Yolculuk Dergisi 79. Sayı

GEÇENGÜNÖMÜRDENDİR Yazı: Feyza Hepçilingirler Yardım Değil Paylaşım Pamukkale


Pamukkale Üniversitesi'nde düzenlenen edebiyat günlerine katılmak için Denizli'ye gittiğimde, üniversitenin konukevinde kalmıştım. Katılacağım ve konuşacağım toplantı öğleden sonra olduğu için acelem yoktu. Sabah rahat rahat kahvaltımı yapabilir; kitabımı, gazetemi okurken kahvemi yudumlayabilirdim. Kahvaltı için konukevinin restoranına indim. Ben yaşlarda bir bey, masalardan birinde tek başına oturuyor. Etrafta başka kimse yok; ne konuk ne görevli. Şöyle bir dolandım. Çay makinesinden buharlar çıkıyor; demek ki çay demlenmiş. Ötede, hazırlanmış kahvaltı tabakları, haşlanmış yumurtalar, dilimlenmiş ekmekler… Her şey hazır. Daha ne arıyorum? Kahvaltı tabaklarından birini, ekmeğimi, yumurtamı aldım; çayımı doldurdum, boş bir masaya yöneldim. Tam yanından geçerken, “Burada usul böyle mi?” diye sordu o ben yaşlardaki bey. Usul mü? Bilmem. Her şeyi hazırlamışlar. Gidip alıyorsunuz. Hepsi bu! Az sonra yerinden kalktı. Kahvaltılıkların bulunduğu bölüme gitti. “Kimse yok mu?” diye seslendi mutfağa doğru. İçeriden çıkan delikanlıya kahvaltı istediğini söyledi, yerine döndü. Kahvaltısını beklemeye başladı. Az sonra garson kahvaltı tabağını getirdiğinde, tabaktaki tek salam dilimini göstererek, “Ben salam yemiyorum.” diyerek tabağı geri gönderdi. Salamsız tabağı beklemeye başladı. Ben kahvaltımı bitirirken o daha yumurtasını soyuyordu. Bir üniversitede bulunduğumuza göre, o beyin profesör olma ihtimali yüksek. Ön çalışmaları araştırma görevlilerine yaptırmaya alışık bir profesör, kahvaltının ön çalışmasını da birilerinin yapmasını beklemiş olabilir. Önce böyle düşündüm. Sonra, profesör olmasa başka türlü mü davranırdı, diye sordum kendime. Yok, pek fark etmezdi. O bir erkek. Yaşamında her zaman onu kollayan, gözeten kadınlar olmuştur: annesi, ablası, kız kardeşi, karısı... Öyleyse az önceki kahvaltı serüvenini mevki farkından çok, cinsiyet farkına bağlamak, daha mantıklı görünüyor. Bir kadının “Ne yiyeceğiz?” demesi, duruma ve konuma göre, “Evde yiyecek bir şey yok.” anlamına gelebilir; “Hiç paramız kalmadı.” demek olabilir. “Bak, bugün de yemeklik bir şey getirmeden, elini kolunu sallayarak geldin eve.” diye bir sitem iletebilir. Oysa bir kocanın, karısına sorduğu, “Ne yiyeceğiz?” sorusunun anlamı tektir: “Ne pişirdin?” “Karnım aç.” diyen bir koca ve bir kadın, aynı şeyi söylemez. Kadın “Karnım aç.” diyorsa karnının acıktığını söylüyordur; ama koca bu lafı ettiğinde, karısına “Sofrayı kur.” diyordur aslında. Ayrıca, bunun ille sözle söylenmesi de gerekmez. Eve geldiğinde koltuğuna oturup gazetesini karıştıran, televizyon haberlerini izlemeye başlayan kocanın da davranışıyla söylediği bu değil midir? Aynı işte çalışan, aynı anda eve dönen bir çiftten söz ettikten sonra, birinin salona, ötekinin mutfağa yöneldiğini söylesem kimse mutfağa yönelenin hangisi olduğunu merak etmez, değil mi? Salata tabağını mutfaktan alıp masaya getiren erkek, karısına yardım ettiğini düşünüp (sadece düşünüp değil elbette, yeri geldiğinde, “Nankörlük etme! Yardım etmiyor muyum sana?” diye hesap sorup) üste çıkarak; yardımseverliğinden dolayı kendisiyle gurur duyabilir. Yalnız Türkiye'de değil, dünyanın her yerinde. Oysa yardım değil, paylaşımdır önemli olan. 21. yüzyılın ikinci on yılına girildiğinde hâlâ evlerde yemek pişiyor, bulaşık yıkanıyorsa zevkleri ve dertleri olduğu kadar bulaşığı da paylaşmak gerek.