Yolculuk Dergisi 76. Sayı

Safo, Venezis ve Bizimkiler


GEÇENGÜNÖMÜRDENDİR Yazı: Feyza Hepçilingirler Safo, Venezis ve Bizimkiler Ayvalık'ta geçirdiğim yazlarda, "Karşısı Midilli!" diye kim bilir kimlere, kim bilir kaç kez gösterdim. Sarımsaklı'daki evimin balkonundan geceyse ışıklarını, gündüzse binalarını gördüğüm karşı kıyıya gitmeyi ise ancak başarabildim. Ayvalık'tan bir buçuk saatte ulaşılabilecek yakınlıkta, 20 - 25 avro; demek ki 40 - 50 liraya gidilebilecek ucuzlukta olmasına karşın şimdiye dek niye gidemedim? Ne zaman gitmeye niyetlensem vize işlemlerinin zorluğu gözümü yıldırdı da ondan. Evraklar hazırlanacak, sigorta yaptırılacak, konsolosluktan gün alınacak; konsolosluk önünde kuyruğa girilecek... Ne sabrım bu kadar uzun işlemleri yapmaya yeterdi, ne de zamanım. Her seferinde vazgeçmek daha kolay geldi. Anneannemle dedemin doğduğu, büyüdüğü, Mübadele adı verilen nüfus değişim programıyla bu yakaya göçmek zorunda bırakıldıkları zamana dek yaşadıkları yerleri görme şansına ancak yeşil pasaporta vizesiz geçiş hakkı sağlanınca ulaşabildim. Adanın görülmeye değer hemen her yerini görme, gezme fırsatım oldu. Dedemin köyüne de gittim elbette. Adaya geliş amacım oydu. Aradan doksan yıla yakın zaman geçmişken, hakkında pek az şey bildiğiniz bir evi aramaya kalkmak pek akıl karı değildi. Yine de insanlar, ellerinden geleni yaptılar. Sonuçta, aklımda kalan tanımlara uyan iki ev buldum. Belki onlardan biriydi, belki de çoktan yıkılıp gitmişti. Öyle ya, caminin yerinde yeller esiyordu, minarenin yarısından azı kalmıştı. Adada kuşaklar değişirken, Türklerle Rumların birlikte yaşadıkları dönemi anımsayan bile kalmamışken dedemin evi nasıl ayakta kalabilirdi? Köyün en yaşlısının "Türklerin adadan gittikleri yıl" doğduğunu öğrenmek, bütün umudumu yok etti zaten. Adanın her koyu ayrı bir tatil köyüydü sanki. Denizin sıcağı, soğuğu; derini, sığı; her çeşidi... Sahilin kumsalı, çakıllısı, her zevke sesleneni... Tatili Ayvalık'ta da yapardım ama burada görmek Aistediğim yerler vardı. Birini görmüştüm. Neo Kidonya: "Yeni Ayvalık". Bizimkilerin oradan buraya göçmesi gibi, Ayvalık'tan Midilli'ye göçmek zorunda bırakılan Rumlar da Midilli'de doğdukları yerin benzerini kurmak istemişler. Neo Kidonyalıların öğle uykusunda oldukları bir öğle vakti uğramışız. Sokaklar bomboştu. Midilli'de hemen her köyün deniz kıyısında "skala" (iskele) dedikleri küçük bir yerleşimi daha var. Neo Kidonya'nın skalası da kendisi kadar tenhaydı. Denize girmiş, güneşlenen bir anneyle kızından başka kimse yoktu ortalıkta. Ayvalık'tan gönderilişlerini "Venezis'in Evi" adlı öyküde anlattığım İlias Venezis'in, her baktığında görebilsin diye, Ayvalık'ın tam karşısındaki bir köyde yaşadığını duymuştum. Öyle değilmiş. Eftalu'daymış evi. Eftalu'dan bakınca Ayvalık görünmez ki! Çanakkale, Ezine tarafları görünebilir belki. Bir de Safo var. Tarihin en eski kadın şairlerinden biri. Kendi cinsine yönelik eğilimleri nedeniyle "lezbiyen" sözcüğünün bir anlamda isim anneliğini yapmış. "Lezbiyen", bizim Midilli dediğimiz adanın "Lesvos / Lesbos" biçimindeki adından türetilmiş. Adayı tanıtan kitapçıkta Safo'nun yaşadığı Eresos'un bir eşcinsel cenneti olduğu, kadınların kadınlarla, erkeklerin erkeklerle el ele dolaştığı yazıyordu. Issız ve çorak dağlardan, toprak yollardan, en sonunda da köyün üst başında dinsel bir yortu için toplanmış kalabalığın arasından geçip bin bir güçlükle Eresos'a vardık; ama sonuç, hayal kırıklığı! Eresos, hiçbir özelliği olmayan, dar sokaklı, bol yokuşlu sevimsiz bir dağ köyü. Safo burada mı yaşamış? Safo'nun yaşadığı dönemde köyün "skala" denen iskelesi de yoktu herhalde. Yine de gelmişken oraya uğramalıydık. Oo! Skala Eresos cennet gibi; ama tanıtım kitapçıklarında söylendiği gibi bir cennet değil. Doğasıyla, şurup gibi bir akşamın tadını çıkarmayı bilen insanlarıyla bir cennet. Ne yazık ki Safo, adını almış bir emlak komisyoncusunun reklamından başka yerde, orada da yoktu. 8 Yolculuk