Anadolu Kültüründe İncir Ağacı

Anadolu Kültüründe İncir Ağacı


İncirin anavatanı Anadolu'dur. İncir, Ficus carica olan bilimsel adını, ülkemizin Muğla ve Aydın yöresindeki Karya uygarlığından almış olup, Türkçeye “Karyalı incir” olarak tercüme edilebilir. Anadolu yazılı kaynaklarında incir ile ilgili metinleri ilk olarak Hititlerde görmekteyiz. Hitit ritüel uygulamalarında incirle yapılmış kurbanlık kalın ekmekler bölünerek tanrıçaya sunulmakta, bu sunu yapılırken de “Sen güçlü tanrıça, ye!” şeklinde seslenilmektedir. Bereket Tanrısı Telipinu öfkelenerek insanları terk edince ortaya çıkan kıtlığı gidermek için, Bereket Tanrısı'nın hiddetini dindirerek onun tekrar dönmesi amacıyla yapılan büyüde, hoş ve yumuşatıcı meyvelerden incir sunusu yapılmaktaydı. Bu sunu yapılırken “Nasıl ki incir meyvesinde bin tohum saklıdır, Telipinu sen de içinde binlerce iyilik saklayasın.” gibi çok hoş ve insancıl dualar edilmekteydi. Yaz sonu ve güz başlangıcında incir ağacının lezzetli meyvesini tadabilirsiniz. Harika bir tadı vardır taze incirin. Kimi meyvesinden meyve özü sızar dışarıya doğru. İçini açıp baktığınızda ise kırmızı bir bölümde yüzlerce tohumunu görürsünüz. Hem görsel hem de tat açısından büyüler sizi bu kutsal meyve. Karya uygarlığında incir, kutsal bir ağaçtı ve Ana Tanrıça'nın kendilerine verdiği bir armağan olarak görülürdü. Antik çağlarda da incir, Tanrıça Demeter'e özgülenmişti. Demeter, aynı zamanda buğdayın ve ekmeğin de tanrıçasıydı. Batı Anadolu'da ekmek pişiren kadınlar, pişen ekmeklerin üzerini hâlâ incir yapraklarıyla örterler. Yeni pişmiş ekmek ile incir yaprağının hoş kokusu birbirine karışır. Ekmek yapımında ekmeğin ve incirin bir araya getirilmesiyle nefis ekmek kokusuna incir yaprağının hoş kokusunun karışması, ekmek pişirme sürecinin antik inanca ilişkin kültürel kaynakları hakkında ipucu vermektedir. İncirin ana tanrıçalara özgülenmesinin nedenlerinden biri bu meyvenin kadın imgesini çağrıştırması, bir diğeri de yaprağının biçimidir. İncir yaprağı, beş çıkıntıdan oluşur ve insan eline benzer. Anadolu Ana Tanrıçası Kibele'nin simgesi beş parmaklı el olup, kutsal sayısı da beştir. Beş parmaklı el ayrıca kadın rahmi ile ve başak şeklindeki bitkilerle özdeşleşir. Sanat eserlerinde incir yaprağının Adem ve Havva'nın mahrem yerlerini kapaması bir rastlantı olmayıp, bu betimin kaynağı Anadolu'nun paleolitik ve neolitik çağ uygulamalarıdır. İncir de buna bağlı olarak üreme ve doğurganlık kavramıyla özdeşleşmektedir. İncir meyvesinin besin değerinin yanı sıra incir yaprağı koparıldığında içinden akan özütün, günümüz Anadolu'sunda taze sağılmış sütün içine damlatılmasıyla süt mayalanarak “teleme” denilen yemek elde edilir. İncir, peynir mayası olarak kullanılan bitkilerin de başında gelir. Peynir yapımında, çoğu kez incirin yapraklarından ve meyvesi koparıldığında gövdesinden çıkan sütten yararlanılmaktadır. Bu beyaz renkli ve kıvamlı sıvı, ılık sütün içine damlatılarak sütün pıhtılaşması sağlanmaktadır. Bu yöntemle hazırlanan peynirler olgunlaştırılmak istendiğinde de içinde incir yaprakları olan bir kapta bekletilir. Kibele'nin diğer bir adı olan Meter Dindymene, “dinda” (emziren, süt veren ana) kelimesinden türetilmiştir. Dolayısıyla bünyesinden çıkan sütten dolayı da incir Tanrıça ile özdeşleşir. Ortadoğu mitolojisinde de incir, sapından süt çıkması dolayısıyla doğurganlıkla ilişkilidir. Ancak inciri Ana Tanrıça'nın ağacı yapan ve kutsallaştıran asıl neden, meyvesinden peynir mayasının yanı sıra ekmek mayası da elde edilmesidir. Özellikle