Yolculuk Dergisi 78. Sayı

KENTTARİHİ Yazı: Mehmet Ali Kılıçbay Afrika, Nil ve Akdeniz: İşte Kahire


Eski Mısır'ın MÖ 2700-2200 yılları arasındaki dönemine Eski İmparatorluk adı verilir. Eski Mısırlıların bizzat kendilerinin bir altın çağ olarak andıkları bu beş yüz yıllık dönem, gerçekten de firavunlar Mısır'ının ihtişamının ve kurumlarının ana gövdesinin üretildiği dönem olmuştur. Eski Mısır'ın bu en ihtişamlı dönemi, Memfis adındaki kentin çevresinde yaşanacaktır. Eski Mısır İmparatorluğu'na bu beş yüzyıllık dönem boyunca başkentlik yapan Memfis, Eski İmparatorluk sona erip, artık başkentlikten düştükten sonra bile milada yaklaşılan yıllara kadar hep çok önemli bir şehir olarak kalmayı başarmıştır. Ama MÖ 30 tarihinde Roma'nın Mısır'ı ele geçirip, imparatorluğunun içinde bir eyalet statüsüne indirmesiyle, kent yavaş bir süreç içinde gerileyecek ve sonunda harabeye dönüşecektir. Romalıların MS 4. yüzyılda burada bir kale kurmaları da Memfis'i kurtaramayacak ve kent tamamen tarihe gömülecektir. Mısır, Bizans döneminde de bir vergi deposu olarak görülmüş ve ihmal edilmiştir. Ancak ülkenin Müslüman Araplar tarafından 641 yılında fethedilmesinden sonra, orduların komutanı Amr bin el-As, tam da Romalıların Memfis'in yerine yaptıkları kalenin biraz kuzeyinde Fustat kentini kurdurmuş; Halife Ömer'in emriyle, İskenderiye'deki başkent bu yeni şehre taşınmıştır. Böylece Memfis'in kendisi değilse bile ruhu yeniden hayata dönmektedir. Mısır'ın ilk camisi olan Amr bin el-As Cami de burada inşa edilmiştir. Burası, Kahire'nin İslam âlemindeki öncelikli yerinin oluşmasında büyük bir rol oynayacak önemli bir eğitim kurumu olarak da hizmet vermiştir. Ancak Abbasiler, 750 yılında Emevileri devirerek halifeliği ele geçirince, Mısır'ın başkentini Fustat'ın biraz kuzeyinde yeni kurdukları bir kent olan el-Askar'a taşımışlardır. Daha sonra Mısır'a egemen olan Türk kökenli Tolunoğulları da başkenti bir kez daha taşıyarak, 868 yılında daha da kuzeydeki el-Kattai'ye götürmüşlerdir. Abbasiler, 905'te Mısır'ı yeniden ele geçirince, bu sefer el-Askar'a değil, Fustat'a başkentlik onurunu vermişlerdir. Orta Doğu'nun her yerinde olduğu gibi, Mısır'da da hanedan savaşları bir türlü sona ermediği için, bu kez Cevher es-Sakali komutasındaki Berberi birlikleri Mısır'ı ele geçirip, Fatımi hanedanını kurunca, Fustat'ın kuzeyinde yeni bir müstahkem kent oluşturulmuştur. Buranın inşası dört yıl sürmüş, önce el-Menşuriye adını almış, sonra da el-Kahire (kahreden, yok eden, üstün gelen, muzaffer) adını almıştır. Böylece Kahire, tarih sahnesine çıkmıştır. Fatımi halifeliğinin başkenti olan Kahire, aynı zamanda İslam âleminin en büyük ilahiyat yüksek okulu olan el-Ezher Külliyesi'nin de inşaatına sahne olmuştur. Emeviler ve Abbasilerin tersine Sünni değil de Şii mezhebinin İsmailiye kolundan olan Tunus kökenli Fatımiler, Bağdat'taki halifeliğin yanı sıra kendilerinin asıl halife olduğu iddiasıyla İslam âlemindeki büyük bölünmelerden birine imza atmışlardır. 1168'de Haçlıların Mısır'ı ele geçirme girişimleri esnasında, Batılı şövalyelerin iyice yaklaşması üzerine, Kahire'yi korumak amacıyla Fustat yakılmış, yıkılmış; Haçlıların çekilmesinden sonra ise Kahire, Fustat harabelerini olduğu kadar, iki eski başkent el-Askar ve el-Kattai'yi de içine alacak kadar genişleyerek, İslam âleminin en ışıltılı kentlerinden biri olma yolunda hızlı adımlarla ilerlemeye başlamıştır. Ama kaçınılmaz olan gerçekleşmiş, Fatımi iktidarı iç çekişmelerden ötürü zayıflamıştır. Bu ortamda, Haçlılara karşı yürüttüğü savaşlarla ünlenen Selahaddin Eyyubi, 1168'de Mısır baş vezirliğine atanmış, iki yıl sonra da iktidarı, sonuncu Fatımi halifesi el-Aziz'den devralmıştır. Selahaddin Eyyubi, Fatımilerin tersine kendini halife ilân etmemiş, Sünni olduğu için Bağdat halifesine bağlı olduğunu ilân etmiş, ama Mısır'ın ilk sultanı olarak Eyyubiler hanedanını kurmuş, hem Kahire hem de Şam'da üslenen bir devlet oluşturmuştur. Böylece Mısır'ı, Bağdat'taki Abbasi halifeliğine bağlamıştır. Bu arada Kahire'nin ünlü kalesini de o yaptırmıştır. Bu kale, 19. yüzyıl sonuna kadar Mısır'ın yönetildiği bir tür kale-hükümet alanı olarak kalacaktır. O tarihlerde bütün İslam ülkelerinde uygulandığı üzere, Mısır'da da Türk kökenli köle askerler çok revaçtadır. Mısır'da bunlara Memluk denilmektedir. Bu askerler köle kökenli olmakla birlikte büyük bir güce hükmetmektedirler. Nitekim bu Memluklar (veya Kölemenler), 1250'de ellerindeki askerî gücü kullanarak Mısır'ı ele geçirmişler, bir hanedan hâlinde örgütlenerek Kahire'de üslenmişlerdir. İktidara geldikten sonra kentte müthiş bir imar faaliyetine girişmişlerdir. Bunun sonucunda Kahire, hem çok genişlemiş hem de merkez kesimlerinde çok iyi bir alt yapıya sahip olmuştur. Bu süreçte Kahire, İslam dünyasının başlıca eğitim ve düşünce merkezlerinden biri hâline gelmiştir. Nil Nehri üzerinde bulunan kent, ticaret yollarının ana damarı Akdeniz'e çok kolaylıkla ulaşabildiği gibi, Arap yarımadası ve Afrika'nın içleriyle de kolayca temas kurabilme olanağına sahiptir. Buna bir de yeterli altyapı eklenince, Kahire, ortaçağın ortasında, Asya ile Avrupa arasındaki baharat ticaretinin başlıca kavşaklarından biri hâline dönüşmüştür. Kentin nüfusu, 1340'ta yarım milyona ulaşmış durumdadır. Bu da onu, Çin'deki kentler dışında, dünyanın en kalabalık kenti hâline getirmektedir. İslam dünyasının bu çok önemli şehrinin öyküsüne, gelecek sayılarda devam edelim…