Doğu'nun Sayfiyesi için Koruma Planı Hazar Gölü

Doğu'nun Sayfiyesi için Koruma Planı Hazar Gölü


Yıl 1937'de, Ankara'dan Diyarbakır'a doğru beyaz bir tren yola çıkar. Trenin yolcuları; Mustafa Kemal Atatürk, Şükrü Kaya, Sabiha Gökçen, Celal Bayar, Kılıç Ali ve Fazıl Ahmet Aytaç'tır. Atatürk, beyaz tren Elazığ'ın Sivrice ilçesinde bulunan Gölcük Gölü'nün yakınından geçerken treni durdurur. Ve bu güzellik karşısında hissettiklerini “Dünyanın en güzel memleketi Türkiye'dir." diyerek ifade eder. Atatürk, Gölcük'ün kenarında bulunan heybetli Hazar Baba Dağı'nı görünce, bu gölün adını Hazar Gölü olarak değiştirir. “Burası Doğu'nun Yalova'sı olmalıdır.” der ve çalışma arkadaşlarına talimat verir. Ankara'ya döner dönmez buraya uzmanlar gönderir ve çalışmaları başlatır. Ancak, Atatürk'ün vakitsiz ölümü ile bu çalışmalar yarıda kalır. 1980'li yılların başına kadar Hazar Gölü, Cumhuriyet döneminde olduğu gibi bakir güzelliğini korur. Ancak, 1980'lerde başlayan turizm sektöründeki gelişmeler Hazar Gölü'nü olumsuz etkiler. Göl, başta Diyarbakır olmak üzere bölge illerinin bir anda ilgi odağı olur. Yoğun ilgi beraberinde çarpık yapılaşmayı getirir. Göl çevresi çok hızlı bir şekilde ikinci konutlar ve kamu kurumlarına ait kamplarla dolar. Oluşan bu görüntü, Atatürk'ün Hazar Gölü düşünden oldukça uzaktır. Atatürk'ün Hazar Gölü hayaline küçük bir katkı koymak adına, 2009 yılında AnaDOKU (Anadolu Doğa ve Kültür Koruma Kooperatifi), Çevre ve Orman Bakanlığı ile birlikte Yönetim Planı çalışmasını başlattı. Bu çalışma ile hedeflenen, Hazar Gölü'nün doğal ve kültürel kaynaklarının korunarak geliştirilmesi. Bu kapsamda, 2009 yılından beri Hazar Gölü'ne teknik uzmanlarla birlikte sayısız ziyarette bulunuyoruz. Amacımız; Hazar Gölü'nün karşı karşıya olduğu sorunları tespit etmek ve çözüm önerileri geliştirmek. Bu gezilerimizden birini sizinle paylaşmak isterim. Yolculuğumuz Ankara Esenboğa Havaalanı'nda başlıyor. Bir saatlik uçuş sonrası Elazığ'a ulaşıyoruz. Havaalanında bizleri Hazar Gölü Koruma Derneği'nden arkadaşlar karşılıyor. Onlarla birlikte araçlara binerek Elazığ'ın güney doğusunda bulunan Hazar Gölü'ne doğru yol alıyoruz. Yaklaşık yarım saat sonra Hazar Baba ve Mastar dağları arasına sıkışmış Hazar Gölü'ne varıyoruz. Orada bize, gölün kıyısında bulunan Gezin Belediyesi'nin Başkanı Fethi Aydın katılıyor ve gölün özelliklerini anlatmaya başlıyor. Hazar Gölü, Türkiye'deki en derin göllerden biri. En derin kısmı 216 metre. Göl; kuş, bitki ve balık türleri açısından son derece önemli. Ulusal açıdan endemik, uluslararası açıdan ise nesli tehlike altında olan dört bitki türüne ev sahipliği yapıyor. Ayrıca, gölde sadece Hazar Gölü'ne özel, üç çeşit sığ su balığı bulunuyor. Bunlardan Hazar incisi diye adlandırılan balık türü, en önemlisi. Bu özelliklerinden dolayı göl, doğal sit alanı statüsüne sahip. Gölü gezmeye batık şehir ile başlıyoruz. Öyküsünü bize Hazar Gölü Koruma Derneği'nden Ömer Yiğit anlatıyor. Batık şehri yakından görebilmek için tarihî kalıntılara tekneyle yanaşıyoruz. Yakın zamanda enerji üretimi sonucu gölün su seviyesinin azalmasıyla beraber ortaçağdan kalma batık şehir gün yüzüne çıkmış. Yaklaşık bin yıldır su altında olan şehrin 11.