
Merhaba, Yeni bir yıla daha girmek üzereyiz
Merhaba, Yeni bir yıla daha girmek üzereyiz. 2011'le ilgili kehanetler gerçekleşecek mi, bilemiyoruz. Yaşam bize bir şeyler öğretirken, derslerimizi alıp, sınavlarımızı vermek ve beklenen değişimi, dinamizmi yerine getirmek için kıpırdanmamız gerekecek. Kolaycılık, hazırcılık uzun dönemde ödüllendirilmiyor. Bunu biliyoruz. Öyleyse yeni yılda, önce kendimiz için harekete geçmeyi dileyelim. Dergimiz bunun için ne gerekiyorsa yapacak. Olanaklar elverdiğince demiyoruz, şartları da zorlamak istiyoruz. Bu dergiyle, yolculuğun nasıl geçtiğini anlamadıklarını, kendi gazete ve kitaplarını okumaya fırsat kalmadığını söyleyen okurlarımız bizim enerji kaynağımız. Esin kaynağımızsa, yaşamın kendisi. Yaşamımızı şenlendirecek, ufkumuzu genişletecek okadar çok şey yapılıyor ki bigane kalamıyoruz. Yaşamın çağrısına kulak veriyoruz; yaşamaya, üretmeye üşenmeyenlerin sayesinde biz de zenginleşiyoruz. Anadolu, tarih, ticaret, kültür, sanat sahnelerinde Batı'yla bağını hiç koparmamış, farklılıkları kucaklamış bir coğrafya. Savaş ve barışın iç içe yaşadığı bu topraklar, geçiş noktası ve yaşam alanı olarak önemini hep korumuş. Farklı canlı, bitki türlerini barındıran, zengin kaynaklarıyla ilgi çeken bu ülkede mucizeler de gerçekleştiriliyor. Yılmaz Büyükerşen, bozkırın ortasında, ihmal edilmiş bir kenti önce Anadolu Üniversitesi sonra da kent dokusuyla tamamen değiştirdi. Müzeleri, kültür-sanat etkinlikleri, yapay plajı, yeşil alanları, ıslah edilmiş Porsuk Çayı, estetiğiyle, Eskişehir'i bir cazibe merkezi haline getirdi. Sema Gülez Biz sonbaharı Yedigöller'de yaşadık. Yapraklar kırmızıdan sarıya dönmüştü. Işıkların söndüğü gece karanlığında, dağın başında bizi ne bekliyordu acaba? Yedigöller'de hiç ummadığımız bir konaklama, yiyecekler, tanıdıklarla karşılaşmak sürpriz oldu. Alternatif tatil ve yaşam meşakkatlerle dolu olsa da Hindiba Pansiyon bize ilaç gibi geldi. İyi ki çağırmışlar, iyi ki gitmişiz. Anlatılabilecek öyle çok öyküsü var ki bu toprakların... Tartışalım, eğlenelim, eleştirelim, öğrenelim, hayal gücümüzü devreye sokalım, gerçekleri silkeleyelim. Ama üretilenlere şiddet ve hiddetle yaklaşmayalım. Ne oyunlar, öyküler, filmler, senaryolar, kurgular, romanlar, yaşanmışlıklar, yaşanmamışlıklar çıkar gerçekten de. NBA gibi dev bir takıma oyuncular çıkaran bir ülkeden umutluyuz biz. "24 santimden küçük lüfer almayalım." çağrısına kulak verelim. "Sürdürülebilir yaşam, kalkınma ve paylaşma" diyelim. İnsanlığa güvenelim. Derinlerdeki güvenme arzumuzun, güvenerek yaşama konforumuzun, yaşamsal pratiklerle gölgelenmemesine, endişelerimizin tuzağına düşmeden ömrümüzü idrak etmemize fırsat verelim.