ekmek mayasının, ekmeği mayalama süreci ile kadın doğurganlığı arasında, gerek antikçağ gerekse günümüz kültüründe paralellik kurulmaktadır. İncirle birlikte Anadolu'da meşe palamudu ve meşe külü de ekmek mayası olarak kullanılır. Aydın'ın Söke ilçesinde incir ağacı dalının külünden “tatlı maya” adlı ekmek yapılır. Mayalanan hamurun ekmek teknesinde kabarması ve şişmesi, aynen hamile kadınların karnı gibi hamurun büyümesi, hamuru büyüten bitkinin doğurganlık ve bereket ile dolayısıyla Ana Tanrıça inancıyla ilişkilendirilmesine sebep olmuştur. Özellikle sütün ve hamurun mayalanmasını sağlayan bitkiler, Ana Tanrıça ritüellerinde de kullanılan bitkilerdir. Hamile kalan günümüz Anadolu kadınları “mayalandım” diyerek, hamile kaldıklarını anlatırlar. Bu da mayanın hamuru taşırması gibi kadınların karınlarının büyüdüğünü, mayalanma ile hamile kalma süreçlerinin özdeşleştiğini gösterir. Ayrıca günümüz Anadolu'sunda geç yaşta hamile kalan kadınların doğurdukları bu çocuklara “tekne kazıntısı” denir. Ekmek teknesinin dibinde kalan hamurdan son ekmeğin yapılması ile kadının son yumurtalarının döllenmesiyle yapılan çocuk özdeşleştirilmektedir. Bu özdeşliği sağlayan mayalanma ise meşe ve incir ağacı ile yapılır. Nitekim Türk kültüründe ve Anadolu'da çocuğu olmayan insanlar meşe veya incir gibi ağaçlardan bir parça alırlar. Bu parçayı evde hamur teknesine mayalanma amacıyla katarlar ve bu işlemden sonra çocuğa kavuşacaklarına inanırlar. Görüleceği üzere gerek Anadolu ve gerekse Türk kültüründe, incir ve meşe ağaçlarının sütünün, hamuru mayalama özelliği, kadınların hamile kalma süreçleriyle ilişkilendirilmesine neden olmuş, bu durum onları doğurganlıkla ilgili tanrıçaların özel ağacı konumuna yükseltmiştir. İncir ağacının kadınların döllenmesi ile ilişkisinin olduğu düşünülmesi nedeniyle, Roma İmparatorluğu çağında sadece kadınların katıldığı bir incir bayramı kutlanırdı. Bu bayramda incir yapraklarından yapılan kulübelerde kadınlar için ziyafetler düzenlenirdi. İncir ağacının doğurganlıkla ilgili olduğu inancına dair uygulamalara, günümüz Anadolu'sunda da hâlâ rastlanmaktadır. Kayseri'nin Yahyalı ilçesi ve Safranbolu dolaylarında incir ağacı, yakana uğursuzluk getirdiğine inanıldığı için yakılmaz. Safranbolu'da geceleyin incir ağacının dibinden geçilmez. Balıkesir'in Kürse köyünde, incir ağacı altında yatanı, şeytanın çarpacağına inanılır. Bandırma'da geceleyin incir ağaçları altına kirli sular dökülmez, dibine işenmez. Loğusa annelerin sütü fazla olursa, bu süt, soğan, sarımsak kabuğu ve bir parça çörek otu ile beraber incir ağacının dibine dökülür ve gömülür. Gömülmezse bunun uğursuzluk getireceğine inanılır. Şanlıurfa'da incirin genç dalları, nohut büyüklüğünde kesilerek boyuna kolye şeklinde asıldığı zaman, yüzdeki yaraları ve sivilceleri iyileştirdiğine inanılır. İncir dalının nohut büyüklüğünde kesilmesinin nedeni; nohut bitkisinden de maya elde edilmesi, dolayısıyla bu iki bitki arasında işlevsel bir benzerlik kurulmasıdır. Bazı yörelerde incir yiyen kadınların güçlü ve cesur oğlanlar doğuracakları inancı yaygındır. İncir ağacımız, hoş kokulu olması, meyvelerinin besin değeri, dekoratif görünümü, yapraklarından çıkan sütten ilaç yapılması ve maya kaynağı olmasıyla, Anadolu inanç ve kültürlerini derinden etkilemiştir. Bir gün yolunuza ele benzeyen yapraklarıyla bir incir ağacı çıkarsa, uzatın ona elinizi, kucaklayın gövdesini, yapraklarına sürün başınızı, bir insana sarılır gibi sarılıp koklayın; onun bir ağaçtan daha fazla bir şey olduğunu hissedeceksiniz.