-13. yüzyıllar arasında bölgede yaşayan Çubuk Beyliği'ne ait olduğu tahmin ediliyor. Yerel halk, şehrin bulunmasıyla birlikte göl için söylenen efsanenin gerçekleştiğini düşünüyor. Efsaneye göre; çok eskiden göl yakınlarında yaşayan hamile bir kadın varmış. Dönem kıtlık zamanıymış; kadın bir köye gitmiş ve mis gibi ekmek kokuları gelmiş burnuna. Dayanamamış ve köylülerden ekmek istemiş ama çok cimri olan köy halkı ona ekmek vermemiş. Bunun üzerine kadın elini evlerin eşiğine koyup "İnşallah bu köy su keser, ben de taş keserim." diye beddua etmiş. Allah duasını kabul etmiş ve köy sular altında kalmış, kadın da dağa dönüşmüş. Ömer Yiğit bize efsanede anlatılan batık şehri ve gerçekten de saçları, yüzü, karnı, ayakları, hatta elbisesinin kırışıklarıyla tam bir kadın görünümünde olan Hazar Baba Dağı'nı gösterdi. Hamile kadına benzeyen Hazar Baba Dağı ve batık şehir, görülmeye değer olağanüstü yerler. Tekne turumuzu tamamladıktan sonra gezimize göl etrafını çevreleyen karayolunu takip ederek devam ediyoruz. Hedefimiz hava kararmadan göl etrafında tam bir tur atmak. Arabayla ilerlerken yol boyu tatil siteleri ve kamu kurumlarına ait kamp alanları görüyoruz. Bu yapılar, gölün karayla olan bağlantısını neredeyse koparmış. Gölün etrafının bu hoş olmayan beton yapılarla çevrili olması üzüyor bizi. Yetkililerden, Hazar Gölü'nde son yıllarda turizmin geliştiğini ve çeşitlendiğini öğreniyoruz. Özellikle Diyarbakır'dan yoğun ziyaretçi geliyormuş. Havzanın yaz nüfusu, kış nüfusunun 10 katına kadar çıkıyormuş. Ayrıca göl etrafı, çadır turizmi yapan ziyaretçilerin de yoğun ilgisiyle karşılaşıyormuş. Ancak düzensiz yapılan çadır faaliyetleri, gölü ve çevresini kirletiyormuş. Son yıllarda havzada ulusal ve uluslararası etkinlikler düzenlediğini öğreniyoruz. Bu yıl 18. kez düzenlenen Uluslararası Hazar Şiir Akşamları etkinliğine Azerbaycan, Kosova, Makedonya gibi birçok ülkeden şairler gelerek şiirlerini paylaşmışlar. Bunun yanı sıra gölde su sporları yarışları düzenleniyormuş. Gölün etrafında tam bir tur attıktan sonra dinlenmek üzere, göl kenarında yer alan güzel ve şirin bir otele konaklamaya gidiyoruz. Yolda Ömer Yiğit ve Fethi Aydın, bize gün boyunca tanıttıkları doğal ve kültürel değerleri aslında çok iyi koruyamadıklarını anlatıyor. Hazar Gölü'nün başta plansız yapılaşma olmak üzere kirlilik, erozyon, yanlış arazi kullanımları ve yanlış turizm faaliyetleri gibi sorunlarla karşı karşıya olduğunu dile getiriyorlar. AnaDOKU tarafından yürütülen Hazar Gölü Yönetim Planı çalışması ise işte bu noktada devreye giriyor; bu sorunlarla mücadele etmek ve gölü korumak için. Çalışmaya kamu kurum ve kuruluşları, üniversiteler, STK'lar ve özel sektör destek veriyor. Gezimizi tamamlarken aklıma Atatürk'ün “Burası Doğu'nun Yalova'sı olmalıdır.” sözleri geliyor. Bu sözlere rağmen Hazar'ın maalesef yıllarca ihmal edilmiş olması içimi burkuyor. Öte yandan, Hazar Gölü Yönetim Planı çalışması ile küçük de olsa Atatürk'ün talimatını yerine getirmenin gurunu yaşıyorum.