
SAYFALARDAYOLCULUK Yazı: Fatih Balkış Peter Handke'nin Yalnız Bireyi P
SAYFALARDAYOLCULUK Yazı: Fatih Balkış Peter Handke'nin Yalnız Bireyi Peter Handke, 6 Aralık 1942'de Avusturya'da doğdu. 1965'te Graz Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Öğrenciliği sırasında, Forum Stadtpark adıyla bir araya gelen genç edebiyatçılar topluluğuna katıldı. Üniversiteyi bitirdiği yıl ABD'ye gitti. Orada yerleşik edebiyata yönelttiği eleştirilerle büyük ilgi topladı. Avrupa'ya döndükten sonra Almanya'nın çeşitli kentlerinde ve Paris'te yaşadı. 1967'de Hauptmann Ödülü'nü, 1973'te Büchner Ödülü'nü daha sonra da Kafka Ödülü'nü kazandı. Özellikle 2. Dünya Savaşı sonrasında oluşan refah toplumuna karşı aldığı tavırla dikkat çekti ve "yazarın fildişi kuleye çekilme hakkı"nı savundu. Handke'nin dünyasındaki bu zenginlikler, romanlarını ve oyunlarını tamamlayan öğeler olarak geri döner. Onun yıkıcı ve şoke edici tiyatrosuna giden izleyiciler, sahneden kendilerine yönelen suçlamalarla, hatta küfürlerle karşılaşırlar. Kaspar adlı oyuna gittiklerinde ise kendilerinin nasıl başkalarının replikası olduklarını ayrımsarlar. Handke'nin amacı, dilin klasik kullanımına karşı çıkmaktır. Dilin yapısını, etkisini, işleyişini inceleyerek, Sartre'ın "dilin gerçekleri yansıtan bir cam olduğu" görüşüne karşıdır. Böylece hiçbir öyküye bağlı kalmadan dilin işleyişi üzerinde düşünce üretir. Handke'ye göre öykü, insanı kendinden, kendi gerçeklerinden uzaklaştırmaktadır. Çünkü kullanıldıkça aşınıp tükenen, yalnızca okuyucunun alışılagelmiş beklentilerini yerine getiren, onun hoş vakit geçirmesini sağlayan ölü bir yazın aracına dönüşmüştür. "Bir yazar ne denli ilerici olursa olsun, geçerliliğini yitirmiş bu öykü anlayışına bağlı kaldığı sürece, sakalı uzamış, bildik yaşantıları yinelemekten öteye geçemeyecek, başka bir deyişle hiçbir eleştiri, hiçbir yenilik getiremeyecektir. Yazdığı her şey bir tüketim aracına dönüşecektir." Handke'ye göre yeni bir deneyim, yeni bir yaşantı ancak ozamana değin görülmemiş, alışılmamış yepyeni bir biçimle dile getirilebilir. Bu ay Handke'den seçtiğim iki roman da refah toplumunun bireyi yalnızlaştıran ve hatta onu sapkınlaştıran tutkularla dolu bir dünyaya sürüklediğini gösteriyor. Bazen kalkınmak, zenginleşmek, insanı gerçek doğasından amaçsızca uzaklaştırıyor. Handke de modern toplumlardaki bu açmaza işaret ediyor. Kalecinin penaltı anındaki endişesi Viyana'da bir sinemada çalışan kasiyeri hiçbir neden yokken öldürüp, bir köye kaçan, eski bir kalecidir Joseph Bloch. Şizofreninin elinde kıvranmakta olduğu kuşkusuzdur ama Handke'nin yapmak istediği belli bir ruhsal bozukluğu irdelemek değildir. Bloch, hastalığının sonucu olarak, dış dünyayla olan ilişkimizin temelini oluşturan alışılagelmiş algılama ve yorumlama biçimlerine yabancı ve dolayısıyla artık toplumun üstündeki baskısından kurtulmuş, bir yandan kişiliği çözülürken bir yandan da garip ve korkunç bir özgürlük bulmuştur. Her şeye, penaltı bekleyen bir kalecinin şüpheciliğiyle bakar ve gözüne çarpan her ayrıntıyı belli bir sırayla bir araya getiremez. Roman boyunca hemen hemen hiç konuşmaz. Bir keresinde kaleye çarpıp dilini yaralamıştır. Kaybolan çocuğun hemen bütün arkadaşlarının konuşma bozuklukları vardır. Kasiyer kızla konuşurken ona Stumm (dilsiz) adında birinden bahseder. Öyle ki Handke, kelimelerin yetmediği bir bölümde bunu daha çok hissettirmek için şekilleri kullanır romanda. 114 Yolculuk