nehri deltasına doğru göç ettiklerinde Müslümanlığı çoktan kabul etmişler miydi, yoksa tıpkı Altay bozkırlarındaki gibi Şamanizm’e mi inanıyorlardı, bilinmiyor. Geçmişleri ne olursa olsun, zamanla Hristiyanlığı kabul ettikleri tahmin ediliyor. İmparatorluğa yeni katılan Besarabya'nın (şimdiki Moldova) kalbinde bulunan bu bereketli topraklar Gökoğuzlar'a, Hıristiyanlığın Ortodoks mezhebini kabul edip, göçtükleri yerin kültürüne uyum sağlamaları nedeniyle, 1812'de Rus çarı tarafından ödül olarak verilmiş. Gökoğuzlar'a verilen bu imkânın cefasını çekense, o sırada Besarabya'da, Osmanlı İmparatorluğu'nun koruması altında hüküm süren ve toprakların Gökoğuzlar'a verilmesinden sonra apar topar Kırım'a sürülen Müslüman Tatarlar olmuş. Zamanla adları Gagavuz olarak anılmaya başlayan Gökoğuzlar, bu devirden itibaren “büyük ağabey” Rusya'ya karşı duydukları sempatiyi gizlemiyorlar. Rus dilinin her Gagavuz tarafından iyi derecede konuşulması ve Moldova'nın resmî dili Moldav'a tercih edilmesi de bunun açık göstergesi.
Yugoslavya'daki iç savaşın en ateşli ortamında, Ruslar, Sırbistan'a silah tedarik ederken, Gagavuzlar bu durumdan kendilerine de bir pay çıkarmaya hakları olduğunu düşünmüşler. Patlayıcı maddeler Gagavuzya üzerinden taşınırken, kimi sandıklar yanlışlıkla (!) kamyonlardan düşüvermiş. Her ne kadar şiddet yoluyla başkaldırmaya hevesli olmasalar da Gagavuzlar diş gösterip kaşlarını çatmışlar haniyse. Bağımsızlığa duydukları arzularını evlerinde silah bulundurup, yollara barikatlar kurarak somutlaştırmışlar. Yapılan bu eylemlerden, kendi içlerinde kurdukları birlikten güç alarak hükümet üzerinde diplomatik bir baskı yaratmaya çalıştıkları anlaşılıyor. Bölgenin karmaşık jeopolitik durumundan faydalanıp Moldovalılaşmak istemediklerini her fırsatta dile getirmişler. Hükümet, Transnitri bölgesinin özerklik talebiyle fazlasıyla meşgul olduğundan Gagavuzya meselesini karşılıklı anlaşarak, kan dökmeden halletmek istemiş. Şiddete gerek kalmadan, Gagavuzlar özerkliklerini hızlı ve bilinçli bir şekilde elde etmişler ve sonraki üç-dört yıl içinde, yeni bir yönetim ve yargı sistemine geçilmiş. Böylece, Gagavuzya Özerk Yönetim Birimi, 1994 yılında sessiz sedasız yürürlüğe girmiş. Bu vakitten sonra 150 bin Gagavuz, hem Moldova vatandaşı statüsünü korumuş, hem de kendi özerk bölgesinin sunduğu haklara sahip olmuş. Gagavuz halkı tarafından seçilen başkan ve Gagavuz meclisi, eğitim, kültür ve spor konularında karar verme özgürlüğüne sahip bir konumda. Öte yandan, bölgedeki polis teşkilatının kontrolü ve dış ilişkilerle ilgili konularda Moldova meclisinin otoritesi altındalar. Buradan hareketle, Gagavuzya-Moldova ilişkilerinin pek parlak olduğunu söylemek mümkün değil.
Gagavuzya'da karşılaştığım hemen herkesin de belirttiği gibi, buradakiler kendini "Gagavuz" yani biraz Türk, belki de biraz Rus hissediyor. Gelgelelim çok nadir de olsa kendisini Moldovalı olarak tanımlayanlar da yok değil. Sovyet rejimi altında geçen onca yıldan sonra, geçmiş günleri arkada bırakıp sağlam temeller üzerinde sabırlı bir şekilde yeniden yapılanıyor Gagavuzya.