
SAYFALARDAYOLCULUK Yazı: Fatih Balkış Roman Sanatında Gelenekten Modernliğe Üç
SAYFALARDAYOLCULUK Yazı: Fatih Balkış Roman Sanatında Gelenekten Modernliğe Üç Roman Roman sanatının günümüzdeki en önemli temsilcileri, küçük hikayelerin peşinden gidiyor yeniden. Bu küçük hikayeler, içlerinde küçük ama karmaşık yaşamların detaylarını taşıyorlar ve güçlerini kendilerine dönük bir dünyanın bir aradalığından alıyorlar. Roman sanatı; giderek olaysızlığa, kurgu sıçramalarından uzağa, betimlemelerden ve ifşa etmekten kaçınıp, okurun kendini yapayalnız hissedeceği bir dünya bırakıyor geride. Böyle olması için pek çok neden gösterilebilir ya da günümüzün sosyo-ekonomik koşullarının varlığı ileri sürülebilir. Ama sanırım burada belirleyici olan, yazarların kendi yazarlık tanımlamalarını, giderek "küçülen bir şey"e dönüştürmeleridir. Bu gözlemleri ifade ederken, hala belli bir edebiyat geleneğinin parçası olarak kalabilen, ama minör bir edebiyat yaparak, minör etkiler bırakan yazarlardan söz ediyorum. İsviçreli Suter, böylesi yazarlardan yalnızca biri. Martin Suter, Türkçedeki üç romanıyla bize Avrupa roman geleneğinin küçük bir panoramasını sunarken, aynı zamanda ülkesi İsviçre'nin Dürrenmatt ve Frisch gibi usta kalemlerinden devralınmış bazı temaları yeniden irdeliyor. Bu temaların başında; her seferinde bıkıp usanmadan, hem Dürrenmatt'ın ele aldığı, "yazgısından kaçamayan küçük insan sorunsalı" hem de Frisch'in bir edebi döngüye dönüşen "kimlik reddi" meselesi yeniden inceleniyor. Savaşın hemen ardından kendi özgürlüğünün peşine düşen ama bunu ekonomik çıkarlarıyla özdeşleştiren küçük adamın ardından gelen bir kuşağın temsilcisi Martin Suter. Onun roman kahramanları da artık fantastikleşmiş liberal dünyanın çarkları arasında sürekli yer değiştiren ve bu kez özgürlük alanlarını kendi ortamlarında oluşturan insanlardan oluşuyor. Meslekleri ne olursa olsun, küçük bir farklılıkla, yaşamlarının öteki yüzünü bir gecede anlayan ya da "öteki"ne bir gecede dönüşebilen hafiflikte olan bu kişiler, çağın tragedyasını yaşayan kahramanlar olarak da nitelendirilebilir. Oysa bizim alışkın olduğumuz şey, kimliğimizi tehdit eden her şeye karşı savaşmak ve kaybedilse bile onurlu bir mücadele vermektir. Suter, günümüzü ele alırken çok eski bir temayı, "Doktor Jeykl ve Mr. Hide" prototipini hemen hemen bütün romanlarında yeniden gündeme getirir. Kuşkusuz bu tema, başka bir alternatifi olmayan ve benliğin ya da başka bir deyişle kendini bilmenin vardığı ve ancak kişisel çabalarla irdelenebilecek bir kendi benliğine dalma eylemini öne çıkarır. Daha en başında temalarını belirlemiş ve büyük kollardan yayılıp, kendi küçük sığınaklarında kendine yeni özgürlük alanları oluşturmuş olan bu roman geleneğinin, kendi içinde tutarlı izlerini sürmek olasıdır. Martin Suter'i anlamak için, gerçekten hiçbir şey olamadan kendi içsel karmaşalarında yiten kahramanları değil, tam tersine yaşama tutunmuş ve hatta belli bir yaşam zevki edinmiş bu insanların, belli kırılma anlarına odaklanmak gerekir. Bu ay ele alacağım üç romanın da ortak özelliği, hayatın haz veren detaylarının öne çıkarılması ve bu hazzı yaşayan kahramanların küçük ya da büyük değişimlerinin anlatılmaya değer hale getirilmesidir. İsviçre, Avusturya, Alman edebiyatının tipik göstergesi olan bakış açısı, mesafe ve olayları can alıcı bir zenginlikte anlatabilme gücü, kuşkusuz Suter'in de önemli silahlarından biridir. Böylece Suter, bu doğal manzara içinde kendi yaklaşımını aynı zamanda düşünsel bir zemine de oturtmayı başarır. Kimliğin reddi, metamorfoz gibi tematik imgelerle 116 Yolculuk